TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ [www.anayasa.gen.tr]

 


Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metodolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999, s.134-141 (www.anayasa.gen.trahkavrami.htm; 15 Mayıs 2004)


Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

 

 


ANAYASA HUKUKU KAVRAMI

 

 

Doç. Dr. Kemal Gözler
 

 

 

Bir bilimdalı her şeyden önce kendisine ve inceleme konusuna doğru bir isim vermelidir. Bu bölümde, Fransızca droit constitutionnel  ismi verilen bilimdalı ve Fransızca constitution ismi verilen bu bilimdalının konusu için Türkçede kullanılan terimler incelenecektir. Açıkçası bu bölümde “anayasa” ve “anayasa hukuku” terimlerini inceleyeceğiz. Bunu yaparken de bu terimleri hukukî-teknik anlamda tanımlamayacağız. Burada sadece dilsel olarak bu terimlerin anlamını araştırıp, bu bilimdalının kendisini ve konusunu ifade etmek için uygun terimler olup olmadığını tartışacağız.

A. “Anayasa” Terimi

“Constitutio”.- Latincede bir constitutio kelimesi vardır. Ancak bu kelime, devletin temel kuruluşunu değil, imparatorun özel bir işlemini, emirnamelerini ifade eder[2].

“Consti­tu­tion”[3].- Fransızcada “anayasa” kelimesinin karşılığı olarak consti­tu­tion kelimesi kullanılıyor[4]. Bu kelime constituer fiilinden türemiş bir isimdir. Constituer fiili ise “oluşturmak, teşkil etmek, meydana getirmek, kurmak, tesis etmek” anlamlarına gelmektedir[5]. O halde constitution’u “oluşum”, “kuruluş” olarak Türkçeye çevirebiliriz. Petit Robert de constitution için (genel anlamda) şu üç açıklamayı yapmaktadır: (1) Kurma eylemi (action d’établir); (2) Bir şeyin oluşum tarzı (manière dont une chose est composée); (3) Bir bütünü oluşturma eylemi (action de constituer un ensemble)[6].

“Kanun-ı Esâsî”[7].- Ülkemizde 1876 tarihli ilk Anayasa, “Kanun-ı Esâsî” ismini taşımaktadır. Tarık Zafer Tunaya’nın not ettiğine göre, Fransızca constitution karşılığı “kanun-ı esasî” kelimesinin kullanılmasını ilk defa Sadrıazam Mehmet Sait Paşa önermiştir[8]. “Esâsî”, “asıl ve temele mensup, esasla ilgili” demektir[9]. O halde “kanun-ı esâsî”, “asıl kanun”, “temel kanun” demektir.

“Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu” [10].- 1921 Anayasasına “Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu”[11] ismi verilmiştir. 1921 Anayasasına “Kanun-ı Esasî” değil de, “Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu” ismi verilmesinin nedeni her halde, herhalde 1876 Kanun-ı Esasîsinin yürürlükten kaldırılmamış olmasıdır. Tunaya’ya göre, “TBMM'nin ilk dönemi, 1921 Kanunua tek anayasa gözüyle bakmadığı için, ona organik bir iisim bulmuştu”[12]. 1876 Kanun-ı Esasîsini ilga eden 1924 Anayasası da her nedenese “Kanun-ı Esasî” ismini değil “Teşkilât-ı Esasiyye Kanunu” ismini aldı.

“Anayasa”.- 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu” 1945 yılında “mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş” ve yerine 10 Ocak 1945 tarih ve 4695 sayılı “Anayasa” kabul edilmiştir. Bu Anayasa, 1952 yılında kaldırılarak, 1924 tarihli “Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu” tekrar yürürlüğe konulmuştur. 1961 ve 1982 Anayasalarımızın başlığı “Anayasa”dır.

Değerlendirme.- “Teşkilât-ı esâsiyye kanunu” terimi “kanun-ı esâsî” terimine nazaran Fransızca constitution kelimesine daha uygundur. Yukarıda constitution’un “oluşum, kuruluş” anlamına geldiğini belirtmiştik. O halde, 1920’lerin Türkçesiyle “teşkilât”, constitution kelimesi için yerinde bir çeviridir. Herhalde bu “teşkilât”a, onu özel teşkilâtlardan ayırmak amacıyla ve 1876’nın mirasıyla bir de “esâsiyye” sıfatı eklendi. Böylece “teşkilât-ı esâsiyye” veya “esas teşkilât”, Fransızca constitution kelimesinin doğru bir karşılığı olarak dilimize yerleşti. Bugünkü Türkçeyle “esas teşkilât”, “temel kuruluş”, “ana kuruluş” demektir.

1920’lerde “Teşkilât-ı esâsiyye” veya “esas teşkilât” kelimelerine bir de kanun kelimesini eklemekte bir sakınca görülmemişti. Böylece esas teşkilatı düzenleyen kanuna da “teşkilât-ı esâsiyye kanunu” veya “esas teşkilât kanunu” denmişti. Keza, Fransızcada da constitution kelimesi ile kanun anlamına gelen loi kelimesinin birlikte, sıfat tamlaması şeklinde kullanıldığı da olur. Loi cons­titutionnelle, anayasal kanun demektir. Bu aslında “esas teşkilât kanunu”ndan başka bir şey değildir.

“Anayasa” tabiri ise yukarıda belirttiğimiz gibi, 1924 Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu için 1945-1952 yılları arasında ve 1961 ve 1982 Anayasalarımız için kullanılmıştır. Bülent Nuri Esen’in belirttiğine göre, “anayasa” terimini ülkemizde ilk kullanan, 1930’lu yıllarda Jandarma Subay Okulunda esas teşkilât hukuku dersi okutan Osman Nuri Uman’dır [13].

“Anayasa” terimi “ana” ve “yasa” kelimelerinden oluşmuş bileşik bir kelimedir. “Yasa” kanun demektir. “Ana” ise bilindiği gibi yavruyu doğuran dişidir. Bu anlamda “anayasa” “yasaların anası”, yani “yasaların kendisinden doğduğu yasa” anlamına gelmektedir.

B. “Anayasa Hukuku” Terimi

Fransızcada “anayasa hukuku” karşılığında droit cons­titutionnel terimi kullanılmaktadır. Bu terim sıfat tamlaması şeklindedir. Droit “hukuk” demektir. Constitutionnel ise yukarıda anlamını açıkladığımız constitution isminin sıfat halidir.

1. “Hukuk-ı Esâsiyye”

Ülkemizde droit constitutionnel yerine ilk önceleri “hukuk-ı esâsiyye” tabiri kullanıldı. Bu tabir başlangıcından 1930’lu yılların sonuna kadar istikrarlı bir şekilde kullanılmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yazılmış anayasa hukuku kitapları bu başlığı taşımaktadır[14]. Baştan bu terim tamlama şeklinde “hukuk-ı esâsiyye” olarak kullanılırken sonraları, tamlama şekli kaldırılarak “esasiye hukuku”, “esasî hukuk”, “esas hukuk” şeklinde kullanılır oldu[15]. Bu terimleri kullanan yazarlar arasında Osmanlı dönemi için, Babanzade İsmail Hakkı, Celalettin Arif, Osman Sermet, Veli, Cumhuriyet dönemi için ise Ahmet Mithat, Ahmet Ağaoğlu, Haşim Refet Hakarar, Yusuf Ziya Özer ve kitabının ilk baskısı için Ali Fuat Başgil’i sayabiliriz. Bunların eserlerini ileride kısaca göreceğiz.

Eleştiri.- Osmanlı dönemindeki Anayasa, “Kanun-ı Esâsî” ismini taşıdığına göre, bu hukuk dalı için de “hukuk-ı esâsiyye”, “esasiye hukuku” veya “esasî hukuk” isimlerinin kullanılması yerindedir. Ancak bu terimler droit constitutionnel anlamını tam olarak vermekten uzaktır.

2. “Esas Teşkilât Hukuku”

1930’lu yılların sonlarından itibaren ise “hukuk-ı esâsiyye” ve “esasiye hukuku” tabirleri terkedilerek “esas teşkilât hukuku” tabiri kullanılmaya başlanmıştır. Burada dönemin Anayasasının ismine (Esas Teşkilât Kanunu) uyum sağlama düşüncesinin rol oynadığı gözlemlenebilir[16].

“Esas teşkilât hukuku” tabirini kitap başlığı olarak ilk kullanan yazar, tespit edebildiğimiz kadarıyla Ali Fuat Başgil’dir. Yazarın 1934 yılında yayınlanan kitabı Esasiye Hukuku Dersleri (İstanbul, 1934) başlığını taşımasına rağmen, 1939 yılında yayınlanan kitabı Türkiye Esas Teşkilatı ve Siyasî Rejimi (İstanbul, 1939) başlığını taşımaktaydı. Keza yazarın sonraki yıllarda yayınlanan kitapları da Esas Teşkilât Hukuku başlığını taşımıştır[17]. Hüseyin Nail Kubalı’nın 1943’te yayınlanan eseri de Esas Teşkilat Hukuku Dersleri (İstanbul, 1943) başlığını taşıyordu.

“Esas teşkilât hukuku” terimi günümüzde artık terkedilmiş gibi görünüyorsa da yakın zamana kadar kullanılmıştır. Orhan Melih Kürkçüer[18], Selçuk Özçelik[19] ve Kemal Dal[20]’ın eserleri bu başlığı taşımaktadır.

Eleştiri.- Yukarıda “teşkilât-ı esâsiyye” veya “esas teşkilât” tabirinin Fransızca constitution’un en doğru olarak Türkçeye aktarılması olduğunu belirtmiştik. Yukarıda constitution’un “oluşum, kuruluş” anlamına geldiğini açıklamıştık. O halde, 1920’lerin Türkçesiyle “teşkilât”, constitution kelimesi için yerinde bir çeviridir. Herhalde bu “teşkilât”a, onu özel teşkilâtlardan ayırmak amacıyla ve 1876’nın mirasıyla bir de “esâsiyye” sıfatı eklendi. Böylece “teşkilât-ı esâsiyye” veya “esas teşkilât”, Fransızca constitution kelimesinin doğru bir karşılığı olarak dilimize yerleşti. Bugünkü Türkçeyle “esas teşkilât”, “temel kuruluş”, “ana kuruluş” demektir. Esas teşkilât hukuku da devletin esas kuruluşunun, temel kuruluşunun hukukudur. Bu nedenle “esas teşkilât hukuku” tabirinin Fransızca droit constitutionnel teriminin en doğru ve yerinde bir çevirisi olduğunu düşünüyoruz. Kanımızca bu hukuk dalının inceleme konusunu da en doğru bir şekilde “esas teşkilât hukuku” ifadesi dile getirmektedir; ancak, “esas teşkilât hukuku” terimi günümüzde artık terkedilmiştir. Bu nedenle biz de bu terim yerine birçok bakımdan eleştirilebilecek olan; ama yerleşmiş bir terim olan anayasa hukuku terimini tercih ediyoruz. Zira, eskilerin dediği gibi, “galat-ı meşhur fasih-i mehcurdan evlâdır”[21] ve Latinlerin dediği gibi error communis facit ius[22].

3. “Ana Hukuk”, “Devlet Ana Hukuku”

Hüseyin Nail Kubalı 1946 yılında yayınladığı eserine Devlet Ana Hukuku Dersleri (İstanbul, 1946) ismini vermiştir. Ali Fuat Başgil’de 1948’de yayınladığı eserine Ana Hukuk Dersleri (İstanbul, 1948) ismini vermiştir.

Eleştiri.- Eğer bu hukuk dalının temel kanunun ismi “Anayasa” ise bu hukuk dalının da “ana hukuk” olarak isimlendirilmesi tamamıyla yerindedir. “Medenî kanun” ile “medenî hukuk”; “ceza kanunu” ile “ceza hukuku”; “ticaret kanunu” ile “ticaret hukuku” kavramları arasında geçerli olan mantık ne ise, “anayasa” ile “ana hukuk” terimleri arasında geçerli olan mantık da odur. Bu nedenle, hukukun dallarının medenî hukuk, ceza hukuku, ticaret hukuku diye isimlendirildiği bir yerde anayasanın incelendiği hukuk dalının da “ana hukuk” olarak isimlendirilmesi fevkalâde mantıklı görünmektedir. Ancak ne var ki, bu tabir tutmamıştır. Bu da dilde mantığın her zaman işlemediğinin güzel bir göstergesidir.

4. “Anayasa Hukuku”

1945’te, 1924 Teşkilât-ı Esâsiyye Kanunu “Anayasa” olarak Türkçeleştirildikten sonra, “anayasa hukuku”terimi de adım adım kullanılmaya ve yerleşmeye başladı. Yukarıda “anayasa” terimini ilk kez 1930’lu yıllarda Jandarma Subay Okulunda esas teşkilât hukuku dersi okutan Osman Nuri Uman’ın kullandığını belirtmiştik. Uman’ın Esasiye Hukuku (Ankara, 1939) isimli bir kitabı vardır. Bu kitap alt başlık alarak “Ana Yasa Hukuku” başlığını taşımaktadır[23]. Uman’dan sonra, kitabına Anayasa Hukuku başlığını veren ikinci yazar, Bülent Nuri Esen’dir. Yazar 1945 yılında yayınlanan kitabına Anayasa Hukuku ismini vermiştir. Esen’den sonra bu terimi, kitabına isim olarak kullanan yazar Sadık Tüzel olmuştur. Sadık Tüzel’in Anayasa Hukuku isimli kitabı 1950, 1960 ve 1969’da olmak üzere toplam üç baskı yapmıştır[24].

1960’lardan itibaren, yukarıda belirttiğimiz Orhan Melih Kürkçüer, Selçuk Özçelik ve Kemal Dal dışında, bütün yazarlar anayasa hukuku terimini kullanmışlardır ve kullanmaktadırlar. Anayasa hukuku teriminin günümüzde büyük ölçüde yerleştiğini ve genel kabul gördüğünü söyleyebiliriz.

Eleştiri.- Ali Fuat Başgil “anayasa hukuku” tabirini eleştiriyor. Ona göre, yasa kanun demek olduğuna göre, anayasa hukuku “ana kanun hukuku” demek olur. “Bu ise hukukun sırf kanundan ibaret olduğu fikrini verir. Halbuki, her koluyla Hukukun kanun üstü, kanun koyucuların havsalasını aşan bir değeri vardır”[25].

Buna karşılık, Bülent Nuri Esen ve İlhan Arsel’e göre “anayasa hukuku” tabirini kullanmakta isabet vardır. Bu tabir dile kolay ve maksadı anlatmaya elverişlidir[26]. Profesör Arsel’e göre, “anayasa” tabirini Ali Fuat Başgil’in yaptığı gibi “ana” ve “yasa” şeklinde iki ayrı kelimeden oluşmuş bir terkib olarak değil de, her iki kelimenin meydana getirdiği, bir tek terkib şeklinde, yani “esas teşkilât” manasına gelecek olan “anayasa” şeklinde kabul etmek gerekir. Böyle olunca, “anayasa hukuku” dendiğinde bundan “ana kanun hukuku” değil “esas teşkilât hukuku” anlaşılmalıdır[27].

5. “Anayasa Bilimi”

Anayasa hukuku yerine İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Bakır Çağlar, “anayasa bilimi” terimini kullanmaktadır. Yazarın bu isimli 1989’da yayınlanmış bir de kitabı vardır[28].

Eleştiri.- Bakır Çağlar kitabına “anayasa hukuku” değil, “anayasa bilimi” ismini vermiştir. Ancak “anayasa bilimi”nin ne olduğunu ve niçin “anayasa hukuku”na tercih edilmesi gerektiğini pek açıklamamaktadır. Kitabın ilk sekiz sayfalık “Anayasanın Cismanileşmesi: Anayasa Hukukundan Anayasa Bilimine” başlıklı “Başlarken” bölümünde bunun açıklanması beklenmektedir; ama bu bölümden pek de bir şey anlaşılamamaktadır. Yazar, bu bölümde “anayasaların cismanileşmesi”nden, anayasa hukukunda “teolojik” dönemin sona ermesinden, Joseph-Barthélemy’nin anayasa hukukunu “pozitif bir bilim, kurumların pratik işleyişini, anatomi, fizyoloji ve patolojisini bilimsel araştırma konusu” yapmayı amaçladığından bahsetmektedir[29]. Çağlar’a göre, anayasa hukuku artık “teolojik dönemin kalıntılarından arınmakta” ve “değer yargıları yerine bilimsel gerçeklere yönelmekte”, “olması gereken yerine olanı araştırırken bilimselleşmektedir”[30]. Keza yazara göre, anayasalar, “Politiği Hukuka dönüştürme, önce siyasî sistemi sonra da sosyal sistemi kurumsallaştırma işlemleridir”[31]. İşte yazara göre, anayasa biliminin konusu bu “kurumsallaşan siyasî-sosyal sistem ya da ‘anayasal sistem’dir”[32]. Bakır Çağlar, kurulmakta olan anayasa biliminin “klasik teorinin bölmelere ayırdığı siyasî-sosyal sistemin kurumsallaşmış bütününün, kısaca anayasal sistemin bilimi” olduğunu söylemektedir[33]. Yukarıdaki alıntılar dışında bu “anayasa bilimi” kavramı hakkında bir açıklama yoktur. Normal olarak, yazarın kitabına başlık olarak seçtiği bir kavramı daha ayrıntılı olarak açıklaması beklenirdi.

Kanımızca, “anayasa bilimi” terimi isabetsizdir. İllâ başlıkta bir “bilim” kelimesi kullanılacak idiyse, “anayasa hukuku bilimi” denmesi gerekirdi. Zira, “hukuk” kelimesi hem bağlayıcı normlar sistemi anlamında, hem de bu kuralları inceleyen bilim anlamında kullanılmaktadır. Örneğin “Türk hukuku”, “Alman hukuku” ifadelerinde “hukuk” kelimesi birinci anlamda, “hukuk fakültesi” ifadesinde ise ikinci anlamda kullanılmaktadır[34]. Hukuk kurallarından ayrı bir “hukuk bilimi” de vardır. Bu ifade yaygın olarak da kullanılmaktadır[35]. Ancak bu ifadeyi kullananlar, “hukuk” ile “hukuk bilimi”ni birbirinden ayırmaktadır. Bunlardan birincisi ikincinin inceleme konusunu oluşturur[36]. Dolayısıyla arzu ediliyorsa “anayasa hukuku” ile “anayasa hukuku bilimi” arasında bir ayrım yapılabilir. Bunlardan birincisi ikincinin inceleme konusudur.

Ancak “anayasa bilimi” terimi “anayasa hukuku bilimi” teriminden farklıdır. “Anayasa bilimi” terimi klasik “anayasa hukuku” teriminin alternatifi olarak önerilmektedir. Oysa “anayasa hukuku bilimi” terimi ile klasik “anayasa hukuku” arasında bir karşıtlık yoktur. Sadece bir isimlendirme farkı vardır. “Anayasa bilimi” ifadesiyle yeni bir “bilim” kurulduğu izlenimi uyandırılmaktadır. Oysa “anayasa hukuku bilimi” ifadesiyle, mevcut olan bir bilim dalına daha doğru görülen bir isim verilmek istenmektedir.

“Anayasa bilimi” ifadesi başka açılardan da yanlıştır. Örneğin bir “ceza hukuku” vardır, bir de aynı alanda fen bilimlerinin yöntemlerini kullanarak faaliyet gösteren “kriminoloji” vardır. Bunlar birbirinden tamamen farklıdır. Kriminoloji ceza hukukuna alternatif bir bilim değildir. Bir “ceza hukuku bilimi”nden bahsedilecekse, bu bir “kriminoloji” anlamında “ceza bilimi” veya “suç bilimi” değil, klasik ceza hukuku anlamında bir bilimdir. Nasıl ceza hukukuna “ceza bilimi”, “suç bilimi” ismi verilemezse, anayasa hukukuna da “anayasa bilimi” ismi verilemez. Tekrarlayalım: İllâ bir bilimden bahsedilecekse, “ceza hukuku bilimi”nden, “anayasa hukuku bilimi”nden bahsedilmelidir.

Bakır Çağlar’ın kullandığı bu “anayasa bilimi” kavramını Mustafa Erdoğan da eleştirmektedir. Erdoğan “anayasa bilimi” terimini “oldukça iddialı” bulmaktadır[37]. Erdoğan’a göre “bu iddialı tutumu açıklama sadedinde dile getirilen noktalar, iddianın büyüklüğü karşısında oldukça zayıf kalmaktadır”[38]. Diğer yandan, Mustafa Erdoğan, Bakır Çağlar ’ın anayasa biliminin konusu olarak takdim ettiği “anayasal sistem”in “tüm toplumsal alanı kaplayacak şekilde kavramlaştırılmasını” da pek doğru görmüyor[39]. Çünkü,

“anayasaların eksenini sivil toplum-devlet ilişkisinin oluşturduğu doğrudur, ama bu ilişkinin ‘sosyal sistemi’ kurumsallaştırma boyutuna taşınması bu esprinin tamamen dışında kalır. Gerçi, bir anayasal sistem sosyal sistem ile ilişkilidir, ama bu ilişki birinin diğerini kapsaması ve/veya belirlemesi anlamında değildir. Esasen, böyle bir normlar sistemi, anayasadan çok, kapsayıcı bir sosyal ahlak koduna benzemektedir”[40].

6. “Anatüze ”

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cem Eroğul, “anayasa hukuku” terimi yerine “anatüze” teriminin kullanılmasını öneriyor. Yazarın bu başlıklı bir de kitabı vardır[41].

Eleştiri.- Tüzenin hukuk olduğu biliniyor. O halde “anatüze”, “ana hukuk” demektir. Bu terim yukarıda görüldüğü gibi yeni bir terim değil, Hüseyin Nail Kubalı tarafından 1946’da ve Ali Fuat Başgil tarafından 1948’de kullanılmış bir terimdir[42]. Ancak bu terim tutmamıştır. Diğer yandan, Türkçede hukuk kelimesinin yerine “tüze” kelimesi uzun zamandır önerilmiş, ancak benimsenmemiştir. Bu nedenle, bir yandan “ana hukuk” tabirinin, diğer yandan “tüze” kelimesinin tutmadığına bakılarak, “anatüze” teriminin de evleviyetle tutmayacağı tahmin edilebilir.

 


 

[1].      Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.3-4; Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.1-2; Bülent Nuri Esen, Anayasa Hukuku, Ankara, Ayyıldız Matbaası, 1970, s.12-13; İlhan Arsel, Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, Doğuş Matbaacılık, 1964, s.4-6; Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, İstanbul, Beta, Beşinci Bası, 1998, s.1-2; Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996, s.11-12.

[2].      Paul Bastid, L’idée de constitution, Paris, Economica, Coll. “Classique”, 1985, s.12.

[3].      İngilizce constitution, İtalyanca constituzione, İspanyolca constitucion, Almanca Verfassung.

[4].      Bastid, op. cit., s.9-17.

[5].      Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük, İstanbul, Adam Yayınları, 1990, constituer maddesi.

[6].      Paul Robert, Dictionnaire de la langue française, (Rédaction dirigée par A. Rey et J.Rey-Debove), Paris, Le Robert, 1991, constitution maddesi.

[7].      İlk Anayasamızın adı doğru olarak “Kanun-ı Esâsî” şeklinde yazılmalıdır. “Kanun-u Esasî”, “Kanunu Esasî” terimleri yanlıştır. Ferit Devellioğlu’nun açıkladığı gibi, sıfat tamlamalarındaki -i ve -ı, Türkçenin ses uyumu kurallarına göre, -u veya -ü şeklinde söylense de bu sesler, imlâ olarak -ı ve -i harfleriyle gösterilmelidir. Buna göre, ilk Anayasamız, “Kanun-ı Esâsî” şeklinde yazılır ve “Kanunu Esâsî” şeklinde söylenir. Ancak tamlamanın ilk kelimesinin sonu bir a ve u ile biterse tamlama arasındaki -i harfi yerine -yi harfleri kullanılır, “Şûrâ-yi Devlet” gibi (Bu konuda bkz. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara, Aydın Kitabevi, 1984, s.IV).

[8].      Tunaya, op. cit., 1969, s.115. Kubalı, Sait Paşa’nın Fransızca constitution kelimesi için Osmanlı yazısıyla “konstitüsyon” kelimesini de kullandığına işaret etmektedir (Ibid.). Bu tabir tutsaydı bugün anayasaya “konstitüsyon”, anayasa hukukuna da “konstitüsyon hukuku” diyor olabilecektik. Bu tabir de garip bir yan yoktur. Slavlar Fransızca constitution kelimesini kendi dillerine “konstitutsiya” şeklinde uyarlamışlardır. Türkî Cumhuriyetler de “anayasa” için bu tabiri kullanmaktadır.

[9].      Devellioğlu, op. cit., “esâsî” maddesi.

[10].    Bu Kanunun doğru yazılışı böyledir. Bu konuda Devellioğlu’nu izliyoruz. Bkz. supra, dipnot 7.

[11].    Bu Kanunun doğru yazılışı böyledir. Bu konuda Devellioğlu’nu izliyoruz. Bkz. supra, dipnot 7.

[12].    Tunaya, op. cit., 1969, s.116.

[13].    Esen, Anayasa Hukuku, op. cit., s.34.

[14].    Bu kitapların listesini ileride “Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Gelişimi” başlıklı ön dördüncü bölümde göreceğiz.

[15].    Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit., s.3.

[16].    Ibid., s.2.

[17].    İleride on dördüncü bölümde, Ali Fuat Başgil eserlerinin incelendiği yere bakınız.

[18].    Orhan Melih Kürkçüer, Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1966.

[19].    A. Selçuk Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982.

[20].    Kemal Dal, Türk Esas Teşkilât Hukuku, Ankara, Bilim Yayınları, İkinci Baskı, 1986.

[21].    Yaygın hata terkedilmiş doğrudan yeğdir (Başgil, op. cit., s.3; Teziç, op. cit., s.1).

[22].    Ortak hata hukuk yaratır (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lügatı, Ankara, Türk Hukuk Kurumu Yayınları, 1944, s.560).

[23].    Tunaya, op. cit., s.116 ve 203’te belirtiliyor. Uman, “anayasa”yı “ana yasa” şeklinde ayrı yazmaktadır.

[24].    Sadık Tüzel, Anayasa Hukuku, İzmir, Ege Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Yayınları, Üçüncü Baskı, 1969.

[25].    Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit., s.3.

[26].    Arsel, Anayasa Hukuku, op. cit., s.5.

[27].    Ibid.

[28].    Bakır Çağlar, Anayasa Bilimi: Bir Çalışma Taslağı, İstanbul, BFS Yayınları, 1989.

[29].    Ibid., s.2.

[30].    Ibid., s.3.

[31].    Ibid., s.6.

[32].    Ibid.

[33].    Ibid., s.7.

[34].    Bu konuda bkz. Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1998, s.67.

[35].    Vittoria Villa, La science du droit, Trad. par Odile et Patrick Nerhot, Bruxelles, Paris, Story-Scientia, L.G.D.J., 1991.

[36].    Bu konuda bkz. Gözler, Hukukun Genel Teorisine Giriş, op. cit., s.20-23.

[37].    Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996, s.14.

[38].    Ibid.

[39].    Ibid.

[40].    Ibid.

[41].    Cem Eroğul, Anatüzeye Giriş, Ankara, İmaj Yayıncılık, 1997.

[42].    Hüseyin Nail Kubalı, Devlet Ana Hukuku, İstanbul, 1946; Ali Fuat Başgil, Ana Hukuk Dersleri, İstanbul, 1948.

 

 

 

 

 


Copyright

c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 4 (dört) yıldan 6 (altı) yıla kadar hapis ve 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Metordolojisi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1999, s.134-141  (www.anayasa.gen.tr/ahkavrami.htm; erişim tarihi)


Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr