TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.983-1022'den alınmıştır.

 
Bölüm 23
Anayasanın Değİştİrİlmesİ 

 

Kemal Gözler

 

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.121-140; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.332-334; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, 211-212; Cem Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1974, Coşkun San, Anayasa Değişiklikleri ve Anayasa Gelişmeleri, Ankara, Ankara İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi Yayınları, 1974; Erdal Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, 1993; Kemal Gözler, Kurucu İktidar, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 1998.

Bu bölümde 1982 Anayasasında değişiklik yapılması usûlünü göreceğiz. Ancak bunu görmeden önce, anayasada değişiklik yapma iktidarına literatürde “tali kurucu iktidar” ismi verildiğini hatırlatalım. Kurucu iktidar, kısaca, anayasa yapma veya değiştirme iktidarı olarak tanımlanmaktadır. Yeni bir anayasa yapma iktidarına “aslî kurucu iktidar”, mevcut bir anayasada, yine o anayasanın öngördüğü usûllere uygun olarak değişiklik yapma iktidarına ise “tali kurucu iktidar” denmektedir[1]. İşte biz burada 1982 Anayasasında tali kurucu iktidarı, diğer bir ifadeyle, 1982 Anayasasında, bu Anayasanın öngördüğü usûlle nasıl değişiklik yapıldığını göreceğiz.

1982 Anayasası, değiştirilmesi usûlünü, 175’inci maddesinde düzenlemiştir. 175’inci madde bugünkü halini 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği kanunu ile almıştır. Anayasanın değiştirilmesi usûlünü teklif (I), görüşme (II), karar (III) ve onay (IV) safhalarına ayırarak incelemek uygun olur. Bunlardan sonra Anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerini (V) ve anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi sorununu göreceğiz.

I. Teklif

Anayasa değişikliği teklifini yetki, şekil ve konu unsuru bakımından ayrı ayrı inceleyelim.

A. Yetki

Anayasamızın 175’inci  maddesinin ilk fıkrasına göre, “Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir”. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, anayasa değişikliği teklifi, normal kanun tekliflerinden iki bakımdan farklıdır.

Bir kere, Anayasamız anayasa değişikliği teklif  etme yetkisini yasama organının üyelerine vermiş, yürütme organına ise teklif yetkisi vermemiştir. O halde Bakanlar Kurulunun “anayasa değişikliği tasarısı” hasırlayıp Meclise sunması mümkün değildir.

İkinci olarak, Anayasamız bir “teklif yetersayısı” getirmiştir. Bu teklif yetersayısı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte biri, yani 184’tür. O halde, normal kanun teklifleri bir milletvekili tarafından bile verilebilirken, anayasa değişikliği teklifleri en az 184 milletvekili tarafından verilebilir. Bu teklif yetersayısının, Anayasayı değiştirme sürecinin başında aranması gerekir[2]. En az 184 milletvekili tarafından bir anayasa değişikliği teklifi verildikten sonra, bu teklifin Anayasa Komisyonunda ve Genel Kurulda görüşülmesi sırasında artık bu teklif yetersayısı aranmaz[3]. bir milletvekili de değişiklik önergesi verebilir. Çünkü bu safha artık görüşme safhasıdır. Anayasa hukukunun getirdiği teklif yetersayısı “teklif safhası”na münhasırdır.

B. Şekil

Anayasamızın 175’inci maddesinin ilk fıkrasına göre, “Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir”. Bu hükümden anlaşılacağı üzere, anayasa değişikliği teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı bir önerge halinde sunulması ve önergede öneri sahibi milletvekillerinin tümünün imzasının bulunması gerekir[4]. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu imzaların teklif yetersayısına (184 milletvekili) ulaşıp ulaşmadığını kontrol eder. Meclis Başkanlığı bu kontrolü aynı önergenin altına konulmuş imzaları sayarak yapmalıdır. Anayasanın aynı maddesinin değiştirilmesi hakkında birden fazla değişiklik teklifi verilmiş ise, bu birden fazla teklifteki imza sayıları birbirine ilâve edilemez[5]. Meclis Başkanı anayasa değişikliği teklifini ilgili komisyona havale etmeden değişiklik teklifinde yer alan bazı imzalar, imza sahibi milletvekilleri tarafından geri alınmışlarsa, ve bu nedenle imza sayısı teklif yetersayısının altına düşmüş ise, Meclis Başkanı, teklifi ilgili komisyona havale etmeyip, teklif sahibi milletvekillerine iade etmelidir[6]. Buna karşılık, anayasa değişikliği teklifi verildikten sonra imza sahiplerinden bazılarının ölmesi veya milletvekili sıfatını kaybetmesi, teklifin geçerliliğini etkilemez. Çünkü, böyle bir durumda verildiği an geçerli olan bir teklif vardır[7].

Anayasa değişikliği tekliflerinin gerekçeli olması gerekir. Zira, Anayasanın 175’inci maddesinin ikinci fıkrası, “Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, bu maddedeki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tâbidir” ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 74’üncü maddesi de “kanun teklifleri de gerekçesi ile birlikte Başkanlığa verilir” dediğine göre, anayasa değişikliği teklifleri de gerekçeli olmalıdır[8].

C. Konu

Anayasa değişikliği teklifinin konusu, Anayasanın bir maddesinin veya birkaç maddesinin değiştirilmesinden veya Anayasaya yeni maddeler eklenmesinden ibarettir. Anayasamız, anayasa değişikliği tekliflerini konu bakımından sınırlandırmıştır. Anayasanın 4’üncü maddesine göre, “Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”. O halde, Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesine ilişkin anayasa değişikliği teklifi verilemez. Böyle bir teklif verilmiş ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının bu teklifi ilgili komisyona havale etmemesi, teklif sahiplerine iade etmesi gerekir[9].

Anayasa değişikliği teklifi bu üç maddenin dışında kalmak şartıyla Anayasanın herhangi bir maddesine ilişkin olabilir. İlk üç madde dışında Anayasada değiştirilemeyecek başka bir madde, başka bir hüküm yoktur. Keza, Anayasanın bir maddesi değiştirilebileceği gibi, iki-üç maddesi, 20-30 maddesi ve hatta, ilk üç madde hariç olmak üzere, Anayasanın tamamı değiştirilebilir. Bu şekilde Anayasanın ilk üç maddesi dışında bütün maddeleri değiştirilerek elde edilen Anayasanın yeni metni, yeni bir Anayasa değildir. Bu yeni metin ile eski metin arasında hukukî geçerlilik bakımından fark yoktur. Yeni metin bir aslî kurucu iktidar olayı değil, tali kurucu iktidar olayıdır. Burada yeni bir anayasa yapma olayı değil, anayasanın değiştirilmesi olayı vardır.

II. Görüşme

Teklif safhasını yukarıdaki şekilde geçen anayasa değişikliğinin geçeceği ikinci safha “görüşme” safhasıdır. Anayasanın 175’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, bu maddedeki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tâbidir”. O halde, kural olarak, anayasa değişikliği tekliflerinin görüşülmesi de kanun tekliflerinin görüşülmesi usûlüne tâbidir. 1982 Anayasası kanun tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usûl ve esaslarını kendisi düzenlememiş bu işi İçtüzüğe bırakmıştır (Anayasa, m.88/2). İçtüzük ise, kanun tekliflerinin görüşülmesini 73 vd. maddelerinde düzenlemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 74’üncü maddesine göre, yukarıda gördüğümüz gibi, kanun teklifleri doğrudan Genel Kurulda görüşülmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, kanun tekliflerini önce komisyonlara havale eder. O halde, anayasa değişikliği tekliflerinin de Genel Kurulda görüşülmeden önce, Meclis Başkanlığınca komisyonlara havale edilmesi gerekir.

A. Komisyonda Görüşme

Anayasa değişikliği hakkında ilgili komisyon, Anayasa Komisyonudur (İçtüzük, m.20). Buna göre, anayasa değişikliği teklifleri önce Anayasa Komisyonunda görüşülür. Anayasa Komisyonu kendisine havale edilen bir anayasa değişikliği teklifini inceledikten sonra vardığı sonuçları bir rapora bağlayarak Genel Kurula sunulması için Meclis Başkanlığına gönderir (İçtüzük, m.42). Komisyon incelemesini kırkbeş gün içinde tamamlaması gerekir (İçtüzük, m.37). Bu süre içinde tamamlayamamışsa, anayasa değişikliği teklifi sahipleri, teklifin Genel Kurul gündemine alınmasını isteyebilirler (m.37). Bu istemin Genel Kurulca kabul edilmesi halinde, teklif doğrudan Genel Kurul gündemine alınmış olacaktır.

B. Genel Kurulda Görüşme

Anayasa değişikliği tekliflerinin Genel Kurulda görüşülmesine ilişkin olarak Anayasanın 175’inci maddesinin birinci fıkrası şu kuralı getirmiştir: “Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür”.

İki Defa Görüşme.- Anayasanın 175’inci maddesine göre, “Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür”. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 93’üncü maddesi de, anayasa değişikliği tekliflerinin Genel Kurulda iki defa görüşülmesini öngörmüştür. İçtüzüğün aynı maddesinin ikinci fıkrasına göre ise, “ikinci görüşmeye birinci görüşmenin bitiminden kırksekiz saat geçmeden başlanamaz”. Keza, aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre de, “ikinci görüşmede yalnızca maddeler üzerinde verilmiş değişiklik önergeleri görüşülür, birinci görüşmede üzerinde değişiklik teklifi bulunmayan bir madde hakkında ikinci görüşmede önerge verilemez”.

Ergun Özbudun ’un belirttiği gibi, anayasa değişikliği teklifleri için, diğer kanunlardan farklı olarak iki defa görüşülme şartının getirilmesinin amacı, anayasa değişikliklerinin aceleye getirilmemesini, konu üzerinde daha ciddî bir şekilde durulmasını sağlamaktır[10].

Aşamalar.- Görüşme safhasındaki aşamalar şu şekilde özetlenebilir:

1. Birinci Görüşmedeki Aşamalar :

a) Tümü Üzerinde Görüşmeler .- Genel Kurulda, birinci görüşmenin başında, önce, anayasa değişikliği teklifinin “tümü üzerinde görüşmeler” yapılır[11].

b) Maddelere Geçilmesi Hakkında Oylama.- Bu görüşmeler neticesinde maddelere geçilip geçilmemesi hakkında oylama yapılır[12]. Maddelere geçilip geçilmemesi konusundaki bu oylama “gizli oy” ile yapılır[13]. Oylama da aranması gereken karar yetersayısı, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğudur[14].

Maddelere geçilip geçilmemesi hakkında bu oylama neticesinde maddelere geçilmesi kabul edilmez ise, anayasa değişikliği teklifi reddedilmiş olur[15]. Birinci tur görüşmeler o aşamada sona erer; ikinci tur görüşmelere de geçilmez. Bu durumda değişiklik süreci burada sona ermiş olur. Başkaca bir işlem yapılamaz[16].

c) Maddelerin Görüşülmesi ve Her Bir Maddenin Teker Teker Oylanması .- Birinci Görüşmede maddelere geçilmesi kabul edilir ise, bu maddelerin her biri teker teker görüşülüp oylanacak ve bu şekilde birinci görüşme sonuçlanmış olacaktır[17].

2. İkinci Görüşmedeki Aşamalar :

Birinci görüşmenin bitmesinden itibaren en az kırksekiz saat geçtikten sonra ikinci görüşmeye geçilecektir.

a) Maddelerin Görüşülmesi ve Maddelerin Teker Teker Oylanması.- Bu ikinci görüşmede tekrar teker teker maddeler hakkında görüşme açılmayacak, sadece maddeler üzerinde verilmiş değişiklik önergeleri görüşülecektir. Birinci görüşmede üzerinde değişiklik teklifi bulunmayan bir madde hakkında ikinci görüşmede önerge verilemez (İçtüzük, m.93/3). İkinci görüşmede, bu şartları taşıyan bir değişiklik önergesi yok ise, tekrar görüşme yapılmayacak sadece maddelerin teker teker oylaması yapılacaktır[18].

b) Anayasa Değişikliği Teklifinin Tümünün Oylanması.- İkinci görüşmenin sonunda (maddelerin teker teker oylanmasının bitmesinden sonra), anayasa değişikliği teklifinin tümünün kabulü için oylama yapılacaktır (İçtüzük, m.94/1).

Bu şekilde anayasa değişikliği teklifinin görüşülme süreci tamamlanmış olacaktır.

* * *

Birinci görüşmede anayasa değişikliği teklifindeki maddelerden bazılarının kabul edilip bazılarının reddedilmesi mümkündür. Bu durumda ikinci görüşmede, birinci görüşmede reddedilen maddeler hakkında tekrar oylama yapılabilir mi? Bu soruya Erdal Onar  ve Ergun Özbudun olumsuz yanıt vermektedirler. Onlara göre, birinci görüşmede reddedilmiş maddeler için artık anayasa değişikliği süreci sonuçlanmıştır. Bunlar reddedilmişlerdir. İkinci görüşmede sadece ilk görüşmede kabul edilen maddelerin görüşülmesi ve oylanması gerekir[19]. Kanımızca da bu görüş mantıken tutarlı bir görüştür.

Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 16 Mayıs 1996 tarih ve 424 sayılı TBMM Kararı ile değişik 94’üncü maddesine göre bunun aksi yönde bir sonuca ulaşmak gerekecektir. Zira, bu maddenin ikinci fıkrasına göre, “birinci görüşmede gerekli çoğunlukla kabul oyu alamayan bir madde ikinci görüşmede de gerekli çoğunlukla kabul oyu alamamışsa reddedilmiş olur”. O halde İçtüzüğe göre, birinci görüşmede reddedilmiş maddeler hakkında da ikinci görüşmede oylama yapılması gerektiği sonucuna ulaşabiliriz.

 

“Öncelikle Görüşme” Mümkündür.- 1982 Anayasası anayasa değişikliği tekliflerinin iki defa görüşülmesini şart koşmakta, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü de bu iki görüşme arasında 48 saatin geçmesini öngörmektedir. Ancak gerek Anayasada, gerek İçtüzükte anayasa değişikliği tekliflerinin “öncelikle görüşülmesini” yasaklayan bir hüküm yoktur. Zira, Anayasanın 52’nci maddesi uyarınca, Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, kural olarak dağıtımı tarihinden itibaren 48 saat geçmedikçe görüşülemez. Bu 48 saatlik bekleme süresi anayasa değişikliği teklifleri için de geçerlidir. Ancak bu 48 saatlik bekleme süresi kaldırılabilir. İçtüzüğün 48’inci maddesine göre, “bu süre geçmeden gündeme alınmasını..., Hükûmet[20] veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir. Bu takdirde Genel Kurul işaret oyuyla karar verir”. Bu 48 saatlik bekleme süresi anayasa değişikliği teklifleri için de aynı usûlle kaldırılabilir. Bu takdirde anayasa değişikliği teklifi “öncelikle” görüşülmüş olur.

Keza, İçtüzüğün 52’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre bir kanun tasarısı veya teklifi, “gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükûmet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir. Bu takdirde Genel Kurul işaret oyuyla karar verir”. Bu usûl anayasa değişikliği teklifleri içinde uygulanabilir. Anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesine, yukarıdaki usûl uygulanarak, gündemde bekleyen diğer kanun tasarı ve tekliflerinden önce başlanabilir. Anayasa değişikliği teklifinin 48 saat beklenmeden görüşülmesine veya gündemde bekleyen diğer kanun tasarı ve tekliflerinden önce görüşülmesine başlanılmasına “öncelikle görüşme” denir.

Buna göre, anayasa değişikliği tekliflerinin öncelikle görüşülmeleri mümkündür. Anayasa Mahkemesi de 1961 Anayasası döneminde aynı yönde karar vermiştir[21].

 

III. Karar

Bir anayasa değişikliği teklifi hakkındaki görüşmeler yukarıda açıkladığımız şekilde tamamlandıktan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul bu teklifi karara bağlayacak, yani onu kabul veya reddedecektir.

A. Karar Yetersayısı

1982 Anayasası 175’inci maddesinde karar yetersayısı olarak iki değişik yetersayısı öngörülmüştür[22]. Bu yetersayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üçü veya üçte ikisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısı 550 olduğuna göre, üye tamsayısının beşte üçü 330, üçte ikisi ise 366 milletvekili etmektedir. Karar yetersayısının beşte üç, veya üçte iki olmasına göre aşağıda göreceğimiz gibi onay usûlü değişik olmaktadır.

Anayasa değişikliği sürecinin işleyebilmesi (yani onay safhasına geçilebilmesi) için değişiklik teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının en az beşte üç çoğunluğuyla kabul edilmesi şarttır. Bu husus 175’inci maddenin ilk fıkrasında “değiştirme teklifinin kabulü, Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun... oyuyla mümkündür” denerek hükme bağlanmıştır. O halde, anayasa değişikliği teklifinin meclis sürecindeki karar yetersayısı Meclis üye tamsayısının beşte üç çoğunluğudur.

Bir Sorun.- Yukarıda gördüğümüz gibi anayasa değişikliği teklifi hakkında Meclis Genel Kurulunda tam dört değişik oylama yapılmaktadır:

1. Teklifin maddelerine geçilmesi hakkında oylama

2. Birinci turda maddelerin her biri hakkında yapılan teker teker oylama

3. İkinci turda maddelerin her biri hakkında yapılan teker teker oylama

4. Teklifin tümü hakkında yapılan oylama

Acaba üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu şeklindeki karar yetersayısı bu oylamaların hangisinde veya hangilerinde veya hepsinde aranacak mıdır?

Cevabımız.- Kanımızca, beşte üçlük karar yetersayısı bu oylamaların hepsinde aranır. Çünkü, “karar yetersayısı”, bir teklif hakkında karara varılması için gereken minimum sayı demektir. “Karar” şüphesiz teklifin “kabulü” yönünde olabileceği gibi “reddi” yönünde de olabilir. O halde bir teklifin sadece “kabul” edilmesi değil, “ret” edilmesi sonucunu doğuracak oylamalarda da Anayasanın öngördüğü karar yetersayısı aranmalıdır. Yukarıdaki oylamalardan her biri, tek başına teklifin kabulü sonucuna yol açmasa bile, reddi sonucuna yol açabilir. O halde, kanımızca, bu oylamalardan her birinde, üye tamsayısının beşte üçlük karar yetersayısı aranmalıdır.

Uygulama.- Yukarıdaki sorun Türkiye’de Mart 2000’de yaşanmıştır. “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 101’inci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin maddelerine geçilmesi için 29 Mart 2000 günü yapılan 531 milletvekilinin katıldığı gizli oylamadan, 303 kabul, 202 ret, 11 çekimser, 6 geçersiz ve 9 boş oy çıkmıştır[23]. 303 kabul oyu üye tamsayısının beşte üçü olan 330’a ulaşmamasına rağmen, Meclis Başkanı Yıldırım Akbulut anayasa değişikliği teklifinin maddelerinin görüşülmesine geçilmesine karar vermiştir. Meclis başkanına göre, anayasa değişikliği teklifinin maddelerine geçilmesi konusundaki oylamada üye tamsayısının beşte üçlük çoğunluğu aranmaz; normal çoğunluk yeterlidir. Meclis Başkanı kararını şu şekilde gerekçelendirmiştir:

“Bendeniz... maddelere geçilmesi hususunun salt çoğunlukla olabileceği kanaatindeyim... İçtüzüğümüz, maddenin oylanmasında, birinci oylamada veyahut maddenin kabulü için bir nitelikli çoğunluk, beşte 3 çoğunluk arar iken ve bunu belirtmiş iken ve keza, tümünün oylamasında bir nitelikli çoğunluk, en aşağı beşte 3 çoğunluk arar iken, maddelere geçilmesi hususunda herhangi bir kayıt, herhangi bir sayı belirtmemiş. Yine, Anayasamızda belirtilen hükümler, Anayasada belirtilen usuller ki, mesela bunun iki kere görüşüleceği, teklifin nasıl yapılacağı ve maddelerin nasıl kabul edileceği şeklinde, o niteliklerin haricindeki hususların, kanunlar gibi görüşüleceğini amir olduğu nedeniyle ve biz de, maddelere geçilmesi hususunda, İçtüzükte, maddeler gibi bir hüküm olmayışından hareketle, kanunlarımız gibi görüşüleceği sonucuna vararak, bunun salt çoğunlukla kabul edileceği fikrini taşıyoruz ve kararımız bu yöndedir”[24].

Gerçekten de, İçtüzükte (m.94) üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu, “anayasada değişiklik tekliflerinin birinci ve ikinci görüşmelerinde, maddelerin kabulü ve ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü” için öngörülmüştür. Anayasanın 175’inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince “Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü, bu maddedeki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tâbidir”. O halde, Meclis Başkanının görüşünün doğru olması, yani, anayasa değişikliği tekliflerinin maddelerine geçilmesi hakkındaki oylamada kanunlar gibi salt çoğunlukla karar verilebilmesi, bu konuda Anayasanın 175’inci maddesinde hüküm olmamasına bağlıdır. Buna göre sorunun çözümü için sadece şu sorunun sorulması yeterlidir: Anayasanın 175’inci maddesinde bu konuda hüküm yok mudur?

Kanımızca, bu konuda Anayasanın 175’inci maddesinde bir boşluk yoktur. Zira, Anayasanın 175’inci maddesinde, anayasa değişikliği teklifleri hakkındaki oylamalar arasında “maddelerine geçilmesine ilişkin oylama”, “birinci ve ikinci görüşmelerindeki oylama” ve “teklifin tümü üzerinde oylama” gibi ayrımlar yapılmaksızın, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu şeklinde bir karar yetersayısının öngörüldüğü tartışmasızdır. Anayasada öngörülen bu beşte üçlük karar yetersayısı, anayasa değişikliği teklifinin maddelerine geçilmesi hakkında yapılacak oylamada da aranır. Zira, bu oylamada, teklifin maddelerine geçilmesi reddedilirse, anayasa değişikliği teklifi reddedilmiş sayılacaktır. Anayasa değişikliği teklifinin reddedilmesi sonucunu doğuracak bir oylamada haliyle Anayasanın öngördüğü karar yetersayısı aranmalıdır. Burada bir tartışma yapılması bile anlamsızdır. “Karar yetersayısı” kavramındaki “karar” terimi, “kabul” veya “ret” anlamına geldiğine göre, Anayasanın öngördüğü bir karar yetersayısının teklifin reddi sonucunu doğuracak bir oylamada da uygulanmasından daha doğal ne olabilir?

O halde, kanımızca, anayasa değişikliği teklifinin maddelerine geçilmesi hakkında yapılan oylamada da Anayasanın öngördüğü karar yetersayısı olan üye tamsayısının beşte üçlük çoğunluğu aranmalıdır. Çünkü, bu oylama da, öbür oylamalar gibi, anayasa değişikliği teklifinin reddi sonucunu doğurabilecek bir oylamadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, anayasa değişikliği teklifinin kabulü veya reddi sonucunu doğuracak her oylamada anayasanın öngördüğü karar yetersayısının aranması gerekir.

Anayasa değişikliği teklifinin maddelerine geçilmesi hakkındaki oylamada da Anayasanın öngördüğü beşte üçlük karar yetersayısının aranması gerektiği yolundaki görüşümüz, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler ve maddeleri üzerindeki görüşmeler şeklinde ayrımın varlık sebebiyle de uyum içindedir. Zira, meclis görüşmelerinde teklifin tümü üzerinde bir görüşme açılması ve bu görüşmenin sonunda maddelere geçilip geçilmemesine karar verilmesi usûlünün altında bir nevi usûl ekonomisi ilkesi yatar. Zira, teklifin tümü üzerinde olumlu bir çoğunluk yoksa, teklifin maddelerinin görüşülmesine geçilmesinin zaman kaybından başka bir anlamı olmayacaktır. Teklifin tümü hakkında ret oyu veren çoğunluk, haliyle teklifin maddeleri hakkında da ret oyu verecektir. İşte pek muhtemelen bu sebeple, İçtüzüğün 81’inci maddesinde, teklifin tümü üzerindeki görüşmelerden sonra, maddelerin görüşülmesine geçilmeden, önce bu konuda bir oylama yapılmasını öngörmüştür. Böylece teklifin tümü hakkında olumsuz bir çoğunluk varsa teklif reddedilmiş sayılacak, böylece de zaman kaybedilmemiş olacaktır.

Bu mantık anayasa değişikliği teklifleri içinde geçerlidir. Bunun en güzel örneği, Mart-Nisan 2000’de Türkiye’de yaşanmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 101’inci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin maddelerine geçilmesi için 29 Mart 2000 günü yapılan 531 milletvekilinin katıldığı gizli oylamadan, 303 kabul, 202 ret, 11 çekimser, 6 geçersiz ve 9 boş oy çıkmıştır. 303 kabul oyu, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuna ulaşmadığına göre, bu teklif reddedilmiş sayılmalıydı. Yukarıda açıklandığı gibi, Meclis Başkanı bu yönde karar vermemiş, teklifin maddelerinin görüşülmesine geçmiş, ama netice değişmemiştir. Değişiklik teklifinin maddelerinin görüşülmesi neticesinde de değişiklik teklifi hem birinci, hem de ikinci görüşmelerde reddedilmiştir[25]. Böylece Meclis boşu boşuna bir hafta zaman kaybetmiştir.

Nihayet Anayasa Mahkemesi de aynı sorun hakkında 1961 Anayasa döneminde, 16 Haziran 1970 tarih ve K.1970/31 sayılı Kararında, Anayasa değişikliği tekliflerinin kabulü için Anayasanın öngördüğü nitelikli çoğunluk şeklindeki özel karar yetersayısının, sadece son oylamada değil, anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesi safhasındaki her oylamada aranması gerektiğine karar vermiştir. Mahkemeye göre,

“bir kanun teklifinin kabulü için Anayasada özel bir yetersayının öngörülmesi hallerinde, teklifin kabulü işlemini oluşturan ve sonunda kanun niteliğini kazanmada vazgeçilmez bir unsur olan her oylamada söz konusu özel yetersayının aranmasının zorunlu olduğu üzerinde en küçük bir kuşkuya bile düşmek mümkün değildir”[26].

B. Oylamanın Şekli: Gizli Oy

Anayasanın 175’inci maddesinin ilk fıkrası, anayasa değişikliği teklifinin kabulünün “gizli oy” ile yapılacağını öngörmektedir. Anayasa koyucu, anayasa değişikliği oylamalarında “gizli oy” esasını getirerek, milletvekillerinin anayasa değişikliği gibi önemli bir konuda parti disiplininden uzak, kendi düşünceleri doğrultusunda karar vermelerini, bağımsız davranmalarını istemiştir. Anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesinde “gizli oy” esası, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 94’üncü maddesinde de öngörülmüştür. Maddenin ilk fıkrasına göre, “Anayasada değişiklik tekliflerinin birinci ve ikinci görüşmelerinde, maddelerinin kabulü ile ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür”. Keza aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre, “teklif hakkında verilen değişiklik önergesinin kabulü halinde[27], kabul için gerekli beşte üç çoğunluğun tespiti için bu önergenin oylanması gizli oylama suretiyle tekrarlanır”.

Yukarıda belirtildiği gibi, anayasa değişikliği teklifinin kabulü sürecinde dört ayrı oylama yapılmaktadır. Bunların her birinde gizli oylama usûlüne uyulmalıdır.

* * *

Sonuç olarak, Genel Kurulda bir anayasa değişikliği teklifinin önce tümü, üye tamsayısının en az beşte üçünün gizli oyuyla karara bağlanacaktır. Değişiklik teklifinin tümü hakkındaki gizli oylamada beşte üç çoğunluğa ulaşılırsa, maddelerin görüşülmesine geçilecek ve her bir madde teker teker görüşülüp, teker teker Meclis üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla kabul veya reddedilecektir. Bu şekilde tamamlanan birinci görüşmeden en az kırksekiz saat geçtikten sonra, ikinci görüşmelere geçilecek, anayasa değişikliği teklifi maddeleri tekrar Meclis üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla kabul veya reddedilecektir. Maddeler üzerinde bu şekilde ikinci oylama bitince, İçtüzüğün 94’üncü maddesi uyarınca anayasa değişikliği teklifinin tümü üzerinde gizli oylama yapılacak, kabul oyları üye tamsayısının beşte üçünü sağlarsa anayasa değişikliği teklifi kabul edilmiş sayılacaktır[28].

IV. Onay

Anayasa değişikliği usûlünün son aşaması onay aşamasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yukarıdaki şekilde kabul edilen bir anayasa değişikliğinin onay safhasından da geçmesi gerekmektedir. 1982 Anayasası onay yetkisini Cumhurbaşkanı ile halk arasında paylaştırmıştır[29]. Ancak, anayasa değişikliğinin kabul edilmesinde ulaşılan karar yetersayısının beşte üç veya üçte iki olmasına göre onay usûlü değişmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Teklif  > 1/3

 

 

Görüşme
(İki Defa)

 

 

Kabul
(Gizli Oy)

 

 

 

                               3/5 < Çoğunluk < 2/3                                                                                                            Çoğunluk > 2/3

 

 

                                  Cumhurbaşkanı                                                                                                                                  Cumhurbaşkanı

 

 

Halkoylaması         Geri Gönderme                                   Onay    Halkoylaması            Geri Gönderme

 

 

                                                  Aynen Kabul > 2/3                                                                                                                                                              Aynen Kabul > 2/3

 

 

                            Cumhurbaşkanı                                                                                                                                                                            Cumhurbaşkanı  

 

         Halkoylaması             Onay                                                                                                                                                  Halkoylaması    Onay

 

 

I. Eğer anayasa değişikliği teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üçüyle veya üçte ikisinden az bir oyla kabul edilmiş ise, yani kabul oyları 330 (dahil) ile 366 (dahil) arasında ise, Cumhurbaşkanının anayasa değişikliğine ilişkin kanunu bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderip göndermeme yetkisi vardır (m.175/3).

A. Eğer Cumhurbaşkanı böyle bir anayasa değişikliği kanununu, Meclise bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiyorsa , anayasa değişikliği kanununu, zorunlu olarak halkoylamasına sunulmak üzere Resmî Gazetede yayımlanır (m.175/4). Yani Anayasa, Cumhurbaşkanına Meclisin beşte üç çoğunluğuyla kabul ettiği bir anayasa değişikliği kanununu onaylama yetkisini vermemektedir. Meclisin üye tamsayısının beşte üçü ile veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen anayasa değişikliği kanununu Cumhurbaşkanı Meclise bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiyorsa, bu kanun halkoylamasına sunulmak zorundadır. Burada “zorunlu halkoylaması” usûlü vardır. Halkoylamasında geçerli oyların yarısından çoğu “kabul” oyu olması halinde, anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur (m.175/6).

B. Eğer Cumhurbaşkanı böyle bir anayasa değişikliği kanununu, Meclise bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderiyorsa , Meclis, kendisine geri gönderilen anayasa değişikliği kanununu ancak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla kabul edebilir (m.175/3).

1. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine geri gönderilen anayasa değişikliği kanununu üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla aynen kabul  edemezse, anayasa değişikliği reddedilmiş sayılır (m.175/3’ün mefhumu muhalifinden). Burada Cumhurbaşkanının üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilmiş bir anayasa değişikliği kanununu Meclise bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermesi Cumhurbaşkanına verilmiş bir “zorlaştırıcı veto yetkisi” niteliğindedir. Yani Cumhurbaşkanı bu yetkisiyle anayasa değişikliğini belli bir süre sadece geciktirmek ile kalmaz, aynı zamanda anayasa değişikliğini engelleyebilir de. Zira, böyle bir durumda Meclisin Cumhurbaşkanının vetosunu kaldırabilmesi için daha yüksek oranda, yani üçte ikilik bir oy çokluğuna ihtiyacı vardır. Anayasa değişikliği lehinde Mecliste bu çoğunluğa ulaşan bir çoğunluk yoksa, Cumhurbaşkanı bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderme yetkisini kullanarak, anayasa değişikliğinin gerçekleşmesini engelleyebilir.

2. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendisine geri gönderilen anayasa değişikliği kanununu üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla aynen kabul  ederse, Cumhurbaşkanının anayasa değişikliği kanununu onaylamak ile halkoylamasına sunmak arasında tercih hakkı vardır (m.175/3).

a) Cumhurbaşkanı bu anayasa değişikliği kanununu onaylayabilir. Bu takdirde anayasa değişikliği kanunu Resmî Gazetede yayımlanır (m.175/5, İkinci Cümle). Bu takdirde anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur.

b) Cumhurbaşkanı böyle bir anayasa değişikliği kanununu halkoylamasına da sunabilir (m.175/5, ilk cümle). Bu durumda Cumhurbaşkanının isteğine bağlı “ihtiyarî halkoylaması” vardır. Halkoylamasında geçerli oyların yarısından çoğunun “kabul” oyu olması halinde, anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur (m.175/6).

Anayasanın 175’inci maddesinin beşinci fıkrasına göre, Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununu blok olarak onaylamak veya halkoylamasına sunmak zorunda değildir. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununun bazı maddelerini onaylayıp, diğer maddelerini halkoylamasına sunabilir.

II. Eğer anayasa değişikliği teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte ikisiyle kabul edilmiş ise, yani kabul oyları en az 367 ve daha fazla ise, anayasa değişikliği kanunu üzerinde Cumhurbaşkanının onay, halkoylamasına sunma ve geri gönderme yolları arasında seçme hakkı vardır.

A. Cumhurbaşkanı, böyle bir anayasa değişikliği kanununu onaylayabilir. Bu takdirde, anayasa değişikliği kanunu, Resmî Gazetede yayımlanır (m.175/5). Böylece anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur.

B. Cumhurbaşkanı, böyle bir anayasa değişikliği kanununu halkoylamasına sunabilir (m.175/5). Bu durumda Cumhurbaşkanının teşebbüsüne bağlı “ihtiyarî halkoylaması ” vardır. Halkoylamasında geçerli oyların yarısından çoğunun “kabul” oyu olması halinde, anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur (m.175/6).

C. Cumhurbaşkanı, böyle bir anayasa değişikliği kanununu bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir (m.175/4). Bu durumda Meclis anayasa değişikliği kanununu aynı çoğunlukla yani üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla aynen kabul edebilir. Bu seçenekte, Cumhurbaşkanının anayasa değişikliği kanununu Meclise geri göndermesi bir “geciktirici veto” niteliğindedir. Zira, Cumhurbaşkanı, bu yetkisini kullanarak, bir anayasa değişikliği kanununu engelleyememekte, sadece onun çıkmasını geciktirebilmektedir. Çünkü, geri gönderilen anayasa değişikliği kanununu Türkiye Büyük Millet Meclisinin tekrar aynen kabul edebilmesi için daha yüksek bir kabul yetersayısı öngörülmemektedir. Meclis aynı çoğunlukla (üçte iki), aynı anayasa değişikliği kanununu bir kez daha kabul edebilir. Eğer meclis, kendisine iade edilen anayasa değişikliği kanunu bu şekilde aynen kabul ederse, Cumhurbaşkanının “onay” ile “halkoylamasına sunma” arasında iki seçeneği vardır.

1. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununu onaylayabilir (m.175/5). Bu halde, azamî on beş gün içinde anayasa değişikliği kanununu Resmî Gazetede yayımlar. Böylece anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur.

2. Cumhurbaşkanı, böyle bir anayasa değişikliği kanununu halkoylamasına sunabilir (m.175/5). Bu durumda Cumhurbaşkanının teşebbüsüne bağlı “ihtiyarî halkoylaması” vardır. Halkoylamasında geçerli oyların yarısından çoğunun “kabul” oyu olması halinde, anayasa değişikliği kanunu kesinleşmiş olur (m.175/6).

* * *

Halkoylaması

Görüldüğü gibi, halkoylamasına üç ayrı halde gidilmektedir. Birincisi mecburî, diğer ikisi ise ihtiyarîdir.

Eğer anayasa değişikliği kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının beşte üçü ile veya beşte üçünden az bir çoğunluk ile kabul edilmiş ise ve bu anayasa değişikliği kanunu Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilmemiş ise, bu anayasa değişikliği kanunu zorunlu olarak halkoylamasına sunulur. Burada mecburî halkoylaması vardır. İkinci olarak, eğer Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununu bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderirse ve Meclis üye tamsayısının üçte ikisiyle anayasa değişikliği kanununu aynen kabul ederse, Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununu onaylamak ile halkoylaması sunmak arasında seçme hakkına sahiptir. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununu halkoylamasına sunarsa burada ihtiyarî halkoylaması vardır. Üçüncü olarak, anayasa değişikliği kanunu doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üçte iki çoğunluk ile kabul edilmiş ise Cumhurbaşkanının yine onay ile halkoylamasına sunmak arasında tercih hakkı vardır. Cumhurbaşkanının anayasa değişikliği kanununu halkoylaması sunar ise, burada bir ihtiyarî halkoylaması vardır.

Şuna işaret etmek gerekir ki, Anayasanın 175’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, ister doğrudan, isterse Cumhurbaşkanının geri göndermesi sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmiş olsun, Cumhurbaşkanı, anayasa değişikliği kanununu, blok olarak onaylamak ve blok olarak halkoylaması sunmak zorunda değildir. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununun bazı maddelerini onaylayabilir, diğer bazı maddelerini ise halkoylamasına sunabilir. Bu durumda, Cumhurbaşkanı tarafından halkoylaması sunulmayan maddeler Cumhurbaşkanı tarafından onaylanırlar ve Resmî Gazetede yayımlanırlar.

Diğer yandan şunu da belirtmek gerekir ki, Anayasanın 175’inci maddesinin yedinci fıkrasına göre, “Türkiye Büyük Millet Meclisi, anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların kabulü sırasında, bu kanunların halkoylamasına sunulması halinde, Anayasanın değiştirilen hükümlerinden, hangilerinin birlikte hangilerinin ayrı ayrı oylanacağını da karara bağlar”. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin halkoylamasında anayasa değişikliği kanununun maddelerinin ayrı ayrı oylanmasına karar vermesi durumunda, bazı maddelerinin halkoylamasında kabul, diğer maddelerin ise reddedilmesi mümkündür. Ancak eğer Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmiş anayasa değişikliği kanununun sadece bazı maddelerinin halkoylamasına sunulmasına karar vermiş ise, Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasa değişikliği kanununun maddelerinin halkoylamasında ayrı ayrı oylanması yolundaki kararı sadece Cumhurbaşkanının halkoylamasına sunduğu maddeler için geçerli olacaktır.

Halkoylamasının yapılması usûlünü kısaca görmek uygun olur. Öncelikle, Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmiş bulunun bir anayasa değişikliği kanununu, kendisine gelmesinden itibaren onbeş gün içinde, onaylayacağına mı, yoksa bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri mi göndereceğine veya yoksa halkoylamasına sunacağına mı karar vermesi gerekir (m.175/2 delaletiyle m.89/1). Cumhurbaşkanı, bu üç seçenekten birisini 15 gün içinde seçmelidir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının anayasa değişikliği sürecini bloke etme imkanı yoktur. Eğer Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanununu halkoylamasına sunmaya karar verirse, anayasa değişikliği kanununu aynı süre içinde Resmî Gazetede yayımlar.

23 Mayıs 1987 tarih ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoylamasına Sunulması Hakkında Kanunun 2’nci maddesine göre, “Anayasa değişikliğinin halkoylaması, ilgili Anayasa değişikliği kanununun Resmî Gazetede yayımını takip eden yüzyirminci günden sonraki ilk pazar günü yapılır”. Seçmenlerin halkoylamasına katılmasına sağlamak için, kanunla para cezası dahil her türlü tedbir alınabilir (Anayasa, m.175/son). Anayasanın 79’uncu maddesinin son fıkrasına göre, anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulmaları işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur. Halkoylaması sonuçları Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilân edilir. Anayasanın 175’inci maddesinin altıncı fıkrasına göre, “halkoyuna sunulan Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu olması gerekir”. Buna göre, halkoylamasına katılma oranı ne olursa olsun, “kabul” oyları toplamı, “ret” oyların toplamından fazla ise, anayasa değişikliği kanunu kabul edilmiş sayılır.

Ülkemizde anayasa değişikliği kanunlarının onaylanması için şimdiye kadar iki halkoylaması yapılmıştır.

Birinci halkoylaması Anayasanın geçici 4’üncü maddesinin (bu madde 12 Eylül 1980 öncesi siyasî parti liderlerine ve yöneticilerine siyasî faaliyette bulunmasını yasaklıyordu) yürürlükten kaldırılmasına ilişkin olarak 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı Kanun ve 23 Mayıs 1987 tarih ve 3376 sayılı Kanun uyarınca 6 Eylül 1987 tarihinde yapılmıştır. Halkoylaması yüzde 50,16 oranında “evet” oyu ile sonuçlanmış ve geçici 4’üncü madde yürürlükten kaldırılmıştır[30]. İkinci halkoylaması ise Anayasanın 127’nci maddesinin değiştirilmesine ilişkin olarak 25 Eylül 1988 tarihinde yapılmış ve yüzde 65 oranında hayır oyu ile sonuçlanmış önerilen anayasa değişikliği böylece reddedilmiştir[31].

Anayasa Değişikliği Sürecinde Cumhurbaşkanının Yetkileri

1982 Anayasası anayasa değişikliği sürecinde Cumhurbaşkanına çok önemli yetkiler vermiştir. Cumhurbaşkanının bu yetkileri üç tanedir: Anayasa değişikliği kanunlarını onaylamak, tekrar görüşülmek üzere Meclise geri göndermek ve halkoylamasına sunmak.

1. Onaylama Yetkisi

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin doğrudan veya Cumhurbaşkanının geri göndermesi üzerine üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla kabul ettiği anayasa değişikliği kanunlarını onaylayabilir (m.175/5). Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan anayasa değişikliği kanunları Resmî Gazete yayımlanır ve kesinleşirler. Ancak Meclisçe üye tamsayısının beşte üçü ile ama üçte ikisinden az bir oyla kabul edilen anayasa değişikliği kanunlarını onaylama yetkisi yoktur (m.175/4).

2. Geri Gönderme Yetkisi

Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının gerek beşte üçü, gerekse üçte iki çoğunluğuyla kabul ettiği anayasa değişikliği kanunları bir daha görüşülmek üzere Meclise Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilebilir (m.175/3).

Geri gönderme usûlüne ilişkin Anayasanın 175’inci maddesinde özel bir hüküm olmadığına göre, geri gönderme, 175’inci maddenin ikinci fıkrası delaletiyle 89’uncu maddedeki belirlenen usûl çerçevesinde olur. Bu maddeye göre ise, Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği kanunlarını 15 gün içinde gerekçeli olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine iade edilen anayasa değişikliği kanununu aynen kabul etmeyip, kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı, bu anayasa değişikliği kanununu da bir kez daha geri gönderebilir. Meclisin kendisine iade edilen kanunun, bir daha kendisine iade edilmemesi için “aynen” kabul etmesi gerekir.

Cumhurbaşkanının anayasa değişikliği kanunlarını bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi, bazı durumlarda “geciktirici veto”, bazı durumlarda ise “güçleştirici veto” niteliğindedir[32].

Eğer anayasa değişikliği, Meclis üye tamsayısının beşte üçü ve daha fazla, ama üçte ikisinden daha az bir oyla kabul edilmiş ise, Cumhurbaşkanının geri gönderme yetkisi “güçleştirici veto” niteliğindedir. Çünkü, bu çoğunluk ile kabul edilmiş bir anayasa değişikliği kanununu Cumhurbaşkanı geri gönderirse, Meclisin söz konusu kanunu tekrar kabul edebilmesi için daha yüksek oranda (üçte iki) bir oy çoğunluğu gerekmektedir. Geri gönderilen kanunu Meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla kabul edemez ise, anayasa değişikliği reddedilmiş olur[33]. Görüldüğü gibi, anayasa değişikliği lehine Mecliste üçte iki gibi yüksek oranda bir çoğunluk yoksa, Cumhurbaşkanı anayasa değişikliğini engelleyebilmektedir. Bu Cumhurbaşkanına verilmiş çok önemli bir yetkidir.

Eğer anayasa değişikliği kanunu, Meclis tarafından üye tamsayısının üçte ikisi ile kabul edilmiş ise, Cumhurbaşkanının geri gönderme yetkisi sadece “geciktirici veto” niteliğindedir. Çünkü, bu takdirde, Meclisin kendisine iade edilen anayasa değişikliği kanununu aynen kabul etmesi için daha yüksek oranda bir çoğunluk gerekmemektedir[34]. Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle bir durumda ilgili kanunu üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul edebilmektedir.

3. Halkoylamasına Sunmak Yetkisi

Yukarıda gördüğümüz gibi, Cumhurbaşkanının gerek doğrudan, gerekse geri göndermesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmiş anayasa değişikliği kanunlarını halkoylamasına sunmak yetkisi vardır. Burada Cumhurbaşkanının teşebbüsüne bağlı “ihtiyarî halkoylaması” usûlü sözkonusudur. Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçte iki çoğunluğuyla kabul ettiği anayasa değişikliği kanunlarını halkoylamasına sunmak yetkisi çok önemli bir yetkidir. Zira, seçmen çoğunluğu Meclisin gerçekleştirmek istediği anayasa değişikliğinin lehinde değilse, bu anayasa değişikliğinin halkoylamasında reddedilmesi ihtimali vardır. Özellikle, ülkemiz gibi, seçmen topluluğunun aşırı parçalanmış bir yapıda olduğu, buna karşılık parlâmentoda yapay çoğunlukların olduğu bir ortamda, parlâmentonun üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilmiş bir anayasa değişikliğinin seçmenler tarafından reddedilmesi ihtimali çok fazladır. Zira, seçmenler düzeyinde, hiçbir siyasal eğilim, hiçbir düşünce ve keza pek muhtemelen hiçbir anayasa değişikliği teklifi tek başına çoğunluğu sağlayamayacaktır. Bu teklife karşı olanlar anayasa değişikliğinin karşısında birleşecekler ve neticede anayasa değişikliği teklifi reddedilecektir[35].

Özetle, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu, halkoylamasına gitmek istemiyorsa veya halkoylamasına gidilirse teklifin reddedileceğinde endişe duyuyorsa, düşündüğü anayasa değişikliğini gerçekleştirebilmek için Cumhurbaşkanıyla uzlaşması gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı anayasa değişikliği sürecindeki bu üç yetkisini (onay, geri gönderme ve halkoylamasına sunmak) de, tek başına kullanır. Bu yetkiler Cumhurbaşkanına Devletin başı olma sıfatıyla verilmiştir. Bu yetkilerin kullanılması karşı-imza kuralına tâbi değildir.

Sonuç olarak Türkiye’de tali kurucu iktidarın, yani anayasayı değiştirme iktidarının Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanı ve seçmenler arasında paylaştırılmış olduğunu söyleyebiliriz.

V. Anayasanın değiştirilemeyecek Hükümleri

1982 Anayasası 4’üncü maddesinde, anayasayı değiştirme iktidarını maddî olarak sınırlandırmıştır. 4’üncü maddeye göre,

“Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”.

1. Bu maddeye göre, “Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm... değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”. Anayasanın 1’inci maddesi ise, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” demektedir. O halde, devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hükmü bir anayasa değişikliği ile değiştirilemez. Bu hükmün ne anlama geldiğini yukarıda temel ilkeler bölümünde gördüğümüz[36] için, burada bu konuya tekrar girmiyoruz.

2. Anayasanın 4’üncü maddesine göre, “Anayasanın... 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri... değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”. Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2’nci maddesinde ise şöyle denmektedir:

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”

a) Buna göre şu nitelikler değiştirilemez  ve değiştirilmesi teklif edilemez:

- İnsan haklarına saygı

- Atatürk milliyetçiliğine bağlılık

- Demokratiklik

- Laiklik

- Sosyal devlet

- Hukuk devleti

- Başlangıçta belirtilen temel ilkeler

b) İkinci maddede Başlangıçta belirtilen temel ilkelere göndermede bulunulduğuna göre, Başlangıçta geçen temel ilkeler de değişmezlik kapsamında bulunmaktadır. Ancak 2’nci madde Başlangıcın tümüne değil, “Başlangıçta belirtilen temel ilkelere” göndermede bulunmaktadır. O halde başlangıç metninin bütünü değil, bu metinde geçen “temel ilkeler” değişmezlik kapsamındadır[37].

Başlangıçta geçen temel ilkelerin neler olduğu sorunu oldukça tartışmalı bir sorundur. Tartışmaya girmeden başlangıçta birçok temel ilkenin geçtiğini belirtelim ve örnek olarak Ergun Özbudun [38] tarafından Başlangıçta geçtiği kabul edilen şu ilkeleri gösterilim:

- 12 Eylül 1980 harekatının meşruluğu (23 Temmuz 1995 tarih ve 4121 Sayılı Kanunla çıkarılmıştır).

- Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık

- Atatürk milliyetçiliği

- Çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi

- Millî egemenlik

- Anayasanın ve hukukun üstünlüğü

- Hürriyetçi demokrasi

- Kuvvetler ayrılığı

- Türk varlığının devleti ve ülkesiyle bölünmezliği

- Lâiklik

3. Nihayet 4’üncü maddeye göre, “Anayasanın... 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”. Anayasanın 3’üncü maddesi ise şöyle demektedir:

                   “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.

                   Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

                   Millî marşı ‘İstiklal Marşı’dır.

                   Başkenti Ankara'dır”.

O halde şunlar, değişmezlik kapsamındadır:

- Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünlüğü

- Resmî dilin Türkçe olması

- Bayrağın beyaz ay yıldızlı al bayrak olması

- Millî marşın İstiklal Marşı olması

- Başkentin Ankara olması

Buna göre yukarıda sayılan ilke ve hükümler anayasa değişikliği yoluyla değiştirilemez ve değiştirilmeleri teklif edilemezler.

Değiştirilemeyecek Hükümlerin Hukukî Değeri.- Anayasa hukuku doktrininde anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerinin hukukî değerden yoksun olduğu, bunların anayasayı değiştirme iktidarını bağlamadığı yolunda görüşler vardır. Biz bu görüşlerin açıklamasını ve eleştirisini kısa bir şekilde yüksek lisans tezimizde[39] ve geniş bir şekilde doktora tezimizde[40] yapmıştık. O nedenle bu konuya burada tekrar girmiyoruz. Ancak şunu kısaca belirtelim ki, anayasanın değiştirilemeyecek hükümleri, hukuk normlarının geçerliliği teorisinin aradığı şartları[41] yerine getirmektedirler. Anayasanın değiştirilemeyecek hükümleri pozitif temele sahiptirler. Bunlar hukuken geçerlidirler. Bu tür hükümler anayasayı değiştirme iktidarını hukuken bağlarlar.

Ancak 1982 Anayasası sisteminde, anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerine anayasayı değiştirme iktidarının uyup uymadığının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi mümkün değildir. Zira aşağıda ayrıca açıklayacağımız gibi Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerini sadece ve sadece şekil bakımından denetleyebilir.

Bununla birlikte, anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerinin Anayasa Mahkemesi tarafından müeyyidelendirilemeyecek olması, onların hukukî değerden mahrum olduğu anlamına gelmez. Bu durumda Anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerinin münhasıran Anayasayı değiştirme iktidarına hitap ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Anayasayı değiştirme iktidarı, Anayasanın değiştirilemeyeceğini öngördüğü hükümlerine aykırı bir değişiklik teklifini kabul etmemelidir. Eğer anayasayı değiştirme iktidarı, anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerine aykırı olduğu düşünülen bir anayasa değişikliğini kabul etmişse, bundan şu sonuç çıkar ki, anayasayı değiştirme iktidarı, bu anayasa değişikliğini, Anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerine aykırı olduğu kanısında değildir. Anayasayı değiştirme iktidarının yorumuna göre, yapılan anayasa değişikliği, Anayasanın değiştirilmesi yasak olan hükümlerine aykırı değildir. Böyle bir durumda, Anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerinin Anayasayı değiştirme iktidarının yorumuyla müeyyidelen-dirildiğini söyleyebiliriz.

Değiştirme Yasağını Öngören Maddenin Kendisi Değiştirilebilir mi?- Doktrinde anayasayı değiştirme yasaklarının, değiştirme yasağını getiren maddenin değiştirilmesi yoluyla aşılabileceği ileri sürülmüştür. Zira, değiştirme yasağını öngören maddelerin kendileri genellikle değişmezlik kapsamında değildir. Buna göre, örneğin önce değiştirme yasağını öngören 1982 Anayasasının 4’üncü maddesi değiştirilir; arkasından da, Anayasanın değiştirilemeyecek maddeleri değiştirilebilir. Biz bu görüşleri doktora tezimizde incelemiştik[42]. O nedenle bu konuya tekrar girmiyoruz. Sadece şunu söyleyelim ki, eğer değiştirme yasağını getiren maddenin kendisi oto-referansiyel bir şekilde kendi kendisinin değiştirilmesini yasaklamıyorsa, önce bu madde yürürlükten kaldırıldıktan sonra, değiştirme yasağı artık mevcut olmayacağına göre, ikinci bir anayasa değişikliği ile değiştirilmesi daha önceden yasaklanmış olan hükümlerin de değiştirilmesi mümkündür.

VI. Anayasa Değişikliklerinin Yargısal Denetimi Sorunu

Bibliyografya.- Kemal Gözler, Le pouvoir de révision constitutionnelle, Villeneuve d’Ascq, Presses universitaires de septentrion, 1997, s.565-649; Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.132-141; Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.168; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.131-181; Rona Serozan, “Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt XXXVII, Sayı 1-4, 1972, s.134-141; Mehmet Turhan, “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1‑4, s.63-104; Yıldızhan Yayla, “Anayasa Mahkemesine Göre Cumhuriyetin Özü”, Hıfzı Timur'un Anısına Armağan, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Milletlerarası Münasebetler Enstitüsü Yayını, 1979, s.943-1040; Mehmet Akad, “Anayasa Yargısı Üzerine Gözlemler”, Yargı, No 37, Mayıs 1979, s.39‑43; Tahsin Türkçapar, “Anayasa Mahkemesinin Anayasada Yapılan Değişiklikleri Denetleme Yetkisi”, Yargıtay Dergisi, Cilt IV, 1978 (Ocak‑Nisan), Sayı 1‑2, s.33-39; Ekrem Serim, “Anayasayı Değistirme Sorunu”, Ankara Barosu Dergisi, Cilt 34, 1977, Sayı 1, s.33‑37; Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 4. Baskı, 1977, s.219.

Anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi sorununu 1961 Anayasası ve 1982 Anayasası dönemlerinde ayrı ayrı incelemek uygun olur.

A. 1961 Anayasası Döneminde

1961 Anayasası döneminde Türk Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerinin Anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisine sahip olduğuna karar vermiş ve bazı anayasa değişikliklerini Anayasaya aykırı görerek iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararlarını dönemlere ayırarak incelemek uygun olur.

1. 1971 Öncesi

İlk önce bu konuda 1961 Anayasasının durumunu daha sonra da Anayasa Mahkemesinin kararlarını görelim. 20 Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı anayasa değişikliği kanununun yürürlüğe girmesine kadar 1961 Anayasası, anayasa değişikliği kanunlarının denetimine ilişkin olarak hiçbir hüküm içermiyordu. Bu dönem de 1961 Anayasasının 147’nci maddesi şu hükmü içeriyordu:

“Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasaya uygunluğunu denetler”.

Anayasa Mahkemesi bu dönemde anayasa değişiklikleri üzerine iki karar vermiştir.

a) 16 Haziran 1970 Tarih ve K.1970/31 Sayılı Karar[43]

1961 Anayasasının 68’inci maddesi 6 Kasım 1969 tarih ve 1188 sayılı Kanun ile değiştirilmiş, bu anayasa değişikliğinin iptali istemi ile Türkiye İşçi Partisi tarafından Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

a) Yetki Sorunu.- Anayasa Mahkemesi bu davada ilk önce, anayasa değişikliği kanunlarını denetlemeye yetkisi olup olmadığı sorununu tartışmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, 1961 Anayasasının 147’nci maddesi, “kanunların” anayasaya uygunluğunun denetimini öngörüyor; ama anayasa değişikliği kanunlarının denetimi hakkında bir hüküm içermiyordu. Acaba anayasa değişikliği kanunları da 147’nci maddede geçen “kanunlar” gibi bir kanun olarak kabul edilebilir miydi? Anayasa Mahkemesi bu soruya olumlu cevap vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

“1961 Anayasasında yapılacak değişikliklerin, Anayasanın 155. maddesinde yer alan usul ve şartlara uyulmak suretiyle çıkarılacak kanunlarla mümkün olabileceği ortadadır. Nitekim söz konusu 1188 sayılı metnin adı da, başlığında açıkça görüleceği üzere ‘kanun’dur. Esasen 155. maddede Anayasa değişikliklerinin bazı kayıt ve şartlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere uyulmak suretiyle Meclislerden geçirileceği ilkesi konulmak suretiyle bunların ‘kanun’ nitelikleri de ayrıca belirtilmiş bulunmaktadır”[44].

Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesinin yorumuna göre, “anayasa değişikliği kanunları” da 147’nci madde anlamında bir “kanun”durlar. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, ayrıca ve açıkça yetkilendirilmesine gerek olmaksızın, 147’nci madde kapsamında anayasa değişiklikleri kanunlarını da denetleyebilir.

Anayasa Mahkemesinin bu cevabını destekleyenler olduğu gibi[45], bu cevabı eleştirenler de olmuştur. İlk eleştiri muhalif üye Fazıl Uluocak’ın yazdığı muhalefet şerhinde yer almıştır:

“Anayasa Mahkemesinin görevi kanunların ve yasama meclislerinin içtüzüklerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektir. Anayasa’nın değiştirilmesi teklifi ve bu teklifin meclislerce kabulü Anayasa’da gösterilen usul ve şartlara tâbidir. Buna göre, yapılıp anayasa metnine giren bir hüküm iptali hakkındaki davaların görüşülmesi Anayasa Mahkemesinin görevi dışında olduğu kanısındayım”[46].

Böylece Fazıl Uluocak, “kanunlar” ile “anayasa değişiklikleri” arasında bir nitelik farkı görmekte, bu nedenle de 147’nci maddede geçen kanun teriminin “anayasa değişiklikleri”ni kapsamadığını düşünmektedir.

Sorunun çözümü 1961 Anayasasının 147’nci maddesinde geçen “kanun” kelimesinin yorumuna bağlıdır. Eğer “anayasa değişiklikleri” de 147’nci madde anlamında bir “kanun” olarak kabul edilirlerse, Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi tutulabilirler. O halde 147’nci maddede geçen “kanun” kelimesini yorumlamak gerekir. Anayasa Mahkemesi 147’nci madde de geçen “kanun” kelimesini yorumlamış, bu kelimenin sadece adî kanunları değil, “anayasayı değiştiren kanunları” da kapsadığını söylemiştir. O halde, 1961 Anayasasının ilk şeklinde anayasa değişikliklerinin de Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebileceğini söylemekten başka bir şey kalmıyor.

b) Denetimin Kapsamı.- Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliği kanunlarını denetlemeye yetkili ise, bu denetimin kapsamı nedir? Bu denetim sadece şekil denetimini mi, yoksa aynı zamanda esas denetimini de içerir mi?

aa) Şekil Denetimi.- Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliği kanunlarını şekil bakımından denetleyebileceğine karar vermiştir. Mahkemeye göre,

“Anayasa’da değişikliği öngören bir kanunun, böyle bir etkiye gerçekten sahip olabilmesi, yani mevcut bir Anayasa ilkesini değiştirebilmesi, kaldırabilmesi veya yeni bir Anayasa ilkesi koyabilmesi için, o kanunun Anayasa’nın 155. maddesinde yer alan hükümlere uygun olarak teklif edilmiş olması ve yasama meclislerinde de yine aynı hükümlere uygun biçimde görüşülüp kabul edilmiş bulunması gerektiğinde kuşku yoktur. Bu ilkelere uygun olmayarak yürürlüğe konulan bir metnin, Anayasa’nın mevcut hükümleri üzerinde herhangi bir etki yapması söz konusu olamayacağı yeni konulan bir hüküm de Anayasa kuralı niteliğinde ve gücünde sayılamaz.

Şu halde Anayasa değişikliğini öngören kanunların de teklif ve kabullerinde 155. maddedeki usûl ve şartlara uyulmuş bulunup bulunmadığı açısından Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi tutulmaları zorunludur”[47].

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliği kanunlarını şekil bakımından denetlemeye kendisini yetkili görmektedir. Anayasa Mahkemesinin bu görüşü de doktrinde genellikle kabul edilmiştir. Örneğin Ergun Özbudun’a göre

“kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi sistemini kabul etmiş olan bir ülkede, anayasa değişikliklerinin şekil yönünden anayasaya uygunluk denetiminde yadırganacak bir yön yoktur. Çünkü nihayet anayasa değişiklikleri de, biçimsel olarak birer kanundur. Bu değişikliklerin anayasada belirtilen şekil ve usûl kurallarına uygun olarak yapılmaması ortada geçerli olarak belirtilmiş bir tali kurucu iktidar iradesinin mevcut olmaması demektir. Anayasayı yapan aslî kurucu iktidar, anayasanın değiştirilme usûlünü belirlemekle tali kurucu iktidarın anayasayı değiştirme yetkisini şekil yönünden sınırlandırmış olmaktadır. Diğer bir deyimle, tali kurucu iktidar ancak bu usûl ve şekil şartlarına uymak şartıyla tali kuruculuk yetkisini kullanabilir. Dolayısıyle kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli olan mahkeme, anayasada açık bir hüküm olmasa bile, anayasa değişikliklerinin anayasada belirtilen usûl ve şekil kurallarına uygunluğunu denetleme yetkisini kendisinde görebilir”[48].

Erdal Onar da aynı görüştedir:

“Anayasa değişiklikleri, daha zor bir sürece tâbi olsa da, yine ‘kanun’ adı altında bir işlemle gerçekleştirildiğine göre, bu kanunun yapılışında Anayasada öngörülen usûllere uyulup uyulmadığının Anayasa Mahkemesince denetlenebileceğinde kuşku yoktur”[49].

Kanımızca da bir kere Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini denetlemeye yetkili olduğu kabul edilirse, bu denetimin şekil denetimini kapsadığından şüphe etmemek gerekir.

b) Esas Denetimi.- Anayasa Mahkemesi bu kararında anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından değil, esas bakımından da denetleyebileceğine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

                   “1961 Anayasası, 9. maddesi ile bir değişmezlik ilkesi koymuştur. Bu maddeye göre, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Buradaki değişmezlik ilkesinin sadece ‘Cumhuriyet’ sözcüğünü hedef almadığını söylemek bile fazladır. Yani, Anayasada sadece ‘Cumhuriyet’ sözcüğünün değişmezliğini kabul ederek, onun dışındaki bütün ilke ve kuralların değişebileceğini düşünmenin Anayasanın bu ilkesi ile bağdaştırılması mümkün değildir. Zira, 9. maddedeki değişmezlik ilkesinin amacının, Anayasanın 1., 2., maddelerinde ve 2. maddenin gönderme yaptığı başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelerle niteliği belirtilmiş, ‘Cumhuriyet’ sözcüğü ile ifade edilen devlet sistemidir. Bir başka deyimle, 9. madde ile değişmezlik ilkesine bağlanan ‘Cumhuriyet’ sözcüğü değil, yukarıda gösterilen Anayasa maddelerinde nitelikleri belirtilmiş olan Cumhuriyet rejimidir. Şu halde sadece ‘Cumhuriyet’ sözcüğünü saklı tutup, bütün nitelikleri hangi istikamette olursa olsun tamamen veya kısmen değiştirme veya kaldırmak suretiyle 1961 Anayasasının ilkeleriyle bağdaşması mümkün olmayan bir başka rejimi meydana getirecek bir Anayasa değişikliğinin teklif ve kabul edilmesinin Anayasa’ya aykırı düşeceğinin tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olduğu ortadadır.

Bu bakımından bu ilkelerde değişmeyi öngören veya Anayasa’nın sair maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı olarak bu ilkeleri değiştirme amacını güden herhangi bir kanun teklif ve kabul olunamaz. Bu esaslara aykırı olarak çıkarılmış bulunan bir kanunun Anayasanın mevcut hükümlerinde en küçük etki ve değişme yapması veya yeni bir Anayasa kuralı koyması mümkün değildir.

Görülüyor ki Anayasa değişikliği öngören kanunlar üzerinde, Anayasa’nın 147. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesine esas yönünden de denetim görevi düştüğü meydandadır.

Bu nedenlerle söz konusu kanun, gerek biçim, gerekse esas yönünden Anayasa Mahkemesince denetlenebilmelidir”[50].

Davanın Sonucu.- Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasasının 68’inci maddesini değiştiren 6 Kasım 1969 tarih ve 1188 sayılı anayasa değişikliği Kanununu şekil bakımından Anayasaya aykırı olduğuna karar vererek 7’ye karşı 8 o çokluğuyla iptal etmiştir.

Görüldüğü gibi bu kararda Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerini esas bakımından de denetlemeye yetkili olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini esas bakımından da denetleyebileceği yolundaki görüşü doktrin tarafından eleştirilmiştir. Örneğin Ergun Özbudun’a göre,

“Anayasa değişikliklerinin esas yönünden anayasaya uygunluk denetimi ise, tamamen farklı bir sorundur. Anayasada belirtilen usûl ve şekil kurallarına göre gerçekleştirilmiş bir Anayasa değişikliği, geçerli bir anayasa normudur. Bu niteliği ile mevcut anayasa sisteminin diğer normlarıyla eşit değerde bir norm haline gelmiştir. Böyle bir norm hangi kritere göre anayasaya uygun veya aykırı sayılacaktır. Hukuk normları hiyerarşisinde bir norm, ancak kendisinden üstün düzeyde başka bir norma aykırı düştüğü tekdirde geçersiz sayılabilir. Kendi düzeyindeki normlarla ise, arasında altlık-üstlük ilişkisi değil, ancak zaman yönünden öncelik-sonralık, konu yönünden de genellik-özellik ilişkisi söz konusu olabilir. Bu açıdan usulüne uygun olarak meydana getirilmiş bir Anayasa normunun, kendisiyle eşdeğerli olan başka bir Anayasa normuna uygun olup olmadığını denetlemek, mantıken mümkün görünmemektedir”[51].

Kanımızca, 1971 öncesi sistemimizde, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliği kanunlarını şekil bakımından denetlemeye yetkili olduğu bir kez kabul edildikten sonra esas bakımından denetiminin kabul edilmesine engel olacak bir şey yoktu. Şekil bakımından denetim ile esas bakımından denetim arasında böylesine bir fark yaratılamaz. Şekil bakımından denetim Anayasa değişikliği kanunlarının Anayasada belirtilen şekil ve usûl kurallarına uygunluğunun denetlenmesidir. Esas bakımından denetim ise, anayasa değişikliği kanunlarının Anayasada belirtilen değiştirilemeyecek hükümlere uygunluğunun denetimidir. Birincisi ile ikincisi arasında bir fark yoktur. Sadece bu denetimlerde kullanılan ölçü normlarda farklılık vardır. Bir Anayasada değiştirilemeyecek hükümler yoksa, şüphesiz esas bakımından denetimin yapılması mümkün olmayacaktır. Çünkü bu durumda bu denetimde kullanılacak ölçü norm yoktur. Ancak, bir Anayasada değiştirilemeyecek hükümler varsa, Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliği kanunlarını denetlemeye kendisini yetkili görüyorsa ve Anayasa bunu yasaklamıyorsa, anayasa değişikliği kanunlarının esas bakımından denetimi her zaman mümkündür. Kanımızca 1971’den önceki sorun, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliği kanunlarının esas bakımından denetlemeye yetkili olup olmadığı sorunu değil, bu denetimin kapsamının neden ibaret olduğu sorunudur.

Anayasa Mahkemesi yukarıdaki kararda esas denetiminin kapsamını çok geniş bir şekilde belirlemiştir. Mahkemeye göre, 1961 Anayasasının 9’uncu maddesinde belirtilen Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hükmün değiştirilemeyeceği kuralı, sadece “cumhuriyet” kelimesinin değişmezliğini değil, aynı zamanda, nitelikleri 1 ve 2’nci maddelerdeki ilkelerle belirlenmiş “devlet sistemi”dir. Dolayısıyla 1 ve 2’nci maddelerde belirtilen ilkelerin de değiştirilmeleri yasaktır.

Bu görüşe ilk eleştiri karara muhalif kalan üye Celalettin Kuralmen’den gelmiştir. Kuralmen’e göre,

“maddede,... ‘değişmezlik’ ilkesinin sadece Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hükme taalluk ettiği açıkça gösterilmiştir. Zira, bir Devletin ‘şekli’ başka, onun nitelikleri ve vasıfları gene başkadır. Bu itibarla değişmezlik ilkesinin kapsamadığı, kapsayamayacağı yukarıda sözü edilen metinlerden kesin surette anlaşılmaktadır... Böylece 9. maddedeki ‘değişmezlik’ ilkesinin sadece Devletin ‘Cumhuriyet şekli’ hakkında konulduğu ve Anayasa’nın başka hiçbir maddesi için bu ilkenin ileri sürülemeyeceği Anayasa’nın sözü ve özü ile meydandadır. İtiraz konusu olup, Anayasa’nın 68. maddesini değiştiren ve 11. geçici maddesinin kaldırılmasına dair bulunan 1188 sayılı Kanun ise, seçime ilişkindir. Devletin şekli ile ilgili hiçbir yönü bulunmamaktadır. Dolayısıyle 9. maddedeki değişmezlik ilkesinin kapsamına girmemektedir. Bu sebeple de sözü geçen kanunun, sadece Anayasa’da gösterilen usûle uygun şekilde kabul edilip edilmediğinin denetlenmesi gerektiği ve esasının denetlenmesine ise yer olmadığı düşüncesindeyim”[52].

Anayasa Mahkemesinin bu kararı üzerinde doktrinde şiddetli tartışmalar olmuştur.

Savunanların Görüşleri.- Bazı yazarlar Anayasa Mahkemesinin “Cumhuriyet” kavramını geniş yorumlamasını savunmuşlardır. Örneğin Rona Serozan’a göre, 9’uncu maddede öngörülen değiştirme yasağı 2’nci maddede öngörülen Cumhuriyetin niteliklerini kapsamazsa,

“devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemese bile, bu hükmün (Anayasanın 2 nci maddesinin) Cumhuriyet devlet şekline aşıladığı ‘temel insan haklarına dayalı özgürlükçü, millî, demokratik, lâik sosyal hukuk devleti’ maddî özünden boşaltılabileceği ve ‘Cumhuriyet’in salt bir içi boş kalıp, bir içeriksiz ‘biçim’ olarak alakonabileceği öne sürülebilir”[53].

Yıldızhan Yayla da “cumhuriyet” kelimesinin geniş yorumunu savunmaktadır. Yazar Anayasa Mahkemesinin bu geniş yorumunu oldukça ayrıntılı bir şekilde incelemektedir[54]. Ayrıntılara girmeyerek sadece şunları belirtelim. Yayla, “cumhuriyet” kelimesinin değişik anlamlara sahip olduğuna işaret etmektedir[55]. Daha sonra yazar, “cumhuriyet” kelimesinin bu değişik anlamlarından hangisinin 1961 Anayasasında kullanılan “cumhuriyet”e daha yakın olduğunu araştırmaktadır. Uzun bir incelemeden sonra, Yayla, 1961 Anayasasındaki “Cumhuriyet”in irsî monarşinin tersi olarak tanımlanamayacağı ve Cumhuriyetin demokratik düzenin temel ilkelerini de kapsadığı sonucuna varmaktadır[56]. Yazara göre,

“Türkiye’de Cumhuriyet, demokratiklik ilkesinden; bu ilke de hukuk devletinin güvencesinden ayrı düşünülemez. Başka bir ifade ile, Cumhuriyet, önce hanedanı reddeden ‘hükûmet şekli’ iken, 1924 Anayasası ile ‘aynı zamanda’ demokratik devlet şeklini; 1961 Anayasası ile de demokratik devletin gerçekleşme aracı ve güvencesi olan hukuk devletini de kapsar hale gelmiştir”[57].

Keza Yıldızhan Yayla’ya göre, 2’nci maddede sayılan Cumhuriyetin diğer iki niteliği (lâiklik ve millî devlet ilkesi) cumhuriyet kavramının kapsamına girer. Yazara göre,

“millî ve lâik nitelemeleri, herhangi bir Cumhuriyete değil, ama Türkiye Cumhuriyetine özgü; onun içeriğini, özünü oluşturmakta, belki daha doğru bir deyişle, demokratik hukuk devletinin, Türkiye açısından zorunlu unsurlarını ifade etmektedirler”[58].

Ancak Yayla’ya göre, sadece demokratik devlet ve hukuk devleti ilkeleri Cumhuriyetin özünü oluşturur. Anayasanın 2’nci maddesinde yer alan diğer ilkeler Cumhuriyetin özüne dahil değildir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet kavramını Anayasanın 2’nci maddesinin tümüne yollama yaparak tanımlaması yanlıştır[59].

Eleştirenlerin Görüşleri.- Anayasa Mahkemesinin kararlarını birçok yazar da şiddetle eleştirmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararına eleştirenler başlıca şu görüşleri dile getirmişlerdir:

1. Bu yazarlar öncelikle “cumhuriyet”in, hukukî bir kavram olarak, iktidarın irsî olarak intikal etmediği bir devlet şekli anlamına geldiğine işaret etmektedirler. Yani bu yazarlara göre, cumhuriyet monarşinin tersidir[60]. Örneğin Cem Eroğul’a göre, eğer bu tanıma diğer nitelikler ilâve edilirse, cumhuriyet kavramı gereksiz yere zorlanmış olur[61]. Yeryüzündeki çeşitli cumhuriyetler incelendiğinde, bunların birbirinden çok farklı olduğu görülmektedir. Onların arasında tek ortak özellik, iktidarın irsî intikalinin yasaklanmasıdır[62].

2. Ergun Özbudun tarafından dile getirilen diğer bir eleştiriye göre ise,

“1961 Anayasası, değişmezlik ilkesini sadece “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü” ile sınırlandırmıştır. Anayasa koyucu, değiştirme yasağının kapsamı içine Cumhuriyetin niteliklerini de almak istemiş olsaydı, bunu açıkça belirtirdi. Bu yapılmadığına göre, değiştirme yasağının kapsamının, Anayasa Mahkemesi tarafından yorum yoluyla genişletilmesi mümkün değildir”[63].

3. Anayasa Mahkemesinin kararını eleştirmek için ileri sürülen diğer bir argüman da istisnaî hükümlerin dar yorumlanması gerektiği yolundaki ilke üzerine kuruludur. Anayasanın 9’uncu maddesi, değiştirilebilirlilik genel kuralının bir istisnasını oluşturmaktadır. O halde bu hüküm dar yoruma tabi tutulmalıdır. Dar yoruma tâbi tutulursa, değişmezlik ilkesinin Anayasanın 2’nci maddesinde yer alan ilkeleri içermesi mümkün değildir[64].

4. Aşağı yukarı bütün yazarlar şunun altını çizmektedirler ki, eğer cumhuriyet kavramının geniş yorumu benimsenirse, Anayasa Mahkemesi anayasa değişiklikleri üzerinde sınırsız bir takdir yetkisi elde eder. Ergun Özbudun’un isabetle belirttiği gibi, “Cumhuriyetin Anayasanın 2’nci maddesinde sayılan millilik, demokratiklik, lâiklik, sosyallik, insan haklarına dayanma ve hukuk devleti olma nitelikleri, o kadar geniş kavramlardır ki... bu niteliklerle ilgili olmayan bir anayasa değişikliği düşünmek hemen hemen imkansızdır”[65]. İlginçtir ki, Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet konusunda geniş yorumunu benimseyen Yıldızhan Yayla da bu niteliklerle ilgisiz bir konu bulmanın imkânsız olduğunu itiraf etmektedir[66].

5. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin cumhuriyet kavramını geniş yorumlamasını eleştiren yazarlar, Anayasa Mahkemesinin “hukukîlik denetimi”nin pratikte “yerindelik denetimi”ne dönüşebileceğine işaret etmektedirler[67]. Gerçekten de Ergun Özbudun’un belirttiği gibi, Anayasanın 2’nci maddesinde Cumhuriyetin niteliklerine ilişkin olarak sayılan kavramlar “geniş kapsamları yanında çeşitli yorum ve değerlendirmelere açık kavramlardır”[68].

6. Bazı yazarlar da Anayasa Mahkemesinin bu kararında “hakimler hükûmeti” tehlikesinin bulunduğuna işaret etmişlerdir[69]. Örneğin Mümtaz Soysal, cumhuriyet kavramının geniş yorumunu temellendirmek için Anayasa Mahkemesinin kullandığı gerekçe hakkında şunu yazmaktadır:

“Bu aslında çok tehlikeli bir gerekçe. Sonunda toplumu ‘yargıçlar devleti’ denen bir anlayışa götürmesi halkın oylarıyla kurulmuş bir parlâmentonun elindeki değiştirme yetkisini hiçe indirmesi mümkün. Anayasa Mahkemesindeki yargıçlar, Cumhuriyetin temel niteliklerini belirli bir yönde yorumluyorlar diye, o tutuma aykırı düşen bütün Anayasa değişiklikleri iptal edilecek ve dolayısıyla ulus bu alandaki yetkisini kendi temsilcileri aracılığıyla da olsa kullanamaz duruma mı gelecektir”[70]?

Mümtaz Soysal  bu eleştirilerden sonra şu soruyu sormaktadır: “Anayasa Mahkemesi üyeleri, ‘cumhuriyet’ sözüne Anayasanın başka ilkelerini ekleyerek o ilkelere de değişmezlik kazandırma yetkisini nereden almaktadırlar”[71]? Mümtaz Soysal şu sonuca varmaktadır: “Anayasa Mahkemesi... bir değişikliğin Anayasadaki temel ilkelerden birine aykırı düştüğünü savunarak Anayasa değişikliklerini iptal etme yetkisine sahip olursa, devlet sistemi içinde kendisine tanınan yeri aşıyor demektir”[72].

Aynı yönde Orhan Aldıkaçtı da Anayasa Mahkemesinin “kendini anayasanın da üstünde bir organ olarak görmekte, dolayısıyla anayasal iradeye de egemen olabileceğini düşünmekte” olduğunu yazmaktadır[73]. Erdoğan Teziç de benzer endişeleri dile getirmiştir[74].

7. Nihayet bazı yazarlar, Anayasa Mahkemesinin bu kararının bizzat Anayasa Mahkemesi açısından da tehlikeli olduğuna işaret etmektedirler. Örneğin Tahsin Türkçapar, “Anayasa Mahkemesinin saygınlığını ve yüceliğini tartışma konusu yapmaya neden olacak bu yöntemi... bırakması gerekmektedir” diye yazmıştır[75]. Cem Eroğul’a göre de, “bu tutum, toplumda, Mahkemenin kendisini Anayasanın da üstünde gördüğü izlenimini yaratmakta, dolayısıyla, Mahkemenin... vazgeçilmezliğinin tartışılmasına kapıları aralamaktadır”[76]. Keza Ergun Özbudun da benzer endişeleri haklı olarak dile getirmiştir:

“Anayasa Mahkemesinin, anayasa değişikliklerinin denetimi konusunda benimsediği tutum, uzun vadede bizzat yüce Mahkemenin kurumsal menfaatlerine zarar verebilecek niteliktedir. Tecrübeler, anayasa yargısı ile toplumun çoğunluğunu temsil eden siyasal güçler arasında derin ve sürekli görüş ayrılıklarının belirmesi halinde, sonuçta anayasa yargısının yetkilerinin kısılması tehlikesinin söz konusu olabileceğini göstermektedir”[77].

Görüşümüz.- Biz de Anayasa Mahkemesinin cumhuriyet kavramını geniş yorumlamasının yanlış olduğunu, cumhuriyetten devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği bir devlet şeklinin anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun nedenini yukarıda Cumhuriyetçilik ilkesini incelediğimiz yerde açıkladığımız için burada bu konuya tekrar girmiyoruz[78]. Bu anlamda, 1961 Anayasasında lâiklik, milliyetçilik, demokratiklik, hukuk devleti, sosyal devlet, insan haklarına saygı gibi ilkelerin değişmezlik kapsamında olmadığını düşünüyoruz.

b) 3 Nisan 1971 Tarih ve K.1971/37  Sayılı Karar[79]

1961 Anayasasının 73’üncü maddesi 17 Nisan 1970 tarih ve 1254 sayılı anayasa değişikliği Kanunu ile değiştirilmiştir. Bu anayasa değişikliği kanunu hakkında açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi şekil bakımından denetime yetkili olup olmadığı sorununu tartışmaksızın, Anayasa Mahkemesi doğrudan esas bakımından denetime de yetkili olduğuna hükmetmiştir. Mahkemenin kullandığı gerekçe şöyledir:

“Anayasa düzeninin öyle temel kuruluşları, hak ve ödevleri vardır ki, bunların çağdaş uygarlığın gereklerine aykırı hükümlere bağlanması düzenin bütününü sarsabilir. Sözgelimi Anayasanın 1. maddesinde yazılı Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hükmün değiştirilmesi Anayasa yapısını temelinden yıkar. Bu nedenle 9. maddede bu hükmün değiştirilmesinin teklif olunamayacağı belirtilmiştir. Cumhuriyet Devlet şekli, temel kuruluşları, hak ve ödev kuruluşları ile bir ilkeler manzumesidir. Şu halde Cumhuriyet Devlet şeklini ortadan silecek veya onu işlemez duruma getirecek olan Anayasa değişikliklerinin yapılamayacağı Anayasamızın gerek açık hükümlerinden, gerek ruh ve felsefesinden çıkmaktadır. Bu temel düşüncenin ulaştırdığı sonuç şudur ki, Anayasa’nın Devlet şekli hükmü dışındaki hükümlerinin, hiçbir kayda tâbi olmadan, yasama organı tarafından değiştirilebileceği sanılmamalıdır. Çağdaş Anayasalar kendilerini koruyan ve teminat altına alan hükümleri ve müesseseleri de birlikte getirmeyi sağlamışlardır. Bu arada klasik demokrasiden ayrımlı bir sistem olarak Anayasa’yı yasama organına karşı daha açık bir deyimle, çoğunluğun baskısına karşı koruyacak kurum ve hükümlerin bizim Anayasamızda yer almış olduğuna işaret etmek gerekir.

Anayasanın tam bir uyum içinde birbirini tamamlayan genel hükümlerinin, Anayasa değişiklikleriyle sistem ve düzenin bozulması ve çelişiklikler içine düşürülmesi bir bütün teşkil eden hukukî yapıyı sarsar ve yıkar. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin, 147. madde ile kendisine verilen görev ve yetkileri kullanarak Anayasa’yı çoğunluğun egemenliğine karşı koruyabilmesi, Anayasanın özellikle başlangıç kısmı, 2., 4. ve 8. maddeleri hükümlerine uygundur. Şu duruma göre Anayasa değişikliklerinin esas yönünden Anayasa Mahkemesinin uygunluk denetimine tâbi olmayacağı yolundaki görüşün anayasal dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır”[80].

Bir önceki kararında (16 Haziran 1970 tarih ve K.1970/31 sayılı Karar) Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerinin sadece devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu kuralına değil, Anayasanın 1 ve 2’nci maddelerinde belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerine de uygun olması gerektiği yolunda karar verdiğini yukarıda gördük. Anayasa Mahkemesi bu kararında (3 Nisan 1971 Tarih ve K.1971/37 Sayılı Karar) daha da ileriye giderek, anayasa değişikliklerinin “çağdaş uygarlığın gerekleri”ne uygunluğunu da denetlemeye yetkili olduğuna karar vermiştir.

Eleştiri.- Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu “çağdaş uygarlığın gerekleri” kavramı anayasa değişikliklerinin Anayasaya uygunluk denetiminde bir ölçü norm olamaz. Çünkü söz konusu kavram tamamıyla pozitif temelden yoksundur. 1961 Anayasasının hiçbir yerinde bu kavram anayasa değişikliklerinin sınırı olarak öngörülmemiştir. Bu anayasa değişikliğinin bir sınırı olarak bu “çağdaş uygarlığın gerekleri” kavramı Anayasa Mahkemesi tarafından uydurulmuş bir kavramdır.

2. 1971’den Sonra

Anayasa Mahkemesinin yukarıda incelenen 16 Haziran 1970 tarih ve K.1970/31 sayılı ve 3 Nisan 1971 tarih ve K.1971/37 Sayılı  Kararlarıyla yaptığı otantik yorum anayasal sistemin diğer organlarında tepki yaratmıştır. 20 Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı anayasa değişikliği kanunu ile Anayasa Mahkemesinin yetkilerini düzenleyen 1961 Anayasasının 147’nci maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

“Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin Anayasaya, Anayasa değişikliklerinin de Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler”.

Bu hükümle artık Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerinin denetlenmesi konusunda yetkili olup olmadığı sorunu açıkça çözümlenmiş oluyordu. Tali kurucu iktidarın arzusu, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişiklikleri üzerindeki denetimi şekil ile sınırlandırmaktı. Diğer bir ifadeyle tali kurucu iktidar, Anayasa Mahkemesine anayasa değişiklikleri konusunda esas denetimi yapmasını açıkça yasaklıyordu.

15 Nisan 1975 Tarih ve K.1975/87 Sayılı Karar[81]

15 Mart 1973 tarih ve 1699 sayılı anayasa değişikliği Kanunu ile 1961 Anayasasının 30, 57, 136, ve 138’inci maddelerinin bazı fıkraları değiştirilmişti. Bu anayasa değişikliği hakkında Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesi bu davada ilk önce yetkili olup olmadığını incelemiş ve şu tespiti yapmıştır:

“Anayasanın 147. maddesinde 1488 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesinin denetim görevinin alanı bu konuda daraltılarak, Anayasa değişikliklerinin sadece Anayasada öngörülen şekil şartlarına uygunluğunu denetleme görevi, eskiden olduğu gibi, yetkisi içinde bırakılmış ve bu değişikliklerin esastan Anayasaya uygunluğunu denetleme ise görev ve yetkisi dışına çıkarılmış bulunmaktadır. Böylece, bu maddede gerçekleştirilen değişiklikle Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini esas yönünden denetlenmesi önlenmiştir... Bu nedenle, 15/3/1973 günlü, 1699 sayılı Kanunun 1., 2. 4. ve 6. maddelerin Anayasa’ya esastan aykırı olduğu yolundaki iddianın incelenmesini kapsayan istemin, Anayasa Mahkemesinin görevi dışında bulunması dolayısıyle yetki yönünden reddine karar verilmelidir”[82].

Böylece Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerini esas bakımından denetlemeye yetkisiz olduğuna ve sadece şekil bakımından denetim yapabileceğine karar vermiştir. Ne var ki Anayasa Mahkemesi, şekil bakımından denetimin kapsamını çok geniş bir şekilde belirlemiştir. Anayasa Mahkemesine göre, 1961 Anayasasının Anayasa değişikliği usûlünü öngören sadece 155’inci maddesi değil, aynı zamanda “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” diyen 9’uncu maddesi de bir şekil kuralıdır. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

“Kanun ve o nitelikte bulunan anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim kuralı olduğundan hiç kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, belli sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin esasında kendileri için hak teşkil eden ve niteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklif etmelerini önlemektedir. Başka bir deyimle, değişiklik teklifi değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa, Anayasada gösterilen şekil şartlarına uygun olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa, hiç yapılamayacak, yapılmış ise, yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüş ise kabul edilip kanunlaşamayacaktır”[83].

Anayasa Mahkemesinin bu kararı Türk anayasa hukuku doktrininde şiddetle eleştirilmiştir. Bu doktrinin ezici çoğunluğuna göre, Anayasa Mahkemesi bu kararında,

“şekil görüntüsü altında, esas denetimi yapmıştır. Bir anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı olup olmadığının saptanması, ancak konunun esasına girmekle mümkündür. Oysa, Anayasanın 1488 sayılı Kanunla değiştirilmiş 147’nci maddesi, Anayasa Mahkemesine esas yönünden bir denetleme yapma yetkisi vermemiştir”[84].

Yazarlar ilk önce 147’nci maddenin 1971 değişikliği gerekçesini hatırlatırlar. Bu gerekçede açıkça, Anayasa Mahkemesine tanınan denetim yetkisi, “Anayasa değişikliğinin sadece teklif, müzakere ve kabul edilmesine ait Anayasa hükümlerine uygun olarak yapılmış bulunup bulunmadığı noktasına münhasır olduğu” belirtilmiştir[85]. Dolayısıyla, şekil denetiminin kapsamı anayasa koyucunun hazırlık çalışması ile belirtilmiştir. Ne var ki Anayasa Mahkemesi hazırlık çalışmalarına itibar etmemiştir.

Kanımızca da Anayasa Mahkemesinin bu kararı yanlıştır. Cumhuriyetin değişmezliği ilkesinin bir şekil kuralı olduğunu savunmak mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi bu kararında da devletin Cumhuriyet şeklinin değişmezliği kuralının çok geniş bir şekilde yorumlamıştır. Bu yoruma göre 1961 Anayasasının sadece 1’inci maddesi değil, aynı zamanda 2’nci maddesi de değişmezlik kapsamındadır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi 16 Haziran 1970 tarih ve K.1970/31 sayılı Kararındaki görüşünü aşağı yukarı aynen tekrarlamıştır:

                   “Maddede yer alan değişmezlik ilkesinin sadece ‘Cumhuriyet’ sözcüğünü amaç aldığı, yani Anayasadaki ‘Cumhuriyet’ sözcüğünün değişmezliğini öngörerek, Cumhuriyeti oluşturan onun dışındaki ilke ve kuralların değiştirilebileceğini düşünmek, bu ilke ile bağdaştırılamaz. Çünkü, 9. maddedeki değişmezlik ilkesinin asıl amacı, Anayasa’nın 1., 2., maddelerinde ve 2. maddenin gönderme yaptığı Başlangıç bölümünde yer alan temel ilke ve kurallarla niteliği belirtilerek, ‘Cumhuriyet’ sözcüğüyle adlandırılan Devlet sistemidir. Başka bir deyimle, burada değişmezlik ilkesine bağlanmak suretiyle güvence altına alınan ‘Cumhuriyet’ sözcüğü değil, yukarıda gösterilen 2. madde ile Başlangıç bölümünde nitelikleri belirtilmiş olan Cumhuriyet rejimidir. Şu halde yalnız ‘Cumhuriyet’ sözcüğünü saklı tutup, Cumhuriyeti oluşturan bütün bu nitelikleri hangi doğrultuda olursa olsun, tümünü veya bir bölümünü değiştirmek veya kaldırmak yoluyla, 1961 Anayasasının ilkeleriyle bağdaşması olanağı bulunmayan bir başka rejimi meydana getirecek nitelikteki Anayasa değişikliğinin teklif ve kabul edilmesinin, Anayasa’ya aykırı düşeceğinin tartışmayı gerektirmeyecek derecede açık olduğu ortadadır.

Yukarıdaki açıklamalara göre, Cumhuriyet rejiminin Anayasada niteliğini belirleyen ilke ve kurallarında değişmeyi öngören veya Anayasanın öteki maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı yollardan bu ilkeyi değiştirmeyi amaç güden bir kanun teklif ve kabul edilemez”[86].

Anayasa Mahkemesinin değişmezlik yasağını geniş yorumlamasını yukarıda eleştirdiğimiz için bu konuya tekrar girmiyoruz.

Anayasa Mahkemesi bu görüşlerini şu kararlarında da tekrarlamıştır:

- 23 Mart 1976 Tarih ve E.1975/167 ve K.1976/19 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.118-161.

- 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/38 ve K.1976/46 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.252-285.

- 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/26 ve K.1976/47 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.287-301.

- 27 Ocak 1977 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/43 ve K.1977/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.106-131.

- 27 Eylül 1977 Tarih ve E.1977/82 ve K.1977/117 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.444-463.

Bize öyle geliyor ki, bu dönemde Anayasa Mahkemesi kendisini Anayasanın açık hükümleriyle pek bağlı hissetmemiştir.

Anayasa Mahkemesi 1971’den önce anayasa değişikliklerini gerek şekil, gerekse esas bakımından denetlemeye yetkili olduğuna karar vermiştir. Dahası Anayasa Mahkemesi cumhuriyet kavramını da geniş bir şekilde tanımlayarak değişmezlik yasağının kapsamını genişletmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu içtihadına bir tepki olarak, tali kurucu iktidar 20 Eylül 1971 tarihli anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesine anayasa değişikliklerinin esas bakımından denetlemeyi açıkça yasaklamıştı. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi, 1971’den sonra da, 1971 öncesi içtihadını aynen tekrarlayabilmiştir. Yukarıda görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi 9’uncu maddede öngörülen Cumhuriyet devlet şeklinin değiştirilemeyeceği hakkındaki hükmün bir şekil kuralı olduğunu ve kendisinin anayasa değişikliklerini şekil bakımından denetlemeye yetkili olduğunu, dolayısıyla, anayasa değişikliklerini Cumhuriyetin değişmezliği ilkesine aykırı olup olmadıklarını denetleyebileceğini ileri sürmüştür. Dahası, Anayasa Mahkemesi 1971 öncesi olduğu gibi, Cumhuriyet kavramını oldukça geniş bir şekilde yorumlamış, Anayasanın ikinci maddesinde öngörülen Cumhuriyetin niteliklerinin de değişmezlik kapsamında olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin burada yaptığı denetim şekil denetimi değildir. Anayasa Mahkemesi yaptığı bu denetimin aslında bir şekil denetimi değil, esas denetimi olduğunun da farkındadır. Bunu kararlardaki bölüm başlıklarına bakarak anlayabiliyoruz:

Anayasa Mahkemesi, kararlarında anayasa değişikliklerinin Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırılığını incelediği bölümlere değişik başlıklar atmıştır. Bu bölüme normal olarak “ŞEKİL BAKIMINDAN” başlığının atılması gerekirken, Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 tarih ve K.1975/87 sayılı Kararı ile 23 Mart 1976 tarih ve K.1976/19 sayılı Kararında “C. ANAYASA’NIN 9. MADDESİNDEKİ ŞEKİL KOŞULUNA AYKIRILIK SORUNU” başlığını[87] atmıştır. Bu şekilde Anayasa Mahkemesi Anayasanın 9’uncu maddesindeki kuralı bir şekil kuralı olarak gördüğünü kararın bölüm başlığında da vurgulama ihtiyacını hissetmiştir. Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 tarih ve K.1976/46 sayılı Kararı ile 27 Ocak 1977 tarih ve K.1977/4 sayılı  Kararında şekil incelemesi yapması gerektiği bölüme, “V. ESASIN BİÇİM YÖNÜNDEN İNCELENMESİ”[88] başlığını atmıştır. Açıktır ki, “esasın biçim yönünden incelenmesi” ifadesi saçma bir ifadedir. Nihayet Anayasa Mahkemesi 27 Eylül 1977 tarih ve K.1977/117 sayılı Kararında daha da ileriye giderek şekil incelemesi yapması gereken bölüme açıkça “V. ESASIN İNCELENMESİ”[89] başlığını atmaya cesaret edebilmiştir. Oysa, 1971’den itibaren 1961 Anayasasının 147’nci maddesi, Anayasa Mahkemesine anayasa değişiklikleri üzerinde şekil denetimi yapma yetkisini açıkça yasaklıyordu.

Bu nedenle, Anayasa Mahkemesinin kendisini Anayasanın açık hükümleri ile pek bağlı hissetmediği ortaya çıkmaktadır. 1961 Anayasasının 147’nci maddesi, Anayasa Mahkemesine anayasa değişikliklerini esas bakımından denetlemeyi açıkça yasakladığı halde, Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerini esas bakımından denetlemeye ve dahası hiç çekinmeden kararında bu denetimi yaptığı yere “ESASIN İNCELENMESİ” başlığını atmaya cüret edebilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi üyelerinin anayasa koyucuya itaat duygularının varlığından şüphelenebilir. Diğer bir ifadeyle Anayasa Mahkemesi üyelerinin “normatif ideoloji”ye sahip olup olmadıkları, yani “kendilerini anayasa kurallarıyla bağlı görüp görmedikleri” sorusu kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır.

Alf Ross’a göre, hukukun geçerliliğinin gerçekte “hakimlerin manevi hayatıyla ilgili varsayımlar” üzerine kuruludur. Ross, hukuk normlarının geçerliliğinin bir şartı olarak, “hakimlerin kanun koyucuya itaat”inden veya “hakimlerin kurallar ile bağlı olma duygusu”ndan bahsetmektedir[90]. Aynı anlamda Aulis Aarnio da “hakimlerin normatif ideolojisi”nden söz etmektedir[91]. Alf Roos’a göre hukuk, hakimin düzenli bir davranışının olacağını ve “kurallar ile bağlı olma duygusuna” sahip olduğunu varsayar. Yani hakim kanun koyucuya itaat etmelidir. Bu böyle olmazsa, kanun koyucu tarafından konulan normlar geçerli olamaz. Örneğin ceza hakimi, çocuk düşürme halinde ceza vermektedir. Eğer bir gün kanun koyucu çocuk düşürmeyi suç olmaktan çıkarırsa, hakimin davranışı birdenbire değişir; artık çocuk düşürenlere ceza vermez. Yeni kanun geçerlidir; zira hakim davranışını değiştirmiştir. Eğer yeni kanuna rağmen hakim, hâlâ çocuk düşürme halinde müeyyide uygulamaya devam ederse, yeni kanunun geçerli olmadığına hükmetmek gerekir; zira, bu kanun etkililikten mahrumdur. O halde yeni bir kanunun geçerliliği, hakimlerin normatif ideolojisi üzerine de kuruludur. Bu ideoloji, hakimlerin kanun koyucuya itaatinden, diğer bir deyişle, kendilerini kurallarla bağlı hissetmelerinden ibarettir[92].

Kanımızca aynı şey anayasa değişiklikleri alanında da söylenebilir ve denilebilir ki, bir anayasa değişikliği eğer Anayasa Mahkemesi üyeleri kendilerini bu anayasa değişikliği ile bağlı görürlerse geçerli olabilir. Alf Ross’un açıklamalarını kendi alanımıza uyarlayarak, biz de “Anayasa Mahkemesi üyelerinin kurucu iktidara itaati”nden veya “Anayasa Mahkemesi üyelerinin anayasa değişiklikleri ile bağlı olma duygusu”ndan bahsedebiliriz. Keza, Aulis Aarnio’dan esinlenerek “Anayasa Mahkemesi üyelerinin normatif ideolojisi”nden söz edebiliriz. Böyle bir bağlılık duygusunun yahut ideolojinin mevcut olmaması halinde anayasa değişikliklerinin geçerli olamayacağını iddia edebiliriz. Bu açıklamalar ışığında, Anayasa Mahkemesinin 1971 sonrası içtihadına bakılırsa, Anayasa Mahkemesi üyelerinin “normatif ideoloji”ye sahip olduklarından kuşku duyulabilir. Keza Anayasa Mahkemesi üyelerinin “kurucu iktidara itaat etme duyguları”nın zayıf olduğu düşünülebilir. Zira verdikleri kararlar, Anayasa Mahkemesi üyelerinin kendilerini anayasa değişiklikleri ile pek de bağlı hissetmediklerini göstermiştir. 20 Eylül 1971 tarihli anayasa değişikliğinden sonra da Anayasa Mahkemesi bu değişiklikten önceki içtihadını devam ettirmiştir. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi, tali kurucu iktidar onlara 20 Eylül 1971 tarihli anayasa değişikliği ile anayasa değişikliklerinin esas bakımından denetlenmesini açıkça yasaklamıştı. Eğer, Anayasa Mahkemesi üyelerinde, “anayasa değişiklikleri ile bağlı olma hissi” mevcut olsa idi, davranışlarını değiştirip, anayasa değişikliklerinin esas denetimi konusunda yetkisiz olduklarına karar vermeleri gerekirdi. Anayasa Mahkemesi üyelerinin tali kurucu iktidara itaat etmemeleri yüzünden, 1961 Anayasasının 147’nci maddesinin 20 Eylül 1971 tarihli anayasa değişikliği ile kabul edilen yeni şekli, etkililiğini ve dolayısıyla geçerliliğini kaybetmişti. Böylece Anayasa Mahkemesi, ülkede fiilî tali kurucu iktidar haline gelmiştir.

B. 1982 Anayasası Döneminde

Anayasa Mahkemesi 1971 sonrası dönemde de anayasal partnerlerinin tepkisini çekebilecek yorumlar yapmaktan kaçınmamıştır. Diğer anayasal organların ve doktrinin, 1971 tali kurucu iktidarının açıkça Anayasa Mahkemesine esas denetimi yapma yetkisini vermediğini kabul etmelerine rağmen, Yüksek Mahkeme tartışma yaratan yorumuyla esas denetimini yapmaya devam etmiştir.

1982 kurucu iktidarı, Anayasa Mahkemesinin 1961 Anayasası döneminde anayasa değişikliklerinin denetlenmesi konusunda yaptığı yorumlara tepki göstermiş, Anayasa Mahkemesinin yetkilerini düzenlerken, bu Mahkemenin anayasa değişikliklerinin denetlenmesine ilişkin olan yetkilerini daha da kısıtlamıştır.

Şimdi 1982 Anayasasının anayasa değişikliklerinin denetimine ilişkin koyduğu hükümleri görelim.

1. Anayasal Düzenlemeler

a) Anayasa Mahkemesinin Yetkisi: Sadece Şekil Bakımından Denetim.- 1982 Anayasasının 148’inci  maddesinin ilk fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesi, “anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler”. O halde, Anayasamız, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini esas bakımından değil, sadece şekil bakımından denetleyebileceğini kabul etmektedir.

b) Şekil Denetiminin Kapsamı.- 1982 Anayasası ayrıca şekil denetiminin neden ibaret olduğunu da açıkça belirtmiştir. Yine aynı maddenin 2’nci fıkrasına göre, anayasa değişikliklerinde şekil denetimi, “teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır”.

Böylece anayasa koyucu, 1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesinin şekil denetiminin anlamı konusunda yaptığı yorumu reddetmiş, şekil denetiminin nelerden ibaret olduğunu belirtmiştir. Artık bu düzenleme karşısında cumhuriyetin değişmezliği ilkesinin de bir şekil kuralı olduğunu savunmak mümkün değildir.

Dahası, 1982 Anayasası şekil denetiminin kapsamını hayli daraltıcı bir şekilde tanımlamıştır. Şekil denetimi artık teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarını incelemekle sınırlıdır. Oysa anayasa değişikliği usulünün düzenlendiği 175’inci maddede daha bir çok şekil kuralı öngörülmüştür. Örneğin gizli oylama ilkesi vardır. Bu da bir şekil kuralıdır. Ancak bunun denetlenmesi artık mümkün değildir. Oysa, 1961 anayasasına göre bunu denetlemek, Anayasa Mahkemesinin aşırı yorumlarına gerek olmaksızın dahi, her zaman mümkün idi. Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasası döneminde mevcut olan bir yetkisini yaptığı yorumlar ile aşırı şekilde genişletmiş, bunun karşılığı olarak ise, 1982 Anayasası döneminde mevcut olan normal şekil denetimi yetkisinden dahi kayıplar vermiştir. Mekanist anayasa anlayışı[93] açısından şunu söyleyebiliriz ki, başka organların tepkisini hesaba katmaksızın kendi yetkilerini aşırı ölçüde genişleten organların bu yetkileri zamanla ellerinden alındığı gibi, normal yetkileri dahi kısıtlanmaktadır. O halde bir anayasal organın, bizzat kendi yorumlarıyla, mevcut yetkisinin sınırlarını genişletmesi, aslında, uzun vadede, kendi yetkisinin normal sınırının altına inilmesi sonucunu dahi doğurabilir.

c) İptal Kararının Üçte İkilik Oy Çokluğuyla Verilebilmesi .- Bunların dışında 1982 Anayasa koyucusu, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini denetleme yetkisini sınırlandırmak bakımından 149’uncu maddenin 1’inci fıkrasında hayli ilginç bir kural daha koymuştur: “Anayasa değişikliklerinde iptale karar verilebilmesi için üçte iki oy çokluğu şarttır”.

Anayasanın bu kuralı doktrinde eleştirilmiştir[94]. Her ne kadar, mahkeme kararları için nitelikli çoğunluk aranması oldukça alışılmadık bir durum ise de, biz bu düzenlemenin yerinde olduğunu düşünüyoruz.

İlk önce 1961 Anayasası döneminde, halkın oylarıyla seçilen parlâmentonun üçte iki çoğunluğu ile kabul ettiği bir çok anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesinde 7’ye karşı 8 oy ile iptal edildiğinin altını çizelim. Ayrıca hatırlatalım ki, bu dönemde aynı anayasa değişikliği üzerine Anayasa Mahkemesi 6 ay içinde birbiriyle tamamen ters iki karar almıştır. Anayasa Mahkemesi, 10 Eylül 1971 tarih ve 1488 sayılı anayasa değişikliği ile Anayasanın değiştirilen 38’inci maddesindeki kamulaştırmada vergi değerinin esas alınacağına ilişkin hükmü, ilk önce Cumhuriyetin değişmezliği ilkesine aykırı görmeyerek başvuruyu 7’ye karşı 8 oy ile reddetmiştir[95]. Bu karardan 6 ay sonra yine aynı düzenleme önüne gelmiş, bu seferse, bu hükmü Cumhuriyetin değişmezliği ilkesine aykırı bularak 7’ye karşı 8 oy ile iptal etmiştir[96]. Anayasa Mahkemesinin böylesine önemli bir konuda 6 ay zarfında birbiriyle çelişen iki karar vermesi, ilk karara katılan iki üyenin (İhsan Ecemiş ve Mehmet Akar) ikinci kararda başka iki üye (Fahrettin Uluç ve Adil Esmer) ile değiştirilmiş olması ile açıklanabilir. Bu nedenle 1982 Anayasa koyucusunun Anayasa Mahkemesinin içtihadına belirli bir istikrar kazandırmak istediği düşünülebilir.

Aslında anayasa koyucunun iptal kararları için nitelikli çoğunluk aramasının altında, 148’inci maddenin 1’inci fıkrasında (esas denetimi yasağı) ve 2’nci fıkrasında (şekil denetiminin teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarından ibaret olması) konulan sınırlamaların, 1961 Anayasası döneminde olduğu gibi, 1982 Anayasası döneminde de, Anayasa Mahkemesinin yapacağı yorumlar ile ortadan kaldırılabileceği, etkisiz kılınabileceği korkusu yatmaktadır. 1982 aslî kurucu iktidarı bu korkusunda haksız da değildir. Zira, yukarıda görüldüğü gibi, benzer yasaklar 1971 tali kurucu iktidarı tarafından da konulmuş; ama yasaklar Anayasa Mahkemesinin yorumlarıyla bertaraf edilmiştir. Pek muhtemelen, 1982 kurucu iktidarı, 1971 deneyiminden ders alarak, Anayasa Mahkemesinin aşırı yorumlarıyla, sadece onun denetim kapsamını sınırlandırıcı kurallar koyarak baş edemeyeceğini, daha etkili teknikler bulmasının gerektiğinin farkına varmıştır.

Mekanist anayasa anlayışının sunduğu çerçeve açısından kurucu iktidarın getirdiği bu sınırlama anlaşılırdır. Bu Anayasa Mahkemesinin yaptığı yorumda çok ileri gitmesine gösterilen bir tepkiden ibarettir. Bu tepkiye bizatihi Anayasa Mahkemesinin aşırı tavrı yol açmıştır.

Diğer yandan, kanımızca, anayasa değişikliklerinin iptali için Anayasa Mahkemesinde üçte iki oy çokluğu kuralının yerinde olduğu da düşünülebilir. Zira, Anayasa, adî kanunların değiştirilmesi için basit bir çoğunluk ile yetinirken, Anayasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından değiştirebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunu (veya beşte üç+halkoylaması) aramaktadır. Parlâmentoda nitelikli bir çoğunluk ile kabul edilen bir anayasa değişikliği kanununun aynı nitelikli çoğunluk ile iptal edilebilmesi tutarlı bir çözümdür.

Anayasa değişikliklerinin kabulü için Türkiye Büyük Millet Meclisinde üçte ikilik çoğunluk gerektiğine göre, bu değişikliklerin iptal edilebilmesi için de aynı çoğunluk kuralının olması normaldir. Eğer kabul ve iptal koşulları arasında eşitlik yok ise, anayasal dengeler yıkılabilir. Zira, anayasal organlardan biri üyelerinin salt çoğunluğu ile tutumunu belirleyebilmekte, buna karşılık onun partneri olan diğer anayasal organ bu tutuma karşı olan tepkisini ancak üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile gösterebilmektedir. Oysa mekanist anayasa anlayışına göre, anayasal organlar hukukî yükümlülüklere değil, kompleks bir sistem içinde bulunmalarından kaynaklanan zorluklara tâbidirler. Diğer bir ifadeyle, anayasa devlet içinde siyasî iktidarın organizasyonu olarak algılanır. Bu organizasyon içinde, anayasal organlar öylesine dengeli ve karşılıklı yetkilere ve eylem araçlarına sahiptirler ki, isteseler de iktidarlarını aşamazlar. Öyleyse, Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasa değişikliklerinin kabulü için nitelikli bir çoğunluğa tâbi olduğu halde, Anayasa Mahkemesinin bu değişiklikleri salt çoğunluğu ile iptal edebilmesi anayasal sistemin organlarının karşılıklı eylem araçları arasında bir dengesizliğe yol açar. Oysa, 1982 Anayasasında olduğu gibi, anayasa değişikliklerinin iptali için Anayasa Mahkemesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu değişiklikleri kabulü için tâbi olduğu aynı koşula tâbi olması, anayasal organların, isteseler de iktidarlarını aşamayacakları, öylesine dengeli ve karşılıklı yetkilere ve eylem araçlarına sahip oldukları bir sisteme vücut verir. Bu nedenle kanımızca, 1982 Anayasasının 147’nci maddesinin 1’inci fıkrasında öngörülen anayasa değişikliklerinin iptali için üçte iki oy çoğunluğu kuralı yerindedir.

2. Anayasa Mahkemesinin İçtihadı: 18 Haziran 1987 Tarih ve K.1987/15 Sayılı Karar[97]

1982 Anayasasının anayasa değişikliklerinin denetimi konusundaki hükümlerini bu şekilde gördükten sonra, şimdi, Anayasa Mahkemesinin 1982 Anayasası döneminde anayasa değişiklikleri üzerine karar verme imkanını bulduğu 18 Haziran 1987 tarihli kararına değinelim.

17 Mayıs 1987 Tarih ve 3361 Sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu.- 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanununun 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrası 1982 Anayasasının eski siyasilere bir takım yasaklar getiren geçici 4’üncü maddesini yürürlükten kaldırıyordu.

Bu anayasa değişikliği hakkında Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmıştır. İptal davasını açan 90 milletvekili de bu anayasa değişikliğinin biçim bakımından yukarıdaki gerekçe ile Anayasaya aykırı olduğunu iddia ediyorlardı.

İlk önce 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanununun 4’üncü maddesinin metnini verelim:

                   “Madde 4.- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Geçici 4.üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır

                   Bu hükmün onaylanarak yürürlüğe girebilmesi için halkoyuna sunulması, Anayasanın 175 inci maddesinin bu Kanunla değişik hükümlerine göre yapılır”.

17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanununun 3’üncü maddesi de anayasa değiştirilmesi usûlünü düzenleyen 175’inci maddesini değiştiriyordu.

17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanunu, Anayasanın 175’inci maddesinin ilk şekline göre kabul edilmiştir. 175’inci maddenin ilk şeklindeki usûle göre ise, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen anayasa değişikliklerini Cumhurbaşkanı onaylayabilir veya bir kez daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderebilirdi. Meclis kendisine geri gönderilen anayasa değişikliğini tekrar üçte iki çoğunlukla kabul ederse, Cumhurbaşkanı bu sefer anayasa değişikliğini halkoylamasına sunabilirdi. Görüldüğü gibi 175’inci maddenin ilk şeklinde anayasa değişiklikleri için zorunlu halkoylaması usûlü yoktu.

17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanunu Anayasanın 175’inci maddesinin ilk şekline göre kabul edildiğine göre, Meclis tarafından üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilip Cumhurbaşkanına sunulduktan sonra, Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilmediğine göre, Cumhurbaşkanı tarafından 15 gün içinde Resmî Gazetede yayımlanması ve yürürlüğe girmesi gerekirdi. O halde, değişikliğin yürürlüğe girmesi için zorunlu halkoylaması usûlünü öngören 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanunu Anayasaya aykırıydı.

İptal davasını açanlar da anayasa değişikliği usûlünün Anayasaya aykırı olduğunu bu şekilde iddia edip, 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanununun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesini istiyorlardı.

Mahkemenin Kararı.- Anayasa Mahkemesi bu davada iptal istemini yetki yönünden reddetmiştir. Mahkemeye göre:

“Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini belirleyen Anayasanın 148. maddesinde, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların esas bakımından denetimine yer verilmediği gibi, bunların biçim yönünden denetimleri de; teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlı tutulmuştur. İptal istemi bu sınırlı sebeplerin herhangi birine ilişkin bulunmadığı sürece davanın dinlenmesi olanağı yoktur. Dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar Anayasanın 148. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 21. Maddelerinde sayılı ve sınırlı olarak belirlenen şekil bozukluklarından değildir. Bu itibarla işin esasına girilmeden yetkisizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekir”[98].

Kanımızca, yukarıda sebebi açıklandığı gibi 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği Kanunu şekil bakımından Anayasaya aykırıydı. Ne var ki, Anayasa Mahkemesinin çözmesi gereken ilk sorun, böyle bir aykırılığın olup olmadığı sorunu değil, kendisinin bu aykırılığı inceleme yetkisinin bulunup bulunmadığıydı. Anayasa Mahkemesi de bu soruyu sormuş, iddia edilen aykırılığın 148’inci maddede belirtilen sınırlı sayıdaki aykırılıklardan (teklif ve oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülememe kuralı) birine girmediğine, dolayısıyla yetkisiz olduğuna karar vermiştir.

Oysa ortada gerçekten de bir şekil sorunu vardı ve eğer 1982 Anayasası şekil denetiminin kapsamını yukarıda gördüğümüz şekilde sınırlamasıydı, Anayasa Mahkemesi bunu normal olarak denetleyebilirdi. Yine burada görülmektedir ki, eğer 1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi şekil denetimin kapsamını tartışma götürür yorumlarıyla genişletmesiydi, yani şekil denetimi adı altında esas denetimi yapmasaydı, 1982 Anayasa koyucusu muhtemelen şekil denetiminin kapsamını bu derece sınırlandırmayacak ve yukarıda zikredilen 17 Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliğini şekil bakımından muhtemelen inceleyip iptal edebilecekti. Dolayısıyla 1961 Anayasası döneminde, Anayasa Mahkemesinin şekil denetimi yorumunda aşırıya gitmesi, 1982 Anayasası döneminde normal şekil denetiminin dahi aşırı ölçüde sınırlanmasına yol açmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 18 Haziran 1987 tarih ve K.1987/15 Sayılı Kararı[99] 1’e karşı 10 oy ile verilmiştir. Artık, Anayasa Mahkemesinin anayasa değişiklikleri alanında 1961 Anayasası dönemindeki aşırı yorumlarından ders aldığı gözlemlenebilir.

 


 

[1].   Kurucu iktidar konusunda bkz. Gözler, Kurucu İktidar, op. cit., passim.

[2].   Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.124.

[3].   Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 87’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, kanun teklifinin genel kurulda görüşülmesine başlandıktan sonra verilecek değişiklik önergelerinde en az 5 milletvekilinin imzasının bulunması gerekir.

[4].   Erdal Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, Ankara, 1993, s.30.

[5].   Ibid., s.30-31.

[6].   Ibid., s.31-32.

[7].   Ibid., s.32.

[8].   Ibid., s.33.

[9].   Ibid., s.28.

[10]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.125.

[11]. İçtüzük, m.93/1 gereğince İçtüzük, m.81/1. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.127.

[12]. İçtüzük, m.81/2. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.127; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.50.

[13]. İçtüzük m.81/2’de açık oy veya işaretle oy imkanı “anayasa değişiklikleri hariç” olmak üzere hükme bağlanmıştır. Anayasa, m.175 ve İçtüzük m.94, anayasa değişiklikleri için gizli oy usûlünü öngördüğüne göre, anayasa değişikliği teklifinin tümünün görüşülmesinden sonra maddelerine geçilip geçilmeyeceği konusundaki oylamanın da “gizli” yapılması gerekir.

[14]. Bu konudaki tartışmaları aşağıda “karar yetersayısı” başlığı altında yapacağız.

[15]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.127; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.50.

[16]. Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.50.

[17]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.127; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.51.

[18]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.127; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.51.

[19]. Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.55; Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.127.

[20]. Anayasa değişikliği teklif etme yetkisi olmayan Hükûmetin bu konuda isteme yetkisi de olmamalıdır.

[21]. Anayasa Mahkemesi, 13 Nisan 1971 Tarih ve E.1970/41, K.1971/37 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 9, s.424-425; 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19, K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.452-454; 23 Mart 1976 Tarih ve E.1975/167, K.1976/19 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.138-140.

[22]. Anayasanın 175’inci maddesinin ilk şeklinde tek karar yetersayısı vardı; o da üye tamsayısının üçte ikisiydi. Bu iki değişik yetersayısı Mayıs 1987 tarih ve 3361 sayılı anayasa değişikliği kanunuyla getirilmiştir.

[23]. TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 29, Yasama Yılı 2, Birleşim 73, Oturum 2, 29 Mart 2000.

[24]. Ibid.

[25]. TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 21, Cilt 29, Yasama Yılı 2, Birleşim 73, Oturum 2, 29 Mart 2000; Birleşim 76, 5 Nisan 2000.

[26]. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/1, K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.331.

[27]. İçtüzüğün 88’inci maddesinin son fıkrasına göre, değişiklik önergeleri Genel Kurulda işaret oyuyla oylanır. Kabul yetersayısı toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Ancak bu sayı üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz (Anayasa, m.96). Bu şekilde işaret oyuyla reddedilen değişiklik önergeleri hakkında bir işlem yapılmasına gerek kalmayacaktır. Böylece gizli oylamanın yol açacağı zaman kaybı önlenmiş olacaktır (Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.72). Ancak işaret oyuyla yapılan oylamada değişiklik teklifi kabul edilirse, bir kez de gizli oylama yapılacaktır. Bu gizli oylamada da kabul yetersayısı üye tamsayısının en az beşte üçüdür (İçtüzük, m.94/son).

[28]. Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.72-73.

[29]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.128; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.83.

[30]. Halkoylamasının sonucu için bkz. Resmî Gazete, 12 Eylül 1987, Sayı 19572.

[31]. Halkoylamasının sonucu için bkz. Resmî Gazete, 1 Ekim 1988, Sayı 19946.

[32]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.131; Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.83-86.

[33]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.131.

[34]. Ibid.

[35]. Bu açıdan halkoylamasının değerlendirilmesi için bkz. Kemal Gözler, “Halkoylamasının Değeri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XL, 1988, Sayı 1-4, s.97-113.

[36]. Bkz. supra, s.105-115.

[37]. Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.15.

[38]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.49.

[39]. Gözler, Kurucu İktidar, op. cit., s.136-147.

[40]. Kemal Gözler, Le pouvoir de revision constitutionnelle, Villeneuve d’Ascq, Presses universitaires du Septentrion, 1997, Cilt 1, s.179-281.

[41]. Bu şartlar için bkz. Gözler, Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, op. cit., s.28-111.

[42]. Ibid., s.197-207.

[43]. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/1, K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.313-341.

[44].           Anayasa Mahkemesi, 16.6.1970 Tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.322.

[45]. Örneğin bkz. Rona Serozan, “Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt XXXVII, Sayı 1-4, 1972, s.140.

[46]. Fazıl Uluocak’ın Muhalefet Şerhi, in Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.334.

[47]. Ibid., s.322.

[48]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.133.

[49]. Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.138.

[50]. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.323.

[51]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.133.

[52]. Ibid., s.335-337.

[53]. Rona Serozan, “Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 37, Sayı 1-4, 1972, s.34.

[54]. Yıldızhan Yayla, “Anayasa Mahkemesine Göre Cumhuriyetin Özü”, Hıfzı Timur'un Anısına Armağan, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Milletlerarası Münasebetler Enstitüsü Yayını, 1979, s.1012-1013.

[55]. Ibid., s.1011.

[56]. Ibid., s.1-12-1013.

[57]. Ibid., s.1013.

[58]. Ibid., s.1014.

[59]. Ibid., s.1017.

[60]. Cem Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu: Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1974, s.168; Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, İstanbul, Gerçek Kitabevi, 4’üncü Baskı, 1977, s.219; Mehmet Turhan, “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIII, 1976, Sayı 1‑4, s.98.

[61]. Eroğul, Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.168.

[62]. Ibid.

[63]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.136.

[64]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.136; Teziç, Türkiye’de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavramı, op. cit., s.134.

[65]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.605.

[66]. Yayla, op. cit., s.1018.

[67]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.137; Kuzu, 1982 Anayasasının Temel Nitelikleri, op. cit., s.179.

[68]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.137.

[69]. Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, op. cit., 1977, s.219; Turhan, “Anayasaya Aykırı Anayasa Değişiklikleri”, op. cit., s.100; Kuzu, 1982 Anayasasının Temel Nitelikleri, op. cit., s.179.

[70]. Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, op. cit., 1977, s.219.

[71]. Ibid.

[72]. Ibid.

[73]. Aldıkaçtı, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, op. cit., s.362.

[74]. Teziç, Türkiye'de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavramı, op. cit., s.134.

[75]. Tahsin Türkçapar, “Anayasa Mahkemesinin ‘Anayasada Yapılan Değişiklikleri’ Denetleme Yetkisi”, Yargıtay Dergisi, Cilt 4, Ocak-Nisan 1978, Sayı 1-2, s.39.

[76]. Cem Eroğul, “Anayasa Mahkemesinin Yirminci Yıldönümü ve Birkaç Öneri”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 37, No 3-4, Eylül-Aralık 1982, s.134.

[77]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.137.

[78]. Bkz. supra, s.105-115.

[79]. Anayasa Mahkemesi, 3 Nisan 1971 Tarih ve E.1970/41, K.1971/37 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 9, s.416-449.

[80]. Ibid., s.428-429.

[81]. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 Tarih ve E. 1973/19, K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.403-478.

[82]. Ibid., s.427.

[83]. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 gün ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.430-431.

[84]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.137. Aynı yönde bkz: Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.142-144; Soysal, Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, op. cit., 1977, s.220-221; Türkçapar, op. cit., s.35; Yayla, op. cit., s.980; Mehmet Akad, “Anayasa Yargısı Üzerine Gözlemler”, Yargı, n°37, Mayıs 1979, s.39‑43.

[85]. Millet Meclisinin 27 Ağustos 1971 tarihli 156’ncı Birleşim tutanağı sonuna ekli 419 sayılı gerekçe, s.16-17, Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem 3, Cilt 17’den aktaran: Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.144.

[86]. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.429.

[87]. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.433; 23 Mart 1976 Tarih ve E.1975/167 ve K.1976/19 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, , s.134.

[88]. Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/38 ve K.1976/46 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.265; Anayasa Mahkemesi, 27 Ocak 1977 tarih ve E.1976/43 ve K.1977/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.112.

[89]. Anayasa Mahkemesi, 27 Eylül 1977 Tarih ve E.1977/82 ve K.1977/117 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.456.

[90]. Alf Ross, On Law and Justice, London, Steven & Sons, 1958, s.36-38 in Christophe Grzegorczyk, Françoise Michaut et Michel Troper (sous la direction de-) Le positivisme juridique, Bruxelles et Paris, E.Story-Scientia et L.G.D.J., 1992, s.325.

[91]. Aulis Aarnio, Le rationnel comme raisonnable: la justification en droit, Trad. par Genevieve Warland, Paris ve Bruxelles, L.G.D.J. ve E. Story-Scientia, 1992, s.53. Keza bkz. Aulis Aarnio, “On the Validity, Efficacy and Acceptability of Legal Norms”, in Grzegorczyk, Michaut et Troper, op. cit., s.328: “Eğer ve sadece eğer bir norm, bir makamı zorlayan bir normatif ideolojiye ait ise yürürlüktedir. Daha basit bir ifadeyle, bir makamın kendini bir hukuk normu ile bağlı hissedeceği varsayılabiliyorsa, bundan dolayı, bu hukuk normu yürürlüktedir”.

[92]. Ross, On Law and Justice, op. cit., s.36-38 in Grzegorczyk, Michaut et Troper, op. cit., s.325. Keza bkz. Aarnio, “On the Validity, Efficacy and Acceptâbility of Legal Norms”, op. cit., s.427-437 in Grzegorczyk, Michaut et Troper, op. cit., s.328.

[93]. Bu anlayış için bkz. Gözler, “Realist Yorum teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, op. cit., s.220-238.

[94]. Onar, 1982 Anayasasında Anayasayı Değiştirme Sorunu, op. cit., s.179-180. Bu konuda bkz. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.392.

[95]. Anayasa Mahkemesi, 23 Mart 1976 Tarih ve E.1975/167 ve K.1976/19 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.118-160.

[96]. Anayasa Mahkemesi, 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/38 ve K.1976/46 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.252-285.

[97]. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1987 Tarih ve E.1987/9 ve K.1987/15 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.282-294.

[98]Ibid., s.285-287.

[99]. Ibid., s.282-294.

 

 

İçindekiler
Anayasanın Değİştİrİlmesİ

I. Teklif................................................................................................................................... 983

A. Yetki............................................................................................................................. 983

B. Şekil............................................................................................................................... 984

C. Konu............................................................................................................................. 985

II. Görüşme............................................................................................................................. 985

A. Komisyonda Görüşme.................................................................................................. 986

B. Genel Kurulda Görüşme............................................................................................... 986

1. Birinci Görüşmedeki Aşamalar................................................................................. 987

2. İkinci Görüşmedeki Aşamalar.................................................................................. 988

III. Karar................................................................................................................................. 990

A. Karar Yetersayısı.......................................................................................................... 990

B. Oylamanın Şekli: Gizli Oy............................................................................................ 993

IV. Onay................................................................................................................................. 994

Halkoylaması..................................................................................................................... 997

Anayasa Değişikliği Sürecinde Cumhurbaşkanının Yetkileri........................................... 1000

1. Onaylama Yetkisi................................................................................................... 1000

2. Geri Gönderme Yetkisi........................................................................................... 1000

3. Halkoylamasına Sunmak Yetkisi............................................................................ 1001

V. Anayasanın değiştirilemeyecek Hükümleri...................................................................... 1002

VI. Anayasa Değişikliklerinin Yargısal Denetimi Sorunu...................................................... 1005

A. 1961 Anayasası Döneminde....................................................................................... 1005

1. 1971 Öncesi............................................................................................................ 1005

a) 16 Haziran 1970 Tarih ve K.1970/31 Sayılı Karar........................................... 1006

b) 3 Nisan 1971 Tarih ve K.1971/37 Sayılı Karar................................................ 1015

2. 1971’den Sonra....................................................................................................... 1016

15 Nisan 1975 Tarih ve K.1975/87 Sayılı Karar........................................................ 1016

B. 1982 Anayasası Döneminde....................................................................................... 1022

1. Anayasal Düzenlemeler.......................................................................................... 1022

2. Anayasa Mahkemesinin İçtihadı: 18 Haziran 1987 Tarih ve K.1987/15
Sayılı Karar............................................................................................................ 1022

 

 


Copyright

(c) Kemal Gözler. 2005. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için webmaster@anayasa.gen.tr adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir fikir ve sanat eserini herhangi bir yöntemle çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler,  “Anayasa Değişikliği", www.anayasa.gen.tr/anayasadegisikligi.htm (erişim tarihi) (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.983-1022'den alınmıştır.)


23 Mayıs 2005
Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr