TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000,  32+1072 s. www.anayasa.gen.tr/tah.htm

 

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, Üçüncü Baskı, 2005, XVI+ 432 s. www.anayasa.gen.tr/tahd.htm

Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş: Genel Esaslar ve Türk Anaya Hukuku, Bursa,  Ekin Kitabevi Yayınları, Altıncı Baskı, Ekim 2005, XVI+384 s. www.anayasa.gen.tr/ahg.htm Kemal Gözler (Haz.), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, Ekim 2005 Baskı,  (128 s., link.

 

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

 

Atatürk Mİllİyetçİlİğİne Bağlı Devlet

Kemal Gözler

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.105-201'den alınmıştır (www.anayasa.gen.tr/ataturkmilliyetciligi.htm (15 Kasım 2005).

 

 

 

 

IV. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.52-53; Soysal, Anayasanın Anlamı, op. cit., s.118-1125; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.149-150; Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Yargısında Anayasallık Bloku, op. cit., s.140-14; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., s.158-161; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.48-51; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.84-88; Turhan Feyzioğlu, “Atatürk ve Milliyetçilik”, Atatürk Araştırma Merkezî Yayınları Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, Mart 1985, s.353-411; S. Turan, “Atatürk Milliyetçiliği”, Belleten, Cilt 54, Sayı 204, Kasım 1988, s.849 vd; Baskın Oran, Atatürk Milliyetçiliği, Ankara, Dost Kitabevi Yayınları, 1988.

1982 Anayasasının 2’nci maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti... Atatürk milliyetçiliğine bağlı... bir... devlet”tir. “Milliyetçilik ” ilkesi, ilk defa 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 2’nci maddesine 10 Kanunuevvel 1937 tarih ve 3115 sayılı Kanunla girmiştir. 1961 Anayasa koyucusu, 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunundaki “milliyetçilik” terimini benimsememiş; onun yerine “millî devlet” terimini kullanmıştır. Kurucu Meclis görüşmelerinde, “milliyetçilik” teriminin “ırkçılık” anlamına çekilebileceğinden endişe duyulmuş ve onun yerine daha nötr olduğu düşünülen “millî devlet ” deyimi kullanılmıştır[64]. 1982 Anayasası da “milliyetçilik” ilkesinin yanlış yorumlara yol açmaması için “Atatürk milliyetçiliği” ifadesini kullanmıştır[65].

Burada “Atatürk milliyetçiliği ”nin ne olduğunu açıklamamız gerekir. Bunun için de öncelikle, “milliyetçilik” kavramını görmemiz uygun olur. Türkçe Sözlük, “milliyetçilik” terimini “maddî ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı” olarak tanımlamaktadır[66]. Buna göre çok genel olarak milliyetçiliği, millet çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı olarak tanımlayabiliriz[67]. Bu tanımda da bizim için bilinmeyen kavram “millet” kavramıdır. O halde şimdi “millet” kavramını görmemiz gerekir.

A. Millet Kavramı 

Bibliyografya.- Muvaffak Akbay, Umumî Amme Hukuku Dersleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1961, Cilt I, s.278-308; Recai Galip Okandan, Umumî Amme Hukuku, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1968, s.676-710; Yavuz Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1952, s.173-199; Yahya Kazım Zabunoğlu, Kamu Hukukuna Giriş, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1973, s.74-109; Arsel, Anayasa Hukuku (Demokrasi), op. cit., s.14-19; Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., c.I, s.135-154; Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri, op. cit., c.I, s.39-59.

Bilindiği gibi “millet” devletin üç unsurundan biridir. Millet devletin beşerî unsurudur. Millet bir insan topluluğu dur. İnsan topluluğu ise aslında bir arada bulunan insanlar demektir[68]. Ancak, insanların bir arada bulunması, onların millet oluşturduğu ve dolayısıyla devletin bir unsurunu meydana getirdikleri anlamına gelmez. Zira, insan her yerde ve her devirde genellikle hemcinsleriyle birlikte yaşamıştır, yaşamaktadır. Ancak bu bir arada yaşayan insanların bir millet oluşturabilmesi için, bu insanların birtakım bağlar ile birbirine bağlanmış olmaları gerekir. Aksi taktirde, bu insan topluluğu bir millet oluşturamaz; bir basit “topluluk” olarak kalır. Tarihte bir millet oluşturamamış ve dolayısıyla bir devlet kuramamış insan “toplulukları” her zaman olmuştur. İşte millet, birbirlerine birtakım bağlar ile bağlanmış insanlardan oluşmuş bir topluluktur. Bu bağların niteliğine göre, iki değişik millet anlayışı vardır. Objektif millet anlayışı ve sübjektif millet anlayışı[69]. Objektif millet anlayışa göre, milleti oluşturacak insanları birbirine bağlayan bağlar, objektif, yani elle tutulur, gözle görülür nitelikte olmalıdır. Buna karşılık, sübjektif millet anlayışa göre, milleti oluşturacak insanlar birbirine objektif nitelikte olmayan, sübjektif nitelikte olan bağlarla da bağlanabilir.

1. Objektif Millet Anlayışı

Objektif anlayışa göre, millet birtakım objektif bağlar ile birbirine bağlanmış insanların oluşturduğu bir topluluktur. Bu bağlar maddî, yani elle tutulur, gözle görülür, kısacası beş duyuyla hissedilir niteliktedir. Örneğin ırksal, dilsel veya dinsel bağlar bu niteliktedir.

a) Irk Birliği [70].- Irk, insanların gözle görülebilen objektif bir özelliğidir. Eğer milleti oluşturan insanları birbirine bağlayan bağ ırk birliği ise ortada bir objektif millet anlayışı vardır. Eğer milleti oluşturan insanlar aynı ırktansalar, aralarında böyle bir objektif bağ olduğunu söyleyebiliriz.

b) Dil Birliği [71].- Dil insan seslerinden oluşmuştur. Bu sesler dış dünyada algılanabilirler; yani maddî (objektif) niteliktedirler. Eğer milleti oluşturan insanları birbirine bağlayan bağ dil birliği ise, ortada bir objektif millet anlayışı vardır. Eğer milleti oluşturan insanlar aynı ortak dili konuşuyorlarsa, aralarında böyle bir objektif bağ olduğunu söyleyebiliriz.

c) Din Birliği [72].- Din, inanç ve ibadetten oluşur. Şüphesiz insanların inancı objektif nitelikte bir şey değildir. İnanç psişik bir olgudur. Bu nedenle, ilgili kişinin kendisi açıkça kendisinin hangi inançta olduğunu beyan etmedikçe, dinin inanç veçhesi beş duyumuzla algılanabilir bir şey değildir. Ancak dinin ikinci veçhesi olan ibadet, tamamıyla objektif bir unsurdur. İbadet genellikle gözle görülen bir insan fiilidir. İbadet eden insanlar söz konusu olduğunda, ibadetin biçimine bakılarak kimin hangi dinden ve hatta yerine göre kimin hangi mezhepten olduğu söylenebilir. Eğer milleti oluşturan insanları birbirine bağlayan bağ din birliği veya belirli bir din içinde mezhep birliği ise ortada bir objektif millet anlayışı vardır.

2. Sübjektif Millet Anlayışı

Sübjektif anlayışa göre, millet birtakım sübjektif bağlar ile birbirine bağlanmış insanların oluşturduğu bir topluluktur. Bu bağlar, manevî niteliktedir; birtakım duygu ve düşüncelerden oluşur. Sübjektif millet anlayışı ilk defa Ernest Renan [73] (1823-1892) tarafından 1882 yılında yayınlanan Qu’est-ce qu’une nation (Millet Nedir) isimli eserinde ortaya atılmış ve savunulmuştur[74].

Milleti oluşturan insanları birbirine bağlayan bu sübjektif bağlar arasında, mazi, hatıra, amaç, ideal, istikbal, ülkü birliği gibi hususlar yer almaktadır[75]. Geçmişte yaşanılan ortak acılar veya birlikte kazanılan başarılar, ortak amaca varmak için mücadeleler, ortak tehlikelere karşı birlikte karşı koyma isteği gibi faktörler[76] insanları birbirine bağlar ve milleti oluşturur.

Ernest Renan  milletin objektif faktörlerle oluştuğu düşüncesini reddetmektedir. Yazara göre,

“insan, ne ırkının, ne dilinin, ne de dininin, ne de nehirlerin izlediği yolun, ne de sıradağların yönünün eseridir. Sağlam duygulu ve sıcak kalpli insanların bir araya gelmesi manevî bir şuur yaratır ki, buna millet denir”[77].

Ernest Renan  milleti açıkça “bir ruh, bir manevî prensip” olarak tanımlamaktadır[78]. Bu “ruh” yahut “manevî ilke”, biri geçmişte, öteki ise içinde yaşanılan zamanda bulunan iki unsurun birleşmesiyle oluşur. Bu unsurlardan birincisi, “zengin bir hatıra mirasına sahip olmak”tır. Bu unsurla Renan’ın kastettiği şey, tarihten ziyade, millî bir mitoloji, yani geçmişin ululuklarını kutlayacak ve geçmişte yaşanan güçlükleri kutsayacak bir bakış açısıdır[79]. Geçmişte yaşanılan ortak acılar veya birlikte kazanılan zaferler insanları birbirine bağlar. Bu unsurlardan ikincisi ise, birlikte yaşama ve olabildiğince çok ortak miras yaratma isteğidir[80]. Bu ikinci unsurda, amaç, mefküre, istikbal, ülkü birliği gibi hususlar yer almaktadır[81].

Özetle Renan’a göre, milleti yaratan şey, “birlikte acı çekmiş, sevinmiş ve birlikte umut etmiş olmak”tır[82]. O halde Renan’a göre, milleti, ortak bir maziye sahip olan ve gelecekte de birlikte yaşama arzusuna sahip olan insanlar topluluğudur, diye tanımlayabiliriz.

* * *

Böylece objektif ve sübjektif olmak üzere iki değişik millet anlayışını görmüş bulunuyoruz. Bu millet anlayışlarına göre de haliyle iki değişik milliyetçilik anlayışı olabilir. Objektif milliyetçilik anlayışı ve sübjektif milliyetçilik anlayışı. Objektif milliyetçilik anlayışı nda, belli bir ırka mensup veya belli bir dili konuşan veyahut belli bir dine veya mezhebe mensup insanların çıkarları her şeyin üzerinde tutulur. Sübjektif milliyetçilik anlayışında ise, ortak bir maziye sahip olduklarını düşünen ve gelecekte de birlikte yaşama arzusuna sahip olan insanların çıkarları her şeyin üzerinde tutulur. Acaba Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı objektif mi yoksa sübjektif bir milliyetçilik anlayışı mıdır? Şimdi bunu görelim.

B. Atatürk’ün Milliyetçilik Anlayışı Nedir?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Anayasamızın 2’nci maddesinde her hangi bir milliyetçilik anlayışı değil, “Atatürk milliyetçiliği” anlayışı kabul edilmiştir. Bu husus ayrıca Anayasanın Başlangıç bölümünün birinci paragrafında “Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı” şeklinde dile getirilmiştir.

1. Atatürk’ün Yazılarında

Ergun Özbudun’a  göre, Atatürk, “sübjektif millet anlayışı”nı benimsemiştir[83]. Özbudun bu görüşünü kanıtlamak için Atatürk’ten iki alıntı yapmaktadır. Atatürk, millet kavramını şöyle tanımlamıştır:

“Bir harstan (kültürden) olan insanlardan mürekkep cemiyete millet denir, dersek milletin en kısa tarifini yapmış oluruz”[84].

Atatürk,  millet konusunda daha geniş olarak şu tanımı vermiştir:

“a) Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan;

b) Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan;

c) Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden meydana gelen cemiyete millet namı verilir”[85].

Gerçekten de bu tanım tamamıyla sübjektif unsurları içerir niteliktedir. Bu tanım büyük ölçüde sübjektif millet anlayışının kurucusu olan Ernest Renan’ın  tanımına benzemektedir. Atatürk’ün millet tanımı konusunda Ernest Renan’dan esinlendiği bu tanımı izleyen cümlelerinde de açıkça görünmektedir:

“Maziden kalan müşterek zafer ve yeis mirası; istikbalde gerçekleştirilecek aynı program; beraber sevinmiş olmak, beraber aynı ümitleri beslemiş olmak...”[86].

Atatürk’ün gerek yukarıdaki tanımı, gerekse bu cümleleri tamamıyla Ernest Renan’dan mülhemdir[87]. O halde şunu açıkça belirtebiliriz ki, Atatürk Ernest Renan  tarafından savunulan sübjektif millet anlayışını benimsemiştir.

2. Anayasada

Ergun Özbudun’un gözlemlediği gibi Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı 1982 Anayasasının Başlangıç bölümüne çeşitli ifadelerle yansımıştır[88]. Başlangıcın ikinci paragrafına göre, Türk milleti “Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi”dir. Dolayısıyla Türk milliyetçiliği başka milletleri düşman ve aşağı gören şoven ve saldırgan bir milliyetçilik anlayışı değildir[89]. Başlangıcın yedinci paragrafında aynı doğrultuda “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine de yer verilmiştir.

Başlangıcın yedinci paragrafında,

“topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu”

ilân edilerek, Renan’cı millet anlayışının  yukarıda verdiğimiz sübjektif unsurları (millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde vs. ortaklık) tekrarlanmıştır. Ergun Özbudun’un belirttiği gibi, bu tanımdan, Anayasamızın benimsediği milliyetçilik anlayışının ırk, din ve dil gibi objektif unsurlara değil; sevinç ve kederlerde ortaklığa ve birlikte yaşama arzusuna dayanan sübjektif bir milliyetçilik anlayışı olduğu açıkça anlaşılmaktadır[90].

Nihayet Anayasamız bu anlayışının doğal bir sonucu olarak Türklüğü, objektif unsurlara hiçbir şekilde göndermede bulunmayarak, “vatandaşlık bağı ” ile tanımlamıştır. Anayasamızın 66’ncı maddesinin  ilk fıkrasına göre, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür”.

3. Anayasa Mahkemesi Kararlarında

1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi 11-14 Şubat 1975 tarih ve K.1975/23  sayılı Kararında milliyetçilik konusunda sübjektif milliyetçilik anlayışını dile getirmiştir:

“Milliyetçilik... Anayasanın [1961] Başlangıç bölümünde özlü anlatımını bulan, ‘bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliği’nden başka bir anlam taşımamaktadır. Irkçılık, Turancılık veya bir din veya mezhep doğrultusunda bütünleşmeyi amaçlayan inanışlar... ‘Türk Milliyetçiliği’ anlamının dışındadır ve... Cumhuriyet esaslarına tamamen aykırı, sosyal ve hukuksal yönden geçerli hiçbir değer kazanamamış kavramlardır”[91].

Anayasa Mahkemesi 1982 Anayasası döneminde verdiği kararlarda da sübjektif milliyetçilik anlayışını sürdürmeye devam etmiştir. Anayasa Mahkemesi 18 Şubat 1985 tarih ve K.1985/4 sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Atatürk Milliyetçiliği, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, dil, ırk ve din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayrımı reddeden , birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı temsil eder”[92].

Anayasa Mahkemesi, 7 Mart 1989 tarih ve K.1989/12 sayılı Kararında Atatürk milliyetçiliğini “Türk milliyetçiliğinin Türk olmak mutluluğunu duyan herkesi kapsayan biçiminin adıdır”[93] diyerek tanımlamıştır.

Anayasa Mahkemesi, Sosyalist Partinin kapatılmasına  ilişkin olarak verdiği 10 Temmuz 1992 tarih ve E.1991/2 (Parti Kapatma), K.1992/1  sayılı Kararında, Atatürk milliyetçiliği hakkında şöyle demiştir:

“Atatürk milliyetçiliği... ayrımcı ve ırkçı bir kavram değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkının, kökeni ne olursa olsun, devlet yönetiminde tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini içeren çağdaş bir olgudur... Türk devletinin vatandaşları arasında etnik ya da diğer herhangi bir nedenle siyasal veya hukuksal ayrım söz konusu değildir... Türkiye’de... Ulusal bütünlüğün temeli ortak kültüre, laiklik ilkesiyle akla, mantıklı düşünceye, sağduyuya, adalete dayanan ‘Atatürk milliyetçiliği’dir. Anayasa, Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi resmiyette Türk adıyla tanıtan birleştirici ve bütünleştirici bir milliyetçilik anlayışına sahiptir”[94].

Anayasa Mahkemesi daha yeni bir kararında da aynı yönde şu ifadeleri kullanmıştır:

“1982 Anayasası'nın Başlangıç'ında "Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı", 2. maddesinde "Atatürk milliyetçiliği", 42. maddesinde "Atatürk ilkeleri" ve 134. maddesinde "Atatürkçü düşünce" sözcükleri kullanılarak çağdaş milliyetçilik anlayışı yer almaktadır. Bu anlayış ayrımcı ve ırkçı değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk milletini oluşturan bireylerin kökenleri ne olursa olsun, Devlet yönünden tartışmasız eşitliği, içtenlikli birliği ve birlikte yaşama istencini, başka uluslara karşıtlığı değil, dostluk ilişkilerini, içte ve dışta barışla iyi gelenekleri koruyup güçlendirme çabalarını, herkesi barındıran topraklara birlikte sahip çıkma bilincini içeren çağdaş bir olgudur. Kökeni ne olursa olsun, ulus içinde herkes ayrımsız biçimde yer almakta, ulusun birliği olgusu böylece somutlaşmaktadır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir”[95].

Bu şekilde Atatürk’ün yazılarından, Anayasa hükümlerinden ve Anayasa Mahkemesi kararlarından hareketle Atatürk milliyetçiliği  anlayışının sübjektif bir milliyetçilik anlayışı olduğunu görmüş bulunmaktayız.

Hukukumuzdaki Objektif Milliyetçilik Unsurları

Ancak hukukumuzda, objektif milliyetçilik unsurları  da yok değildir. Örneğin Anayasanın üçüncü maddesine göre, Devletin dili Türkçe’dir. Ancak bir devlette şu ya da bu şekilde bir resmî dilin veya dillerin kabul edilmesi zorunluluktur. Bu bakımdan bu hükmü sübjektif milliyetçilik ilkesine aykırı görmemek gerekir[96]. Siyasî Partiler Kanununda ve Dernekler Kanununda Türkçenin zorunlu kullanılması na ilişkin hükümler vardır. Keza Anayasanın 26’ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “düşüncelerin açıklanmasında ve yayılmasında kanunla yasaklanmış herhangi bir dil kullanılamaz”. 28’inci maddenin ikinci fıkrasına göre ise, “kanunla yasaklanmış herhangi bir dilde yayım yapılamaz”. Dolayısıyla düşünceyi açıklama ve basın hürriyetinin kullanılmasında bir kanunla bir dilin kullanılması yasaklanabilir[97]. Anayasamızın 42’nci maddesine göre, “Türkçe’den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez”. Dolayısıyla, Anayasamıza göre, Türkçe sadece devlet ile olan işlerde kullanılması gereken “resmî dil” değil, aynı zamanda, eğitim ve öğretim bakımından bir nevi “resmî ana dil”dir. Bu hükmü sübjektif milliyetçilik anlayışıyla bağdaştırmak güçtür. Nihayet Anayasamız, 134’üncü maddesinde,  “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayımlar yapmak amacıyla” Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulunu  kurmuştur. İtalikle verdiğimiz bu unsurların sübjektif millet anlayışının unsurları olduğu pek şüphelidir. Nihayet 11 Şubat 1964 tarih ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununu n 7’nci maddesinin c bendi de “Türk soyundan olanlarla eşleri ve reşit çocukları”nın genel olarak vatandaşlığa alınma şartları aranmaksızın istekleri üzerine İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına alınabilecekleri öngörmektedir. Madde de geçen “Türk soyu”[98] ibaresi, şüphesiz sübjektif değil, objektif millet anlayışına dahil bir unsurdur.

 

[65]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.52.

[66]. TDK, Türkçe Sözlük, op. cit., s.1026.

[67]. Gerçekten de bu tanım Anayasamız ile de uyum içindedir. Zira, Anayasamızın “Başlangıç” bölümünün beşinci paragrafında “hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin... karşısında korunma göremeyeceği” ifade edilmektedir.

[68]. Ömer İlhan Akipek, Devletler Hukuku (İkinci Kitap: Devlet), Ankara, Başnur Matbaası, Üçüncü Baskı, Tarihsiz (1965?), s.86.

[69]. Akipek, Devletler Hukuku (İkinci Kitap: Devlet), op. cit., s.87.

[70]. Irk birliği konusunda bkz. Muvaffak Akbay, Umumî Amme Hukuku Dersleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1961, Cilt I, s.278-279; Recai Galip Okandan, Umumî Amme Hukuku, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1968, s. 687-689; Yavuz Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1952, s.179-181; Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., c.I, s.138-139.

[71]. Dil birliği konusunda bkz. Bkz. Akbay, Umumî Amme Hukuku Dersleri, op. cit., c.I, s.279; Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.689-691; Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, op. cit., s.181-182; Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., c.I, s.139-141.

[72]. Din birliği konusunda bkz. Bkz. Akbay, Umumî Amme Hukuku Dersleri, op. cit., c.I, s.279; Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.687-689; Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, op. cit., s.182-183; Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., c.I, s.141.

[73]. Renan hakkında bkz. Edward McNall Burns, Çağdaş Siyasal Düşünceler: 1850-1950 (Çev. Alaeddin Şenel), Ankara, Birey ve Toplum Yayıncılık, 1982, s.442-443.

[74]. Ernest Renan, Qu’est-ce qu’une nation, Paris, 1882. Türkçe çevirisi için bkz. Ernest Renan, “Millet Nedir”, Ülkü, Sayı 77, Temmuz 1939, s.396 vd., Sayı 78, Ağustos 1939, s.514 vd.

[75]. Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.693.

[76]. Ibid.

[77]. Ernest Renan, Qu’est-ce qu’une nation, Paris, 1882, s.29 (nakleden Georg Jellinek, L’Etat moderne et son droit, (Traduction française par Georges Fardis), Paris, M. Giard & E. Brière, 1911, Cilt I, s.208).

[78]. Renan, op. cit., s.26 (Une nation est une âme, un principe spirituel).

[79]. Burns, op. cit., s.443.

[80]. Ibid.

[81]. Okandan, Umumî Amme Hukuku, op. cit., s.693.

[82]. Burns, op. cit., s.443.

[83]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.52.

[84]. A. Afetinan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazmaları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1969, s.23’ten nakleden Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.52.

[85]. A. Afetinan, Medenî Bilgiler, op. cit., s.23-25’ten nakleden Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.52. Alıntı için keza bkz. Nuran Tezcan (Haz.), Atatürk’ün Yazdığı Yurttaşlık Bilgileri, İstanbul, Çağdaş Yayınları, 1989, s.24.

[86]. A. Afetinan, Medenî Bilgiler, op. cit., s.23-25’ten nakleden Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.52. Alıntı için keza bkz. Tezcan (Haz.), Atatürk’ün Yazdığı Yurttaşlık Bilgileri, op. cit., s.24.

[87]. Ernest Renan, Qu’est-ce qu’une nation, Paris, 1882, s.26-29 ile karşılaştırınız.

[88]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.53.

[89]. Ibid.

[90]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.53.

[91]. Anayasa Mahkemesi, 11-14 Şubat 1975 Tarih ve E. 1973/38, K.1975/23 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, 247.

[92]. Anayasa Mahkemesi, 18 Şubat 1985 Tarih ve E.1984/9, K.1985/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 21, s.59-60.

[93]. Anayasa Mahkemesi, 7 Mart 1989 Tarih ve E.1989/1, K.1985/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 25, s.150 (Türban Kararı).

[94]. Anayasa Mahkemesi, 10 Temmuz 1992 Tarih ve E.1991/2 (Parti Kapatma), K.1992/1 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 28, Cilt 2, s.795-798 (Sosyalist Parti Davası).

[95]. Anayasa Mahkemesi, 14 Şubat 1997 Tarih ve E.1996/2 (Parti Kapatma), K.1997/1 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı34, Cilt 2, s.747 (Emek Partisi Davası).

[96]. Karşı görüş için bkz. Rumpf , Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.51. Yazara göre Anayasanın 3’üncü maddesinde “resmî dilden öte bir şey kastedilmektedir” (Ibid.). Gerçekten de 3’üncü madde de, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” denmektedir. Maddenin metnine göre bir “resmî dil” değil, “devlet dili ”nden bahsedilebilse de, maddenin başlığında açıkça “resmî dil” denmektedir. Kanımızca bu konuda zorlama yorumlara gerek yoktur. 3’üncü maddede belirtilen şey, Türkçenin resmî dil  olmasından ibarettir.

[97]. 12 Nisan 1991 tarih ve 3713 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olan 19 Ekim 1983 tarih ve 2932 sayılı  Türkçe’den Başka Dille Yapılacak Yayınları Hakkında Kanunla bu konuda bazı kısıtlamalar getirilmekteydi.

[98]. Burada belirtelim ki, uygulamada “Türk soyu” ndan orta Asya’daki Türkler değil, Balkanlarda Osmanlı’nın mirası olan Türk veya Müslüman gruplar anlaşılmıştır. Kemal Karpat ’nın not ettiğine göre, “İzzettin Keykavuz’dan hat gelen ve ana dilleri Türkçe olan Gagavuzlar, 13. yüzyılda Karadeniz civarına yerleşerek Hristiyanlığı kabul etmişler, daha sonra da Besarabya’ya göç etmişlerdi. Bu Gagavuzlar Türkiye’ye göç etmek istemelerine rağmen Hükûmet kendilerine müsaade etmemişti... Öte yandan, hiç Türkçe bilmeyen, ırk bakımından da Türk olmayan Boşnaklar  ve Pomaklar , Müslüman oldukları ve Müslüman Arnavutlar dan farklı olarak Osmanlı İmparatorluğuna sadık kaldıkları için serbestçe Türkiye’ye göç ettiler” (Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul, Afa Yayınları, 1996, s.71).


 

Copyright

c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.105-201'den alınmıştır (www.anayasa.gen.tr/ataturkmilliyetciligi.htm (15 Kasım 2005).

 


20 Kasım 2005
Editör: Kemal Gözler

kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr