TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.810-828'den alınmıştır.

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr

Bölüm 20
Olağanüstü Yönetİm usûllerİ 

 

Kemal Gözler

Bibliyografya: Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.315-325; Günday, op. cit., s.211-221; Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.I, s.504-514; Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.148-156; Gözübüyük, Anayasa Hukuku, op. cit., s.251-255; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.320-330; Burhan Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi, İstanbul, Kazancı Yayınları, 1993, s.189-215; Bülent Daver, İcra Organının İstisnaî Yetkileri Bakımından Fevkalade Hal Rejimleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1961; Pertev Bilgen, 1961 Anayasasına göre Sıkıyönetim, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1976; Hayati Hazır, Türkiye’de ve Yabancı Ülkelerde Olağanüstü Hal Rejimlerinde Kamu Hürriyetlerinin Sınırlanması, Konya, Selçuk Üniversitesi Yayınları, 1991; Hayati Hazır, “Olağanüstü Hal Rejimlerinin Hukukî Niteliği ve Pozitif Hukuk Düzeni Üzerindeki Tesiri”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 1, 1988, Sayı 1, s.29-41; Mehmet Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, İstanbul, Beta Yayınları, 1994; Mehmet Semih Gemalmaz, Anayasada Olağanüstü Rejim, Demokratikleşmede Sivil Toplum, İstanbul, Kavram İnsan Hakları Yayınları, 1995; Yılmaz Aliefendioğlu, “Anayasa Yargısı Açısından Olağanüstü Yönetim Usulleri”, Anayasa Yargısı, Ark, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1993, Cilt 9, s.411-434; Erol Alpar, “Olağanüstü Haller”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 22, Aralık 1989, Sayı 4, s.47-67; Kemal Berkarda, “Olağanüstü Yönetim Usûlleri”, in İl Han Özay, Günışığında Yönetim, İstanbul, Alfa, 1994, s.601-683; Zafer Üskül, Siyaset ve Asker, Ankara, İmge Kitabevi Yayınları, 1997; Kemal Gözler, “Olağanüstü Hal Rejimlerinde Özgürlüklerin Sınırlandırılması Sistemi ve Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukukî Rejimi,” Ankara Barosu Dergisi, Yıl 47, Ağustos 1990, Sayı 4, s.561-590; Mehmet Turhan, “Olağanüstü Hallerde Çıkarılabilecek Kanun Hükmünde Kararnameler”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 25, Eylül 1992, Sayı 3, s.13-36 (=Mehmet Turhan, Siyaset ve Anayasa, Ankara, Gündoğan Yayınları, 1995, s.161-192).

PLAN

I. Olağanüstü Hal

II. Sıkıyönetim

III. Olağanüstü Yönetim Usûllerinde Yargısal Denetim

Olağanüstü yönetim usûlleri veya olağanüstü hal rejimleri, devletin, hukuk düzeninin olağan kuralları ile üstesinden gelinmesine imkan olmayan olağanüstü bir tehdit veya tehlike karşısında başvurduğu usûllerdir[1].

Olağanüstü yönetim usûlleri 1982 Anayasasının 119 ilâ 122’nci maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasa “olağanüstü hal” ve “sıkıyönetim” olmak üzere iki tür olağanüstü yönetim usûlü öngörmüştür.

I. Olağanüstü Hal 

Tanım.- Olağanüstü hal belli sebeplerle ilân olunan, geçici olarak temel hak ve hürriyetlerin kısmen veya tamamen durdurulmasına veya vatandaşlar için para, mal ve çalışma yükümlülüklerinin getirilmesine imkân veren bir olağanüstü yönetim usûlüdür[2].

A. Olağanüstü Hal İlân Kararı 

Olağanüstü hal , “olağanüstü hal ilân kararı” ile yürürlüğe girer. Olağanüstü hal ilân kararı ise yürütme organının bir kararıdır. Şimdi bu kararı unsur unsur inceleyelim.

1. Yetki

Makam.- Olağanüstü hal ilân etme yetkisi, normal Bakanlar Kuruluna değil, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna aittir (Anayasa, m.119, 120). Ancak bu Kurulun olağanüstü hal ilân etme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onamasına tâbidir. Olağanüstü hal ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı[3] Resmî Gazetede yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur (m.121). Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini kısaltabilir, uzatabilir veya sıkıyönetimi kaldırabilir (m.121).

Süre.- Anayasa, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun  olağanüstü hal ilân etme yetkisini süre yönünden sınırlandırmıştır. Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edebilir (m.119, 120). Bununla birlikte, Bakanlar Kurulu olağanüstü halin ilânını gerektiren sebeplerin devam etmesi halinde her defasında dört ayı geçmemek üzere, olağanüstü hal süresinin uzatılmasını Türkiye Büyük Millet Meclisinden isteyebilir (m.121)[4]. İşaret edelim ki, burada Anayasa, “Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu”ndan değil, normal Bakanlar Kurulundan bahsetmektedir. Yine belirtelim ki, ilân edilmiş olağanüstü hali uzatma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir; Bakanlar Kurulunun bu konudaki tek yetkisi istemde bulunma yetkisinden ibarettir[5]. Türkiye Büyük Millet Meclisi uzatma yetkisini bir “parlâmento kararı” biçiminde kullanır. Bu karar Resmî Gazetede “TBMM Kararı” başlığı altında yayımlanır.

Örnek 39: Olağanüstü Halin Uzatılması Kararı
(Resmî Gazete, 29 Mart 2000, Sayı 24004)

TBMM Kararı

Olağanüstü Halin 5 İlde Uzatılmasına Dair Karar

Karar No. 678                                                                                                                                                                                        Karar Tarihi: 28.3.2000

Diyarbakır, Hakkari, Şırnak, Tunceli ve Van illerinde devam etmekte olan olağanüstü halin, 30/3/2000 günü saat 17.00'den geçerli olmak üzere dört ay süre ile uzatılmasına dair 6/3/2000 tarihli Bakanlar Kurulu istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 28/3/2000 tarihli 72 nci Birleşiminde onaylanmıştır.

Yer.- Anayasa, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun  olağanüstü hal ilân etme yetkisini yer yönünden de sınırlandırmıştır. Anayasanın 119 ve 120’nci maddeleri, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun “yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde” olağanüstü hal ilân edebileceğini hükme bağlanmıştır. Aşağıda göreceğimiz gibi, olağanüstü hal ilânı işlemi “sebebe bağlı” bir işlemdir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü hal ilânını gerektiren sebepler hangi bölgede veya bölgelerde ortaya çıkmış ise, o bölge veya bölgelerde olağanüstü hal ilân edebilir. Olağanüstü hal ilânını gerektiren sebepler sadece bir bölgede ortaya çıkmış ise, yurdun bütününde olağanüstü hal ilân edilemez[6]. Ancak olağanüstü hal ilânını gerektiren sebeplerin hangi bölgelerde olduğunu, hangi bölgede olmadığını, yahut bu sebeplerin yurdun bütününde olup olmadığını takdir edecek makam da yine Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruludur.

2. Usûl ve Şekil

Olağanüstü hal ilânı işlemi, hukukî biçim olarak bir Bakanlar Kurulu kararı şeklinde ortaya çıkar[7]. O nedenle, olağanüstü hal ilân kararı da tüm Bakanlar Kurulu kararlarının tâbi olduğu usûle tâbi olacaktır. Bakanlar Kurulu kararları bir kolektif işlemdir. Olağanüstü hal ilân kararı, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve istisnasız bütün bakanların iradelerini aynı anda ve aynı yönde açıklamaları ile oluşur. Dolayısıyla olağanüstü hal ilân kararında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bütün bakanların imzaları olmalıdır. Burada Cumhurbaşkanının iradesi, diğer normal Bakanlar Kurulu kararlarındaki gibi, karara sonradan eklenen bir irade değildir. Cumhurbaşkanının iradesi de bu kararın oluşumuna katılan bir iradedir. Cumhurbaşkanının bu yönde iradesini belirtmemesi, bu kararın tekemmül etmediği değil, hiç oluşmadığı anlamına gelir. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanının olağanüstü hal ilân kararını bloke etme imkanı vardır. Ancak, parlâmenter bir hükûmet sisteminde, sorumsuz olan Cumhurbaşkanının hükûmetin bu yoldaki kararın engel olmaması gerekir. Bununla birlikte, olağanüstü hal ilân edecek Bakanlar Kurulunun başkanı olarak Cumhurbaşkanı da bu kuruldaki tartışmalara katılabilir, kendi görüşlerini açıklayıp savunabilir.

Anayasanın 120’nci  maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebebiyle olağanüstü hal ilânı kararı alabilmesi için, Millî Güvenlik Kurulunun görüşünü alması gerekir[8]. Burada Millî Güvenlik Kurulu görüşünün “istişarî” nitelikte olduğunu, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunu bağlamadığını not edelim[9].

Olağanüstü hal ilân kararı Resmî Gazetede yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur (m.121). Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 126’ncı maddesine göre, olağanüstü hal ilân kararı Başbakan tezkeresi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Görüşme sırasında siyasî parti grupları veya en az yirmi milletvekillerinin imzası ile sürenin kısaltılması veya uzatılması hakkında önerge verebilir. Oylamadan önce önerge sahibi beş dakikayı geçmemek üzere söz alabilir.

Olağanüstü hal ilân kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından henüz görüşülmemiş olsa bile yürürlüktedir. Yani olağanüstü hal bütün hukukî sonuçlarını doğurur. Türkiye Büyük Millet Meclisi olağanüstü hal ilân kararını kaldırırsa, ilân edilmiş olan olağanüstü hal ortadan kalkmış olur. Türkiye Büyük Millet Meclisi olağanüstü hal ilân kararını onaylarsa[10], olağanüstü hal ilân kararı yerini Meclis kararına bırakarak yürürlükten kalkar. Bu durumda, ülkedeki olağanüstü halin hukukî dayanağı artık Bakanlar Kurulu kararı değil, Meclisin bu konudaki onay kararıdır[11]. Türkiye Büyük Millet Meclisinin onay işlemi hukukî niteliği itibarıyla bir kanun değil, bir “parlâmento kararı”dır ve Resmî Gazetede “TBMM Kararı” başlığı altında yayımlanır.

Örnek 40: Olağanüstü Hal İlân Kararının Onaylanmasına Dair TBMM Kararı
(Resmî Gazete, 11 Mart 1993, Sayı 21521)

TBMM Kararı

Bitlis İlinde Olağanüstü Hal İlânına Dair

Karar no: 226                                                                                                                                                                                        Karar Tarihi: 9.3.1993

Bitlis ilinde Anayasanın 120 inci ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 3’üncü maddesinin birinci fıkrası (b) bendine göre, 19.3.1993 günü saat 17.00’den geçerli olmak üzere 19.7.1993 günü saat 17.00’ye kadar olağanüstü hal ilân edilmesine dair 4.3.1993 tarihli Bakanlar Kurulu istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9.3.1993 tarihli 78’inci Birleşiminde onaylanmıştır

3. Sebep

1982 Anayasası olağanüstü hal ilânı sebeplerini  iki grup altında düzenlemiştir.

1. Tabiî afet, tehlikeli salgın hastalıklar [12] veya ağır ekonomik bunalım [13] halleri (m.119)

2. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları  sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması halleri[14] (m.120)

Buna göre, olağanüstü hal ilânı işlemi “sebebe bağlı bir işlem”dir. Şüphesiz bu sebeplerin gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir edecek makam da, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruludur. Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun bu takdiri daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine tâbidir.

4. Konu

Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararının konusu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilân edilmesidir[15]. Olağanüstü halin ilân edilmesi ise, olağanüstü hale ilişkin mevzuatın uygulamaya konulması anlamına gelir. Bu mevzuatın uygulanmaya konulması ise, temel hak ve hürriyetlerin kısmen veya tamamen geçici olarak durdurulması veya vatandaşlara para, mal ve çalışma yükümlülüklerinin getirilmesi anlamına gelir[16].

5. Amaç

Olağanüstü hal ilân kararının amacı, olağanüstü hal ilânına yol açan sebepler yüzünden bozulmuş olan kamu düzeninin yeniden sağlanmasıdır[17]. Aslında, olağanüstü hal ilân kararının sebep ve amaç unsurları kaynaşmış durumdadır[18]. Yani, olağanüstü hali gerekli kılan sebeplerin var olması, bu sebeplerin ortadan kaldırılması yolundaki “kamu yararı”nın da olduğu anlamına gelir.

B. Olağanüstü Hal İlânının Sonuçları  

Olağanüstü halin ilân edilmesiyle olağanüstü hal rejimi yürürlüğe girer. Şimdi bu rejimin konusunu, yani bu rejimin uygulanmasıyla ortaya çıkan hukukî sonuçları görelim. Olağanüstü hal ilân edilmesinin, yani olağanüstü hal rejiminin başlıca üç sonucu vardır: (1) Vatandaşlar için para, mal ve çalışma yükümlülükleri getirilebilir. (2) Temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir. (3) Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi çıkarılabilir. Şimdi bunları görelim.

1. Vatandaşlar İçin Para, Mal ve Çalışma Yükümlülükleri 
Getirilebilir

Anayasanın 121’inci  maddesinin ikinci fıkrasına göre, 119’uncu madde uyarınca ilân edilen olağanüstü hallerde, yani tabiî afet, salgın hastalık veya ağır ekonomik bunalım sebebiyle ilân edilen olağanüstü halde, vatandaşlar için para, mal ve çalışma yükümlülükleri getirilebilir. Tabiî afet ve tehlikeli salgın hastalık sebebiyle ilân edilen olağanüstü hallerde vatandaşlara ne gibi para, mal ve çalışma yükümlülükleri getirileceği, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 5 ilâ 9’uncu maddelerinde düzenlenmiştir. Örneğin 6’ncı maddeye göre, kamu kaynaklarıyla karşılanamayan harcamalar için bölgedeki kredi kuruluşlarının olanaklarından yararlanılabilir. 7’nci maddeye göre ise, tabiî afet ve tehlikeli salgın hastalıklar sebebiyle olağanüstü hal ilân edilen bölge içindeki tüzel ve gerçek kişiler kendilerinden istenecek arazi, arsa, bina, tesis, araç, gereç, yiyecek, ilaç ve tıbbi malzeme ile giyecek ve diğer maddeleri vermek zorundadırlar. Nihayet, 8’inci maddeye göre tabiî afet ve tehlikeli salgın hastalıklar sebebiyle olağanüstü hal ilân edilen bölgelerde bulunan 18-60 yaşları arasındaki bütün vatandaşlar, olağanüstü hal sebebiyle kendilerine verilecek işleri yapmakla yükümlüdürler. Kanunun 16’ncı maddesine göre, teslim alınan mallara ve yaptırılan çalışmalara karşılık ilgililere birer belge verilir. Mal ve çalışma yükümlülerinin bu belgelerle ilgili makamlara başvurmaları üzerine alınan malların veya yaptırılan çalışmaların bedeli, kirası, ücreti veya tazminatı mahallî rayice veya satış fiyatına göre olağanüstü hal kurulu veya bürolarınca tespit ve takdir olunarak, usûlü dairesinde ödenir[19].

Ağır ekonomik bunalım sebebiyle veya şiddet olaylarının yaygınlaşması sebebiyle ilân edilecek olağanüstü hallerde, vatandaşlara para, mal ve çalışma yükümlülüğü getirilemez. Ağır ekonomik bunalım sebebiyle ilân edilen olağanüstü hallerde alınacak tedbirler 2935 sayalı Olağanüstü Hal Kanununun 10’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, mal, sermaye ve hizmet piyasalarını yönlendirici, vergi, para, kredi, kira, ücret ve fiyat politikalarını belirleyici ve çalışmaya ilişkin her türlü tedbir ve yükümlülüklerin tespiti, tanzimi ve takibi konularında Bakanlar Kurulunca kanun hükmünde kararname çıkarılabilir.

2. Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılması Kısmen veya Tamamen Durdurulabilir

Anayasanın 121’inci maddesi, gerek tabiî afet, salgın hastalık veya ağır ekonomik bunalım sebebiyle, gerekse şiddet olaylarının yaygınlaşması sebebiyle ilân edilecek olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlanabileceğini ve durdurulabileceğini öngörmektedir. 121’inci madde bu sınırlamanın veya durdurmanın Anayasanın 15’inci maddesindeki ilkeler doğrultusunda yapılacağını belirtmektedir. Yukarıda temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini incelediğimiz bölümde gördüğümüz gibi[20], Anayasanın 15’inci maddesine göre, olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Ancak, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

Burada şunun altını bir kez daha çizelim ki, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında uyulması gereken madde, Anayasanın 13’üncü maddesi değil, 15’inci maddesidir. Buna göre, 13’üncü maddede getirilen güvenceler olağanüstü hallerde geçerli değildir. Örneğin, olağanüstü hallerde sınırlamanın kanunla yapılması şart değildir. Kanun hükmünde kararname ile de sınırlandırma yapılabilir. Keza olağanüstü hallerde sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olması, Anayasada belirtilen genel sebeplere uygun olması şartı aranmaz. Nihayet, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında, demokratik toplum düzeninin gereklerine de uyulması şart değildir.

Anayasanın 121’inci  maddesinin ikinci fıkrasına göre, olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya nasıl durdurulacağının Olağanüstü Hal Kanununda düzenlenmesi gerekir. Olağanüstü hal süresince temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya durdurulacağı 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununda düzenlenmiştir. Örneğin olağanüstü hal idaresi, tabiî afet veya salgın hastalık nedeniyle ilân edilen olağanüstü hallerde, olağanüstü hal bölgesinin belirli yerlerinde yerleşimi yasaklamak, belirli yerleşim yerlerine girişi ve buralardan çıkışı sınırlamak, belli yerleşim yerlerini boşaltmak veya başka yerlere nakletmek yetkisine sahiptir (m.9-a). Yani bu tür olağanüstü hallerde, idare, yerleşim ve seyahat özgürlüğünü sınırlandırabilir veya durdurabilir. Yine örneğin, ağır ekonomik bunalım sebebiyle ilân edilen olağanüstü hallerde, olağanüstü hal yönetimi, para, kredi, kira, fiyat ve çalışmaya ilişkin her türlü tedbir alabilir (m.10). Yani, olağanüstü hal idaresi özel girişim özgürlüğünü ve bu arada sözleşme özgürlüğünü sınırlandırabilir. Keza, şiddet olaylarının yaygınlaşması nedeniyle ilân edilen olağanüstü hallerde, olağanüstü hal yönetimi, kişilerin sokağa çıkmalarını, belirli yerlerde toplanmalarını yasaklayabilir; kişilerin üstünü, araçlarını ve eşyalarını arayabilir; gazete, dergi, broşür, kitap el ve duvar ilânı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını yasaklayabilir; vs. (m.11). Bu yetkiler, kişi hürriyetini, özel hayatın gizliliğini ve basın hürriyetini sınırlandırır veya durdurur niteliktedir.

Biz olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini yukarıda gördüğümüz için burada bu konunu ayrıntılarına girmiyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[21].

3. Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi Çıkarılabilir

Anayasanın 121’inci  maddesinin son fıkrasına göre, olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Biz olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerini yukarıda Kanun hükmünde kararnameleri incelediğimiz bölümde gördüğümüz için burada aynı konuya tekrar girmiyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[22]. Ancak şunu hatırlatalım ki, olağanüstü hallerde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi oldukça genişlemektedir. Bir kere, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bir yetki kanunuyla yetkilendirilmesine ihtiyacı yoktur. Diğer yandan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri, olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak konu sınırlandırmasına tâbi değildir. Temel hak ve hürriyetler de olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri ile düzenlenebilirler. Nihayet olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin yargısal denetimi de mümkün değildir.

C. Olağanüstü halin Uygulanması [23]

Olağanüstü halin uygulanması 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 12 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 14’üncü maddesine göre, olağanüstü halin uygulanmasında görev ve yetki olağanüstü hal bir ili kapsıyorsa il valisine; bir bölge valiliğine bağlı birden çok ilde ilân edilmesi halinde bölge valisine; birden fazla bölge valisinin görev alanına giren illerde veya bütün yurtta ilân edilmesi halinde koordinasyon ve işbirliği Başbakanlıkça sağlanmak suretiyle bölge valilerine aittir. Ancak henüz bölge valiliği teşkilatı kurulamadığından bölge valilerine ait bu yetki ve görevler uygulamada il valilerince yerine getirilir (2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu, Geçici Madde 1).

D. Olağanüstü halin Sona Ermesi

Olağanüstü hal, olağanüstü hal ilân kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmaması ile sona erer. Diğer yandan, olağanüstü hal, olağanüstü hal süresinin bitimiyle de kendiliğinden sona erer. Keza, olağanüstü hal süresi daha dolmamış olmakla birlikte, olağanüstü halin ilânının gerektiren sebepler ortadan kalkmışsa, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine olağanüstü halin kaldırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi karar verebilir (İçtüzük, m.126/4).

II. Sıkıyönetim 

Tanım.- Sıkıyönetim, olağanüstü halin ilânını gerektiren sebeplerden daha vahim sebeplerle ilân olunan, geçici olarak temel hak ve hürriyetlerin kısmen veya tamamen durdurulmasına veya Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanıyan ve kolluk yetkilerinin askerî makamlara geçmesi sonucunu doğuran bir olağanüstü yönetim usûlüdür[24].

Sıkıyönetim 1982 Anayasasının 122’nci maddesinde düzenlenmiştir.

A. sıkıyönetim İlân Kararı 

Sıkıyönetim, “sıkıyönetim ilânı kararı” ile yürürlüğe girer. Sıkıyönetim ilân kararı ise yürütme organının bir kararıdır. Şimdi bu kararı unsur unsur inceleyelim.

1. Yetki

Makam.- Sıkıyönetim ilân etme yetkisi de, olağanüstü hal ilân etme yetkisi gibi, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna aittir (Anayasa, m.122 ). Ancak bu Kurulun sıkıyönetim ilân etme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onamasına tâbidir. Sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse, derhal toplantıya çağrılır (m.122/1). Meclis, sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya sıkıyönetimi kaldırabilir (m.122/1).

Süre.- Anayasa, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun sıkıyönetim ilân etme yetkisini süre yönünden sınırlandırmıştır. Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu altı ayı geçmemek üzere sıkıyönetim ilân edebilir (m.122/1). Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine süresini her defasında dört ayı geçmemek üzere uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz (m.122/4).

Örnek 41: Sıkıyönetim Süresini Uzatma Kararı
(Resmî Gazete, 18 Kasım 1986, Sayı 19285).

TBMM Kararı

Daha Evvel Bütün Yurtta İlân Edilen ve 19.7.1986 Tarihinden İtibaren
5 İlde Uzatılan Sıkıyönetimin Yeniden Uzatılmasına Dair 

Karar no: 35                                                                                                                                                                          Karar Tarihi: 13/11/1986

12 Eylül 1980 tarihinde bütün yurtta ilân edilen ve 19.7.1986 tarihinden itibaren 5 ilde dört ay süre ile uzatılan Sıkıyönetimin yeniden;

Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Siirt ve Van illerinde 19.11.1986 günü saat 17.00’den geçerli olmak üzere dört ay süreyle uzatılmasına,

Dair 3.11.1986 tarihli Bakanlar Kurulu istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13.11.1986 tarihli birleşiminde onaylanmıştır.

Yer.- Anayasa, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun sıkıyönetim ilân etme yetkisini yer yönünden de sınırlandırmıştır. Anayasanın 119 ve 120’nci maddeleri, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun “yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde” sıkıyönetim ilân edebileceğini hükme bağlanmıştır. Aşağıda göreceğimiz gibi, sıkıyönetim ilânı işlemi “sebebe bağlı” bir işlemdir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, sıkıyönetim ilânını gerektiren sebepler hangi bölgede veya bölgelerde ortaya çıkmış ise, o bölge veya bölgelerde sıkıyönetim ilân edebilir. Sıkıyönetim ilânını gerektiren sebepler sadece bir bölgede ortaya çıkmış ise, yurdun bütününde sıkıyönetim ilân edilemez[25].

2. Usûl ve Şekil

Sıkıyönetim ilânı işlemi, olağanüstü hal ilânı işlemi gibi, hukukî biçim olarak bir “Bakanlar Kurulu kararı” şeklinde ortaya çıkar. O nedenle, sıkıyönetim ilânı kararı da tüm Bakanlar Kurulu kararlarının tâbi olduğu usûle tâbidir. Bakanlar Kurulu kararları bir kolektif işlemdir. Sıkıyönetim ilân kararı, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve istisnasız bütün bakanların iradelerini aynı anda ve aynı yönde açıklamaları ile oluşur. Dolayısıyla olağanüstü hal ilân kararında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bütün bakanların imzaları olmalıdır[26].

Anayasanın 122’nci  maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun, hangi sebeple sıkıyönetim ilân ederse etsin, ilân kararından önce Millî Güvenlik Kurulunun görüşünü alması gerekir. Burada Millî Güvenlik Kurulu görüşünün “istişarî” nitelikte olduğunu, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunu bağlamadığını not edelim.

Sıkıyönetim ilân kararı Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur (m.122). Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 127’nci maddesine göre, sıkıyönetim ilân kararı Başbakanlık tezkeresi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Görüşme sırasında siyasî parti grupları siyasî parti grupları veya en az yirmi milletvekillerinin imzası ile sıkıyönetim süresinin kısaltılması veya uzatılması hakkında önerge verebilir. Oylamadan önce önerge sahibi beş dakikayı geçmemek üzere söz alabilir (İçtüzük, m.127, 126).

Sıkıyönetim ilân kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından henüz görüşülmemiş olsa bile yürürlüktedir. Yani sıkıyönetim bütün hukukî sonuçlarını doğurur. Türkiye Büyük Millet Meclisi sıkıyönetim ilân kararını kaldırırsa, ilân edilmiş olan sıkıyönetim ortadan kalkmış olur. Türkiye Büyük Millet Meclisi sıkıyönetim ilân kararını onaylarsa, sıkıyönetim ilân kararı yerini Meclis kararına bırakarak yürürlükten kalkar. Bu durumda, ülkedeki sıkıyönetimin hukukî dayanağı artık Bakanlar Kurulu kararı değil, Meclisin bu konudaki onay kararıdır. Meclis onay işlemini bir kanun şeklinde değil, bir parlâmento kararı şeklinde yapar. Bu işlem, Resmî Gazetede “TBMM Kararı” başlığı altında yayımlanır.

1982 Anayasası döneminde daha önce sıkıyönetimin olmadığı bir ilde sıkıyönetim ilân edilmemiştir. O nedenle 1982 Anayasası döneminden örnek sıkıyönetim ilân kararı veremiyoruz. Bu nedenle 1961 Anayasası döneminden şu örneği veriyoruz:

Örnek 42: Sıkıyönetim İlân Kararının Onaylanması Kararı
(Resmî Gazete, 21 Şubat 1980, Sayı 16907).

İzmir ve Hatay İllerinde Sıkıyönetim İlânına Dair
T.B.M.M. Birleşik Toplantısı Kararı

Karar No: 588                                                                                                                                                                                       Karar Tarihi: 20/2/1980

Anayasanın 124’üncü maddesinde öngörülen her türlü durum ve ihtimallere karşı İzmir ve Hatay İllerinde 20/2/1980 Çarşamba günü saat 08.00’den geçerli olmak üzere iki ay süreyle Sıkıyönetim ilânına dair 19/2/1980 tarihinde Bakanlar Kurulunca alınan karar T.B.M.M. Birleşik Toplantısının 20/2/1980 tarihli 3 ncü birleşiminde onaylanmıştır.

3. Sebep

1982 Anayasası sıkıyönetim ilânını gerektiren sebepleri şu şekilde saymıştır (m.122/1):

a)   Anayasanın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilânını gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması

b)  Savaş hali veya savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi,

c)   Ayaklanma olması

d)  Vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın

e)   Ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması

Yukarıda birinci sıkıyönetim sebebi ile 120’nci maddede belirtilen olağanüstü hal ilânı sebebi (Anayasanın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen şiddet hareketleri) arasında nitelik benzerliği vardır. Ancak bunlar arasında bir nicelik farkı vardır. zira, Anayasanın 122’nci maddesine göre, “olağanüstü hal ilânını gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketleri” olağanüstü halin değil, sıkıyönetim ilânını gerektiren bir sebeptir.

Yukarıdaki sebeplerden de görüldüğü üzere, sıkıyönetim ilânı işlemi “sebebe bağlı bir işlem”dir. Şüphesiz bu sebeplerin gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir edecek makam da, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruludur. Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun bu takdiri daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine tâbidir.

4. Konu

Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararının konusu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere sıkıyönetim ilân edilmesidir[27]. Sıkıyönetim ilân edilmesi ise, sıkıyönetim mevzuatının uygulamaya konulması anlamına gelir. Bu mevzuatın uygulanmaya konulması ise, aşağıda göreceğimiz gibi başta kolluk yetkilerinin sivil makamlardan askeri makamlara geçmesi ve temel hak ve hürriyetler kısmen veya tamamen geçici olarak durdurulması anlamına gelir.

5. Amaç

Sıkıyönetim ilân kararının amacı , sıkıyönetim ilânına yol açan sebepler yüzünden bozulmuş olan kamu düzeninin yeniden sağlanmasıdır[28]. Aslında, sıkıyönetim ilân kararının sebep ve amaç unsurları kaynaşmış durumdadır[29]. Yani, sıkıyönetim gerekli kılan sebeplerin var olması, bu sebeplerin ortadan kaldırılması yönündeki “kamu yararı”nı da beraberinde getirmektedir[30].

B. sıkıyönetim İlânının Sonuçları : sıkıyönetimin Konusu  

Sıkıyönetim ilân kararıyla, sıkıyönetim rejimi yürürlüğe girer. Şimdi bu rejimin konusunu, yani bu rejimin uygulanmasıyla ortaya çıkan hukukî sonuçları görelim. Sıkıyönetim ilân edilmesinin başlıca dört sonucu vardır: (1) Temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir. (2) Sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamesi çıkarılabilir. (3) Kolluk yetkileri askeri makamlara geçer. (4) Bazı suçların yargılanması askeri mahkemelerin görev alanına girer.

1. Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılması Kısmen veya Tamamen Durdurulabilir

Anayasamıza göre sıkıyönetim halinde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir (m.15/1). Yukarıda temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini incelediğimiz bölümde gördüğümüz gibi[31], Anayasanın 15’inci maddesine göre, sıkıyönetim halinde milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Ancak, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (m.15/2).

Burada şunun altını bir kez daha çizelim ki, sıkıyönetim halinde de, olağanüstü hallerde olduğu gibi temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında uyulması gereken madde, Anayasanın 13’üncü maddesi değil, 15’inci maddesidir. Buna göre, 13’üncü madde de getirilen güvenceler sıkıyönetim halinde geçerli değildir. Örneğin, sıkıyönetim halinde sınırlamanın kanunla yapılması şart değildir. Kanun hükmünde kararname ile de sınırlandırma yapılabilir. Keza sıkıyönetim halinde sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olması, Anayasada belirtilen genel sebeplere uygun olması şartı aranmaz. Nihayet, sıkıyönetim halinde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında, demokratik toplum düzeninin gereklerine de uyulması şart değildir.

Anayasamızın 122’nci  maddesinin beşinci fıkrasına göre, sıkıyönetim halinde temel hak ve hürriyetlerin nasıl kısıtlanacağı veya durdurulacağı kanunla düzenlenir. Bu konuda düzenleme yapan Kanun, 13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunudur. Bu kanunun 3’üncü maddesinde sıkıyönetim komutanına birçok yetki verilmiştir. Sıkıyönetim komutanı bu yetkilerini kullanarak birçok temel hak ve özgürlüğü kısıtlayabilir, kısmen veya tamamen durdurabilir. Örneğin:

- Sıkıyönetim komutanı konutları ve her türlü binaları, işyerlerini, müesseseleri ve bunlara ait müştemilatı aramak yetkisine sahiptir (m.3-a). Yani Sıkıyönetim komutanı konut dokunulmazlığına müdahale edebilir.

- Sıkıyönetim komutanı kişilerin üzerlerini aratma yetkisine de sahiptir (m.3-a). Yani sıkıyönetim komutanı özel hayatın gizliliği ilkesine müdahale edebilir.

- Sıkıyönetim komutanının her türlü araçlarla yapılan yayım ve haberleşmeye sansür koymak yetkisi de vardır (m.3-b).

- Sıkıyönetim komutanı mektup, telgraf ve sair gönderileri kontrol etme yetkisine sahiptir (m.3-c). Yani sıkıyönetim komutanı haberleşmenin gizliliği ilkesine müdahale edebilir.

- Sıkıyönetim komutanı belli kişilerin sıkıyönetim bölgesi içine girmelerini veya yerleşmelerini yasaklayabilir, bazı kişileri sıkıyönetim bölgesi dışına çıkarabilir (m.3-d). Yani sıkıyönetim halinde, yerleşme ve seyahat hürriyeti kısıtlanabilir.

- Sıkıyönetim komutanı toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklayabilir. Yani sıkıyönetim halinde toplantı ve gösteri yürüyüşü kısıtlanabilir.

Biz olağanüstü yönetim usullerinde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sistemini yukarıda gördüğümüz için burada bu konunun ayrıntılarına girmiyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[32].

2. Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi Çıkarılabilir

Anayasanın 122’nci  maddesinin ikinci fıkrasına göre, sıkıyönetim süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararname çıkarabilir. Sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerini yukarıda kanun hükmünde kararnameleri incelediğimiz bölümde gördüğümüz için burada aynı konuya tekrar girmiyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[33]. Ancak şunu hatırlatalım ki, sıkıyönetim halinde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi oldukça genişlemektedir. Bir kere, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun kanun hükmünde kararname çıkarabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bir yetki kanunuyla yetkilendirilmesine ihtiyacı yoktur. Diğer yandan sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri, olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak konu sınırlandırmasına tâbi değildir. Temel hak ve hürriyetler de sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri ile düzenlenebilirler. Nihayet sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin yargısal denetimi de mümkün değildir.

3. Kolluk Yetkilerinin Askerî Makamlara Geçmesi

Olağanüstü hal rejimlerinden farklı olarak sıkıyönetim halinde kolluk yetkileri sivil makamlardan askeri makamlara geçer. 13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 2’nci maddesine göre, sıkıyönetim altına alınan yerlerde genel güvenlik ve asayişe ilişkin zabıta kuvvetlerine ait görev ve yetkiler sıkıyönetim komutanlığına geçer. Zabıta kuvvetleri bütün teşkilatı ile sıkıyönetim komutanının emrine girer.

4. Bazı Suçların Yargılaması Askerî Mahkemelerce Yapılır

13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 13 ila 15’inci maddelerinde sayılan suçları işleyenler, askeri mahkemelerde yargılanırlar.

C. sıkıyönetimin Uygulanması 

13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa göre Sıkıyönetim halinin uygulanmasında görev ve yetki sıkıyönetim komutanlarına aittir. Anayasamızın 122’nci maddesinin son fıkrasına göre, “sıkıyönetim komutanları Genelkurmay Başkanlığına bağlı olarak görev yaparlar”. Yukarıda gördüğümüz gibi, zabıta kuvvetleri de sıkıyönetim komutanının emrine girerler.

D. sıkıyönetimin Sona Ermesi

Sıkıyönetim, sıkıyönetim ilân kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmaması ile sona erebileceği gibi, sıkıyönetim süresinin bitimiyle de kendiliğinden sona erer. Keza, sıkıyönetim süresi daha dolmamış olmakla birlikte, sıkıyönetim ilânını gerektiren sebepler ortadan kalkmışsa, Bakanlar Kurulunun istemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi sıkıyönetimi ortadan kaldırabilir[34].

III. Olağanüstü Yönetim Usûllerinde Yargısal Denetim 

Hemen belirtelim ki, biz olağanüstü yönetim usûllerinde yargısal denetim sorununu Ergun Özbudun’un planını[35] izleyerek açıklamaya çalışacağız. Özbudun’a göre, olağanüstü yönetim usûllerinde yargısal denetim sorunu iki ayrı açıdan ele alınabilir. Biri olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânı işlemleri üzerindeki yargısal denetim (A), diğeri ise olağanüstü hal veya sıkıyönetim makamlarının işlemleri üzerindeki yargısal denetim (B).

A. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim İlânı İşlemleri Üzerindeki Yargısal Denetim

Yukarıda gördüğümüz gibi, gerek olağanüstü hal, gerekse sıkıyönetim, birbirine eklenen iki ayrı işlem ile yürürlüğe konulmaktadır. Bunlardan birincisi, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı, ikincisi ise bu kararın onaylanması hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıdır[36]. Bu işlemlerden birincisi organik bakımdan bir idarî işlem, ikincisi ise bir yasama işlemidir. Dolayısıyla Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânı işlemleri üzerinde yargısal denetimin mümkün olup olmayacağını bu iki işlem bakımından ayrı ayrı incelemek gerekir[37].

1. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim İlânına İlişkin Bakanlar
Kurulu Kararı Üzerindeki Yargısal Denetim

Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının bir idarî işlem olduğu kuşkusuzdur. Anayasamızın 125’inci maddesinin ilk fıkrasına göre, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açık olduğuna göre olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı da yargı denetimine tâbidir. 6 Ocak 1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 14’üncü maddesinin birinci fıkrasının a bendine göre ise Bakanlar Kurulu kararlarına karşı açılacak davalarda Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görevli olduğu belirtildiğine göre, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı da Danıştayın denetimine tâbidir.

Ne var ki Danıştay 3 Temmuz 1970 tarih ve K.1970/442 sayılı Kararıyla sıkıyönetim ilânı hakkında Bakanlar Kurulu kararını denetlemek konusunda şu gerekçeyle görevsizlik kararı vermiştir:

“Bakanlar Kurulu tarafından alınan sıkıyönetim kararı organik ve şeklî bakımdan idarî bir tasarruf olarak görülmesine rağmen, Anayasanın 124. maddesinin derpiş ettiği hükümler muvacehesinde niteliği bakımından yasal bir tasarruf T.B.M. Meclisince benimsenip onaylandıktan sonra bir yasama organı tasarrufu haline (dönüşmektedir)”[38].

Danıştayın bu görüşü doktrinde de savunulmuştur. Örneğin Özbudun  da, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı üzerinde yargı denetiminin mümkün olmadığına; zira, bu kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmakla bir yasama işlemi haline geldiğine, dolayısıyla idarî yargının görev alanından çıktığına işaret etmektedir[39].

Kanımızca, bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira, bu görüş, bir idarî işlemin nasıl bir yasama işlemi haline dönüştüğünü göstermemektedir. Bize göre olağanüstü hal ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararları yasama işlemine dönüşmezler; ama Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandıktan sonra, konusuz kaldıkları için ortadan kalkarlar, sona ererler. Zira, yukarıda gördüğümüz gibi, olağanüstü hal ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararları Resmî Gazetede yayınlandıktan sonra “hemen”, sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu ise Resmî Gazetede yayımlandığı “aynı gün” Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulacaklardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değil ise derhal toplantıya çağrılacak ve olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararını görüşerek, bu kararı onaylayabilecek veya reddedebilecektir. Uygulamada bu işlemler birkaç gün içinde gerçekleşir. Bu birkaç günlük süre içinde bu işlem bir idarî işlem olarak yürürlükte kalır ve bu nedenle de idarî yargının denetimine tâbidir. Çok düşük bir ihtimal olmakla birlikte bu süre içinde, olağanüstü hal ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarına karşı Danıştayda iptal davası açılırsa bu birkaç günlük süre içinde Danıştay bu davayı görevsizlik nedeniyle reddedemez. Ancak birkaç gün içinde bu karar, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ya reddedilecek ya da onaylanacaktır. Gerek ret, gerekse onay kararı Bakanlar Kurulu kararını ortadan kaldıracağından, Danıştay önündeki davanın konusuz kalması nedeniyle, davanın düşmesine karar verecektir.

Dolayısıyla olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân kararları üzerindeki Danıştayın denetimi tamamıyla teorik bir imkandan öteye gitmez. Pratikte Danıştayın bu kararlar üzerinden denetim icra etmesi ve hatta bu kararlara karşı dava açılabilmesi ihtimal dışıdır. Zira, yukarıdaki paragrafta belirtildiği gibi, birkaç gün içinde bu Bakanlar Kurulu kararları Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmaktadır.

Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân kararlarına karşı bu birkaç gün içinde dava açılabileceği ihtimali kabul edilse bile, kim bu kararlara karşı dava açabilecektir? Bu kararlar bir düzenleyici işlem, veya belli bir kişi veya duruma ilişkin bir bireysel idarî işlem değil, bir “şart-işlem”dir. Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân kararı, kimsenin menfaatini ihlâl etmez. Dolayısıyla olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân kararlarına karşı, “menfaat şartı” bakımından kimse “dava açabilme yeteneği”ne sahip olamayacaktır[40].

2. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim İlânına İlişkin Bakanlar
Kurulu Kararının Türkiye Büyük Millet Meclisince
Onaylanması Kararı Üzerinde Yargısal Denetim

Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması bir “kanun” biçiminde değil, bir “parlâmento kararı” biçiminde gerçekleşir. Parlâmento kararları ise, yukarıda gördüğümüz gibi, Anayasada belirtilen istisnalar dışında yargı denetimine tâbi değildir. O halde, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânı kararının onaylanmasına ilişkin TBMM kararları da Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi değildir. Anayasa Mahkemesi de 17 Kasım 1970 tarih ve K.1970/42 sayılı Kararıyla aynı yönde karar vermiştir. Anayasa Mahkemesine göre,

“sıkıyönetim ilânı kararının T.B.M.M. Birleşik Toplantısında onanma tasarrufunu maddî bakımdan kanun addetmeye veya bu nitelikte işlem saymaya imkân görülememiştir. (Anayasa, Anayasa Mahkemesinin denetimini) sadece kanunlara ve İçtüzüklere hasretmiş, diğer bir deyişle T.B.M.M.’nin Kanun veya İçtüzük niteliğinde olmayan kararlarını -Anayasanın ayrık olarak düzenlediği hükümler saklı kalmak üzere- bu denetimin dışında bırakmıştır”[41].

Ergun Özbudun , Anayasa Mahkemesinin bu kararını haklı olarak yerinde görmektedir. Yazarın isabetle belirttiği gibi,

“sıkıyönetim ilânı veya bunların onanması kararı, kişi hak ve hürriyetlerini doğrudan doğruya etkileyen bir hukukî işlem değildir. Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânı yahut bunların onanması işlemlerinin konusu, yürürlükte olan fakat uygulanmayan olağanüstü hal rejimi kanunlarını uygulanabilir hale getirmekten ibarettir. Bu nitelikleri yönünden söz konusu işlemler, tipik şart-işlemlerdir”[42].

Nitekim, Anayasa Mahkemesi de, sıkıyönetim ilânı kararını kişi haklarını doğrudan doğruya etkileyen bir işlem olarak değil, Ergun Özbudun’un yukarıda açıkladığı anlamda bir şart-işlem olarak görmüştür. Anayasa Mahkemesinin 17 Kasım 1970 tarih ve K.1970/42 sayılı Kararına göre,

“sıkıyönetim kararını, anayasal hak ve özgürlükleri kendiliğinden kısıtlayan ve onları belli bir süre askıya alan bir işlem olarak değil de, Anayasanın 124’üncü maddesinin son fıkrasında açıklanan sıkıyönetim ve genel olarak savaş halinde hangi hükümlerin uygulanacağını ve işlemlerin nasıl yürütüleceğini, hürriyetlerin nasıl kayıtlanacağını veya durdurulacağını gösteren kanunun ülkenin bir bölgesinde veya tümünde uygulama alanına konulması tasarrufu olarak nitelendirmek daha yerinde olur. Bakanlar Kurulu tarafından ilân edilen sıkıyönetim kararının yürürlükte kalabilmesi, daha doğrusu Anayasal hak ve özgürlüklerini kısıtlayan veya belli bir süre askıya alan kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunabilmesi için, araya bir şart-tasarrufun girmesi yani organik bakımdan idarî olan sıkıyönetim ilânı kararının Türkiye Büyük Millet Meclisince onanması gerekmektedir”[43].

Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi 14 Mayıs 1996 tarih ve K.1996/14 sayılı Kararıyla Anayasanın 121’inci maddesi uyarınca, “Olağanüstü Halin 10 İlde Uzatılmasına Dair” 10 Mart 1996 tarih ve 399 sayılı TBMM Kararı”nı, “eylemli bir içtüzük” düzenlemesi niteliğinde görerek iptal etmiştir[44]. Anayasa Mahkemesinin parlâmento kararlarını “eylemli içtüzük” düzenlemesi olarak nitelendirip kendi denetimi dışında bırakılan işlemleri denetim kapsamına alması tamamıyla eleştiriye açıktır. Bunun eleştirisini yukarıda Parlâmento kararlarını incelediğimiz bölümde[45] kısaca yapmıştık. Bu eleştiriyi aşağıda anayasa yargısını incelediğimiz bölümde de ayrıca göreceğiz.

B. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim Makamlarının İşlemleri Üzerindeki Yargısal Denetim

Olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân edildikten sonra, olağanüstü hal veya sıkıyönetim makamlarının yapacakları düzenleyici veya bireysel işlemlerin idarî nitelikte olduğu kuşkusuzdur. Anayasamızın 125’inci maddesi “idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tâbidir” dediğine göre, bu işlemlerin de idarî yargının denetimine tâbi olması gerektiğine şüphe yoktur. Anayasamızda olağanüstü hal ve sıkıyönetim makamlarının işlemlerini yargı denetimi dışında bırakan bir hüküm yoktur. Bu konuda Anayasamızdaki tek hüküm, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde kanunla yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin sınırlandırılabileceği hükmüdür (m.125/6). Bu hükme paralel olarak 6 Ocak 1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanununun 10 ve 11’inci maddelerinde sıkıyönetim ve olağanüstü hal ilân edilen bölgelerde görevli olan kamu personeli hakkında yapılan idarî işlemlere karşı açılacak iptal davalarında yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği hükme bağlanmıştı. Bu hüküm 10 Haziran 1994 tarih ve 4001 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Keza, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 9 Mayıs 1990 tarih ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 33’üncü maddesi de yürütmenin durdurulması kararının verilmesini sınırlandırıyordu. Bu madde hükmü, Anayasa Mahkemesinin 10 Ocak 1991 tarih ve K.1991/1 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir[46]. Dolayısıyla olağanüstü hallerde, olağanüstü hal makamlarının işlemlerinin yargısal denetimi bakımından normal dönemlerden bir farkı yoktur.

Bununla birlikte sıkıyönetim makamlarının işlemlerine karşı iptal davası açılması mümkün değildir. Zira, 13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa 14 Kasım 1980 tarih ve 2342 sayılı Kanun ile eklenen ek 3’üncü maddeye göre, 1402 sayılı Kanun ile sıkıyönetim komutanlarına tanınan yetkilerin kullanılmasına ilişkin işlemler hakkında iptal davası açılamaz. Keza, 10 Temmuz 1987 tarih ve 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 Mayıs 1990 Tarih ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 7’nci maddesinde de bu Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Valisine tanınan yetkilerin kullanılmasına ilişkin idarî işlemler yargı denetimi dışında tutulmuştur. Doktrinde gerek 1402 sayılı Kanunun ek 3’üncü maddesinin, gerek 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7’nci maddesinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir[47].

Kanımızca bu iddia doğru değildir. Şüphesiz ki, bu düzenlemeler Anayasanın sözüne aykırıdır. Örneğin bu hükümler Anayasanın 125’inci maddesiyle uyuşmamaktadır. Ancak yine aynı Anayasa, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında Anayasanın 15’inci maddesinde belirtilen ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlandırılacağının kanunla belirleneceğini öngörmektedir (m.121/2, 123/5). Anayasanın 15’inci maddesine göre ise, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ve 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de, Anayasada öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde hak arama hürriyetini sınırlandırmıştır. Bu sınırlandırma ise Anayasanın 15’inci maddesine uygundur.

Dava açma hakkının bu şekilde sınırlandırılmasının Anayasaya aykırı olduğu bir an düşünülse bile, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun Anayasaya aykırılığı, Anayasanın 15’inci maddesi uyarınca iddia edilemez. Keza, bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi olan 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin de Anayasaya aykırılığı Anayasanın 148’inci maddesi uyarınca iddia edilemez.

* * *

Böylece yürütme organına ilişkin bütün konuları görmüş bulunuyoruz. Şimdi yargı organını incelemeye geçelim.

 


 

[1].   Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.315.

[2].   Günday, op. cit., s.211.

[3].   Örnek: 4 Mart 1993 tarih ve 93/4135 sayılı Bitlis İlinde Olağanüstü Hal İlânına Dair Bakanlar Kurulu Kararı, Resmî Gazete, 5 Mart 1993, Sayı 21515.

[4].   Uygulamada Bakanlar Kurulunun süre uzatımı istemi kararı, ilân kararlarının aksine Resmî Gazetede yayımlanmamaktadır (Mehmet Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, İstanbul, Beta Yayınları, 1994, s.383). Bakanlar Kurulu süre uzatımı istemi kararı da usûl ve şekilde paralellik ilkesi gereği Resmî Gazetede yayımlanması gerekir.

[5].   1984-1994 döneminde Bakanlar Kurulu 31 kez olağanüstü halin uzatılmasına isteminde bulunmuş, 31’inde de istem Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiştir (Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, op. cit., s.383).

[6].   Günday, op. cit., s.212.

[7].   Örnek: 4 Mart 1993 tarih ve 93/4135 sayılı Bitlis İlinde Olağanüstü Hal İlânına Dair Bakanlar Kurulu Kararı, Resmî Gazete, 5 Mart 1993, Sayı 21515.

[8].   Bakanlar Kurulunun olağanüstü hal süresinin uzatılması istemi için Millî Güvenlik Kurulunun görüşünü alması şartı Anayasada yoktur. Bununla birlikte şeklî ve usûlde paralellik ilkesi doğrultusunda süre uzatımı istemi kararı içinde Millî Güvenlik Kurulunun kararının alınması yoluna gidilebilir. Uygulamada bu yola gidilmektedir (Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, op. cit., s.386).

[9].   Burhan Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi, İstanbul, Kazancı Yayınları, 1993, s.216.

[10]. Uygulamada Türkiye Büyük Millet Meclisi olağanüstü hal ilânı kararlarını hep onaylamaktadır. Örneğin 1984-1994 döneminde ilân edilen onbir olağanüstü halin tümünü Türkiye Büyük Millet Meclisi onaylamıştır (Mehmet Semih Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunda ve Türk Hukukunda Olağanüstü Rejim Standartları, İstanbul, Beta Yayınları, 1994, s.383).

[11]. Berkarda, op. cit., s.618.

[12]. “Tehlikeli salgın hastalıklar” kavramı hakkında bkz. Burhan Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi, İstanbul, Kazancı Yayınları, 1993, s.199-201.

[13]. “Ağır ekonomik bunalım” kavramı hakkında bkz. Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, op. cit., s.201-205.

[14]. “Yaygın şiddet hareketleri” veya “şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” kavramları için bkz. Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, op. cit., s.205-208.

[15]. Berkarda, op. cit., s.619.

[16]. Ibid.

[17]. Günday, op. cit., s.212.

[18]. Onar, İdare Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., c.III, s.1502; Berkarda, op. cit., s.619.

[19]. Bu konuda ayrıntılı bilgiler için bkz. Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, op. cit., s.205-208.317-328.

[20]. Bkz. supra, s.252-261.

[21]. Bkz. supra, s. 252-261.

[22]. Bkz. supra, s.755-808.

[23]. Olağanüstü halin uygulanması hakkında bkz. Kuzu, Olağanüstü Hal Kavramı, op. cit., s.283-317.

[24]. Günday, op. cit., s.216.

[25]. Ibid.

[26]. Sıkıyönetim ilân kararının oluşumunda Cumhurbaşkanının iradesinin rolü hakkında, yukarıda olağanüstü hal ilân kararının oluşumunda Cumhurbaşkanının iradesinin rolüne bakınız (supra, s.811-812).

[27]. Berkarda, op. cit., s.621.

[28]. Günday, op. cit., s.217.

[29]. Onar, İdare Hukukunun Umumî Esasları, op. cit., c.III, s.1502.

[30]. Berkarda, op. cit., s.621.

[31]. Bkz. supra, s. 252-261. 

[32]. Bkz. supra, s. 252-261. 

[33]. Bkz. supra, s.755-808.

[34]. Günday, op. cit., s.216.

[35]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.320-324.

[36]. Ibid., s.320.

[37]. Ibid.

[38]. Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 3 Temmuz 1970 Tarih ve E.1970/839, K.1970/442 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 2, s.19.

[39]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.320-322.

[40]. Berkarda, op. cit., s.636.

[41]. Anayasa Mahkemesi, 17 Kasım 1970 Tarih ve 1970/44, K.1970/42 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.448-449.

[42]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.322.

[43]. Anayasa Mahkemesi, 17 Kasım 1970 Tarih ve 1970/44, K.1970/42 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.448.

[44]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/20 ve K.1996/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi,  Sayı 32, Cilt 2, s.704-715

[45]. Bkz. supra, s.396-398.

[46]. Anayasa Mahkemesi, 10 Ocak 1991 Tarih ve E.1990/25, K.1991/1 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 27, Cilt 1, s.65-110.

[47]. Örneğin Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.323-324; Günday, op. cit., s.221-222.

 

 

İçindekiler

Olağanüstü Yönetİm usûllerİ

I. Olağanüstü Hal.................................................................................................................... 810

A. Olağanüstü Hal İlân Kararı........................................................................................... 810

1. Yetki......................................................................................................................... 810

2. Usûl ve Şekil............................................................................................................. 811

3. Sebep........................................................................................................................ 813

4. Konu......................................................................................................................... 813

5. Amaç........................................................................................................................ 814

B. Olağanüstü Hal İlânının Sonuçları................................................................................. 814

1. Vatandaşlar İçin Para, Mal ve Çalışma Yükümlülükleri Getirilebilir........................ 814

2. Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılması Kısmen veya Tamamen Durdurulabilir.. 815

3. Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi Çıkarılabilir.................................. 816

C. Olağanüstü Halin Uygulanması..................................................................................... 817

D. Olağanüstü Halin Sona Ermesi...................................................................................... 817

II. Sıkıyönetim........................................................................................................................ 817

A. Sıkıyönetim İlân Kararı................................................................................................. 818

1. Yetki......................................................................................................................... 818

2. Usûl ve Şekil............................................................................................................. 819

3. Sebep........................................................................................................................ 820

4. Konu......................................................................................................................... 821

5. Amaç........................................................................................................................ 821

B. Sıkıyönetim İlânının Sonuçları: Sıkıyönetimin Konusu................................................ 821

1. Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılması Kısmen veya Tamamen Durdurulabilir.. 822

2. Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi Çıkarılabilir.................................. 823

3. Kolluk Yetkilerinin Askerî Makamlara Geçmesi...................................................... 823

4. Bazı Suçların Yargılaması Askerî Mahkemelerce Yapılır......................................... 824

C. Sıkıyönetimin Uygulanması.......................................................................................... 824

D. Sıkıyönetimin Sona Ermesi........................................................................................... 824

III. Olağanüstü Yönetim Usûllerinde Yargısal Denetim.......................................................... 824

A. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim İlânı İşlemleri Üzerindeki Yargısal Denetim........... 824

1. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim İlânına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı
Üzerindeki Yargısal Denetim................................................................................... 825

2. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim İlânına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararının
Türkiye Büyük Millet Meclisince Onaylanması Kararı Üzerinde
Yargısal Denetim..................................................................................................... 826

B. Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim Makamlarının İşlemleri Üzerindeki
Yargısal Denetim........................................................................................................... 828

 


Copyright

(c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler,  “Olağanüstü Yönetim Usulleri", www.anayasa.gen.tr/oyu.htm (erişim tarihi) (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.810-828'den alınmıştır.)


23 Mayıs 2005
Editör: Kemal Gözler

webmaster@anayasa.gen.tr

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr