TÜRK ANAYASA HUKUKU SİTESİ

 anayasa.gen.tr

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.371-411'den alınmıştır.

 
Bölüm 12
Yasama İşlemlerİ
:
parlâmento kararı ve Kanun

 

Kemal Gözler

I. Genel Olarak Yasama İşlemi................................................................................................ 371

A. Yasama İşleminin Tanımı ve İdarî İşlem ile Yargı İşleminden Ayrılması...................... 371

1. Yasama İşleminin Tanımı......................................................................................... 371

2. Yasama İşlemi - Yargı İşlemi Ayrımı........................................................................ 372

3. Yasama İşlemi - İdarî İşlem...................................................................................... 372

4. Yasama Organının Tüzel Kişilik Sıfatından Kaynaklanan İşlemleri Yasama
İşlemi Değildir......................................................................................................... 373

B. Yasama İşlemlerinin Türleri.......................................................................................... 375

“Kanun” - “Parlâmento Kararı” Ayrımı....................................................................... 375

II. Parlâmento Kararları........................................................................................................... 377

1. Yasama Organının Kendi İç Yapısına veya Çalışma Düzenine İlişkin Aldığı Parlâmento Kararları     378

2. Yasama Organının Yürütme Organı ile İlişkileri Çerçevesinde Aldığı
Parlâmento Kararları................................................................................................ 378

3. Yasama Organının Yargı Organıyla İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları 379

4. Yasama Organının Sui Generis Parlâmento Kararları............................................... 380

5. Yeni Bir Tür Parlâmento Kararı: Yasama Organının Bağımsız İdarî
Otoritelere Üye Seçme Kararları............................................................................. 381

“Parlâmento Kararı” Biçiminde Yapılması Gereken Bir İşlem “Kanun”
Biçiminde Yapılabilir mi?........................................................................................ 381

B. Parlâmento Kararlarının Kabulü ve Yayımlanması Usûlü............................................. 383

C. Parlâmento Kararlarının Yargısal Denetimi Sorunu....................................................... 384

1. Parlâmento Kararları Anayasa Mahkemesi Tarafından Denetlenemezler................ 384

2. Parlâmento Kararları Danıştay veya İdare Mahkemeleri Tarafından da Denetlenemez 385

3. Bir Örnek: Sayıştaya Üye Seçilmesine İlişkin TBMM'nin 12 Kasım 1985
Tarih ve 27 Sayılı Kararının Yargısal Denetimi Sorunu........................................... 385

4. Parlâmento Kararlarının Yargı Denetimi Dışında Kalması Sakıncalı mıdır?............. 387

a) Yasama Organının Kendi İç Örgütlenişi ve Çalışma Düzenine İlişkin
Parlâmento Kararları.......................................................................................... 388

b) Yasama Organının Yürütme Organı ile Olan İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları  389

c) Savaş İlânı, Silahlı Kuvvetlerin Yabancı Ülkelere Gönderilmesine İzin
Verilmesi Yolundaki Parlâmento Kararları......................................................... 389

d) Olağanüstü Hal ve Sıkıyönetim İlânının Onaylanması Kararları........................ 390

e) Kalkınma Plânlarının Onaylanması Kararı.......................................................... 393

f) Parlâmento Kararlarının Denetlenemeyeceği Kuralının Anayasa Mahkemesi Tarafından Aşılması: “İçtüzük Düzenlemesi Niteliğindeki Diğer Meclis Kararları”................................................................................................ 394

III. Kanun................................................................................................................................ 399

A. Tanımı........................................................................................................................... 399

B. Kanunların Yapılış Usûlü.............................................................................................. 401

1. Öneri......................................................................................................................... 401

a) Kanun Tasarısı.................................................................................................... 401

b) Kanun Teklifi...................................................................................................... 402

2. Görüşme................................................................................................................... 402

3. Kabul........................................................................................................................ 405

4. Yayım....................................................................................................................... 406

5. Kanunların Yürürlüğe Girmesi.................................................................................. 411

Bölüm 12
Yasama İşlemleri: parlâmento kararı ve Kanun

I. Genel Olarak Yasama İşlemi................................................................................................ 371

A. Yasama İşleminin Tanımı ve İdarî İşlem ile Yargı İşleminden Ayrılması...................... 371

1. Yasama İşleminin Tanımı......................................................................................... 371

2. Yasama İşlemi - Yargı İşlemi Ayrımı........................................................................ 372

3. Yasama İşlemi - İdarî İşlem...................................................................................... 372

4. Yasama Organının Tüzel Kişilik Sıfatından Kaynaklanan İşlemleri Yasama
İşlemi Değildir......................................................................................................... 373

B. Yasama İşlemlerinin Türleri.......................................................................................... 375

“Kanun” - “Parlâmento Kararı” Ayrımı....................................................................... 375

II. Parlâmento Kararları........................................................................................................... 377

1. Yasama Organının Kendi İç Yapısına veya Çalışma Düzenine İlişkin Aldığı Parlâmento Kararları     378

2. Yasama Organının Yürütme Organı ile İlişkileri Çerçevesinde Aldığı
Parlâmento Kararları................................................................................................ 378

3. Yasama Organının Yargı Organıyla İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları 379

4. Yasama Organının Sui Generis Parlâmento Kararları............................................... 380

5. Yeni Bir Tür Parlâmento Kararı: Yasama Organının Bağımsız İdarî
Otoritelere Üye Seçme Kararları............................................................................. 381

“Parlâmento Kararı” Biçiminde Yapılması Gereken Bir İşlem “Kanun”
Biçiminde Yapılabilir mi?........................................................................................ 381

B. Parlâmento Kararlarının Kabulü ve Yayımlanması Usûlü............................................. 383

C. Parlâmento Kararlarının Yargısal Denetimi Sorunu....................................................... 384

1. Parlâmento Kararları Anayasa Mahkemesi Tarafından Denetlenemezler................ 384

2. Parlâmento Kararları Danıştay veya İdare Mahkemeleri Tarafından da Denetlenemez 385

3. Bir Örnek: Sayıştaya Üye Seçilmesine İlişkin TBMM'nin 12 Kasım 1985
Tarih ve 27 Sayılı Kararının Yargısal Denetimi Sorunu........................................... 385

4. Parlâmento Kararlarının Yargı Denetimi Dışında Kalması Sakıncalı mıdır?............. 387

a) Yasama Organının Kendi İç Örgütlenişi ve Çalışma Düzenine İlişkin
Parlâmento Kararları.......................................................................................... 388

b) Yasama Organının Yürütme Organı ile Olan İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları  389

c) Savaş İlânı, Silahlı Kuvvetlerin Yabancı Ülkelere Gönderilmesine İzin
Verilmesi Yolundaki Parlâmento Kararları......................................................... 389

d) Olağanüstü Hal ve Sıkıyönetim İlânının Onaylanması Kararları........................ 390

e) Kalkınma Plânlarının Onaylanması Kararı.......................................................... 393

f) Parlâmento Kararlarının Denetlenemeyeceği Kuralının Anayasa Mahkemesi Tarafından Aşılması: “İçtüzük Düzenlemesi Niteliğindeki Diğer Meclis Kararları”................................................................................................ 394

III. Kanun................................................................................................................................ 399

A. Tanımı........................................................................................................................... 399

B. Kanunların Yapılış Usûlü.............................................................................................. 401

1. Öneri......................................................................................................................... 401

a) Kanun Tasarısı.................................................................................................... 401

b) Kanun Teklifi...................................................................................................... 402

2. Görüşme................................................................................................................... 402

3. Kabul........................................................................................................................ 405

4. Yayım....................................................................................................................... 406

5. Kanunların Yürürlüğe Girmesi.................................................................................. 411

Bölüm 12
Yasama İşlemleri: parlâmento kararı ve Kanun

I. Genel Olarak Yasama İşlemi................................................................................................ 371

A. Yasama İşleminin Tanımı ve İdarî İşlem ile Yargı İşleminden Ayrılması...................... 371

1. Yasama İşleminin Tanımı......................................................................................... 371

2. Yasama İşlemi - Yargı İşlemi Ayrımı........................................................................ 372

3. Yasama İşlemi - İdarî İşlem...................................................................................... 372

4. Yasama Organının Tüzel Kişilik Sıfatından Kaynaklanan İşlemleri Yasama
İşlemi Değildir......................................................................................................... 373

B. Yasama İşlemlerinin Türleri.......................................................................................... 375

“Kanun” - “Parlâmento Kararı” Ayrımı....................................................................... 375

II. Parlâmento Kararları........................................................................................................... 377

1. Yasama Organının Kendi İç Yapısına veya Çalışma Düzenine İlişkin Aldığı Parlâmento Kararları     378

2. Yasama Organının Yürütme Organı ile İlişkileri Çerçevesinde Aldığı
Parlâmento Kararları................................................................................................ 378

3. Yasama Organının Yargı Organıyla İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları 379

4. Yasama Organının Sui Generis Parlâmento Kararları............................................... 380

5. Yeni Bir Tür Parlâmento Kararı: Yasama Organının Bağımsız İdarî
Otoritelere Üye Seçme Kararları............................................................................. 381

“Parlâmento Kararı” Biçiminde Yapılması Gereken Bir İşlem “Kanun”
Biçiminde Yapılabilir mi?........................................................................................ 381

B. Parlâmento Kararlarının Kabulü ve Yayımlanması Usûlü............................................. 383

C. Parlâmento Kararlarının Yargısal Denetimi Sorunu....................................................... 384

1. Parlâmento Kararları Anayasa Mahkemesi Tarafından Denetlenemezler................ 384

2. Parlâmento Kararları Danıştay veya İdare Mahkemeleri Tarafından da Denetlenemez 385

3. Bir Örnek: Sayıştaya Üye Seçilmesine İlişkin TBMM'nin 12 Kasım 1985
Tarih ve 27 Sayılı Kararının Yargısal Denetimi Sorunu........................................... 385

4. Parlâmento Kararlarının Yargı Denetimi Dışında Kalması Sakıncalı mıdır?............. 387

a) Yasama Organının Kendi İç Örgütlenişi ve Çalışma Düzenine İlişkin
Parlâmento Kararları.......................................................................................... 388

b) Yasama Organının Yürütme Organı ile Olan İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları  389

c) Savaş İlânı, Silahlı Kuvvetlerin Yabancı Ülkelere Gönderilmesine İzin
Verilmesi Yolundaki Parlâmento Kararları......................................................... 389

d) Olağanüstü Hal ve Sıkıyönetim İlânının Onaylanması Kararları........................ 390

e) Kalkınma Plânlarının Onaylanması Kararı.......................................................... 393

f) Parlâmento Kararlarının Denetlenemeyeceği Kuralının Anayasa Mahkemesi Tarafından Aşılması: “İçtüzük Düzenlemesi Niteliğindeki Diğer Meclis Kararları”................................................................................................ 394

III. Kanun................................................................................................................................ 399

A. Tanımı........................................................................................................................... 399

B. Kanunların Yapılış Usûlü.............................................................................................. 401

1. Öneri......................................................................................................................... 401

a) Kanun Tasarısı.................................................................................................... 401

b) Kanun Teklifi...................................................................................................... 402

2. Görüşme................................................................................................................... 402

3. Kabul........................................................................................................................ 405

4. Yayım....................................................................................................................... 406

5. Kanunların Yürürlüğe Girmesi.................................................................................. 411

 

Burada ilk önce genel olarak yasama işlemini (I), sonra da bu işlemlerin iki türü olan parlâmento kararı (II) ve kanunu (III) inceleyeceğiz.

I. Genel Olarak Yasama İşlemi

Burada ilk önce yasama işleminin tanımı ve idarî işlem ile yargı işleminden ayrılması sorununu (A), daha sonrada yasama işlemlerinin türlerini (B) göreceğiz.

A. Yasama İşleminin Tanımı ve İdarî İşlem ile Yargı İşleminden Ayrılması

1. Yasama İşleminin Tanımı

Genel olarak “hukukî işlem”, belli bir sonuç doğurmaya yönelik irade açıklaması olarak tanımlanmaktadır. O halde, yasama işlemi, yasama organının belli bir sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamasıdır.

Bir devlette yasama işlemlerinden başka idarî işlemler ve yargı işlemleri de vardır. O halde yasama işlemlerini görmeden önce, bir yandan yasama işlemleri ile idarî işlemlerin, diğer yandan da yasama işlemleriyle yargı işlemlerinin birbirinden nasıl ayrıldığını görmemiz uygun olur.

Yasama fonksiyonu nasıl tanımlanıyor ve yürütme fonksiyonundan nasıl ayrılıyorsa, yasama işlemini de öyle tanımlanır ve de idarî işlemden aynı şekilde ayrılır. Yukarıda gördüğümüz gibi[1] yasama fonksiyonunun tanımı ve yürütme fonksiyonundan ayrılması konusunda maddî ve organik kriter olmak üzere iki kriter önerilmiştir. Yine yukarıda gördüğümüz gibi, bu kriterlerden 1982 Anayasası sisteminde geçerli olan kriter, organik kriterdir[2]. O nedenle, biz burada yasama işlemi de organik kritere göre tanımlıyor ve yine organik kritere göre yasama işlemini idarî işlemden ve yargı işleminden ayırıyoruz.

Buna göre, yasama işlemini organik kriterden hareket ederek, “yasama organı tarafından yapılan bir işlem” olarak tanımlayabiliriz. Organik açıdan bir işlemin yasama işlemi olup olmadığını tespit etmek ise güç değildir. Yasama organından çıkan her işlem bir yasama işlemidir. Bu kritere göre, yasama işleminin genel, sürekli, objektif, kişilik-dışı olması aranmaz. İsterse bir kişiye ilişkin olsun, yasama organınca kabul edilen her işlem bir yasama işlemidir.

O halde Türk pozitif anayasa hukukunda organik kritere bağlı kalarak yasama işlemi şu şekilde tanımlanabilir: Yasama işlemi, yasama organı tarafından yapılan her işlemdir.

Organik kriteri kullanarak yasama işlemlerini bir yandan yargı işlemlerinden ve diğer yandan idarî işlemlerden kolayca ayırabiliriz.

2. Yasama İşlemi - Yargı İşlemi Ayrımı

Organik kritere göre, yasama işlemleri ile yargı işlemleri birbirinden kolayca ayrılır. Yasama organından çıkan işlemler yasama işlemi, yargı organından çıkan işlemler yargı işlemidir. Yasama organı 550 milletvekilinden oluşmuş Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Yargı organı ise bağımsız mahkemelerdir. Buna göre, yasama organınca yapılmış bir işlem, maddî açıdan yargı işlemine benzese, yani iddia-tespit-müeyyide aşamalarını içerse bile bu işlem bir yargı işlemi değil, bir yasama işlemidir. Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir bağımsız mahkeme olarak kabul edilemez. Örneğin, meclis soruşturması sonucunda Yüce Divana sevk kararı, maddî açıdan yargı işlemine benzese de organik açıdan bir yasama işlemidir ve yasama işlemlerinin hukukî rejimine tâbidir. Keza, yargı organlarının işlemleri de yasama işlemi niteliğinde değildirler. Çünkü yargı organları, “550 milletvekilinden oluşmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi” değildir.

3. Yasama İşlemi - İdarî İşlem

Organik kritere göre, yasama işlemleri ile idarî işlemler birbirinden kolayca ayrılır. Yasama organından çıkan işlemler yasama işlemi, yürütme organından ve idare makamlarından çıkan işlemler ise “idarî işlem”dir. Yasama organı 550 milletvekilinden oluşmuş Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Yürütme organı ise Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulundan oluşur. İdare ise merkezî idare ve yerinden yönetim kuruluşları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yerinden yönetim kuruluşları ise yer yönünden ve hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Gerek merkezî idare, gerekse yerinden yönetim kuruluşları kamu tüzel kişiliğine sahiptir. Bunların kamu gücüne dayanarak yaptığı işlemler ise idarî işlemleri oluşturmaktadır. Buna göre, yasama organınca yapılmış bir işlem, maddî açıdan idarî işleme benzese, bireysel, somut ve sübjektif bir duruma ilişkin olsa bile, bu işlem bir idarî işlem değil, bir yasama işlemidir. Çünkü, böyle bir işlem de yasama organından çıkmaktadır. Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Cumhurbaşkanını seçme işlemi, bireysel bir işlem olup, maddî açıdan idarî işleme benzese bile, organik açıdan bir yasama işlemidir ve yasama işlemlerinin hukukî rejimine tâbidir. Keza, yürütme organlarının ve idare makamlarının işlemleri de yasama işlemi niteliğinde değildirler. Çünkü organlar ve makamlar, “550 milletvekilinden oluşmuş Türkiye Büyük Millet Meclisi” değildirler.

Ancak bu açıklamaya küçük bir istisna getirmek gerekir. Zira, “yasama organının tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan işlemleri” de vardır. Bunlar esasen yasama organından çıkmış olmalarına rağmen bir “yasama işlemi” değil, bir “özel hukuk işlemi” veya “idarî işlem”dirler. O halde şimdi bu tür işlemleri görelim:

4. Yasama Organının Tüzel Kişilik Sıfatından Kaynaklanan İşlemleri  Yasama İşlemi Değildir

Yasama organının da bir tüzel kişiliği vardır. Bu tüzel kişilik TBMM Başkanlığı tarafından temsil edilir. TBMM Başkanlığı da tüzel kişilik sıfatıyla hak ve borç altına girebilir. TBMM Başkanlığının da malvarlığı (binalar, mobilyalar, taşıtlar, vs.) vardır. Keza TBMM Başkanlığının personeli de vardır. TBMM Başkanlığı , birkaç bin kişinin çalıştığı büyükçe bir kamu idaresidir. Keza, ülkemizde, “millî saraylar” da TBMM Başkanlığına bağlıdır.

İşte TBMM Başkanlığı kendisine bağlı malvarlığı ve personel hakkında tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan yetkiyle birtakım hukukî işlemler yapabilir ve yapması kaçınılmazdır. Bu işlemler, tek-taraflı olabileceği gibi, iki-taraflı da olabilir. Tek taraflı işlemler, “bireysel idarî işlem (idarî karar)” niteliğinde olabilecekleri gibi, “düzenleyici idarî işlem” de olabilir. TBMM Başkanlığının gerek bireysel idarî işlemleri, gerekse düzenleyici idarî işlemleri, idarî yargının denetimine tâbidir. Keza TBMM Başkanlığının tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan işlemleri iki-taraflı, yani “sözleşme” niteliğinde de olabilir. Bu sözleşmeler de “özel hukuk sözleşmesi” veya “idarî sözleşme” niteliğinde olabilirler. Özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara adlî yargıda, idarî sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklara ise idarî yargıda bakılır.

İşte TBMM Başkanlığının tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan yetkilerini kullanarak yaptığı işlemler yasama işlemi değil, yerine göre özel hukuk işlemi veya idarî işlem niteliğindedirler.

Danıştay da TBMM Başkanlığı tarafından Mecliste görev yapan personel hakkında tesis edilen işlemleri “idarî işlem” olarak kabul etmiş ve bu işlemlere karşı idarî yargı mercilerinin görevli olduğuna karar vermiştir. Örneğin, 1968 yılında Millet Meclisi Başkanının “ita amiri” sıfatıyla Sayıştay üyelerinin aylık ve ödeneklerinin ödenmemesi sonucunu doğuran işlemine karşı açılan davaya Danıştay bakmış ve iptal kararı vermiştir[3]. Keza Danıştay 1968 yılında, Cumhuriyet Senatosu Başkanının Cumhuriyet Senatosu Genel Sekreterini emekliye sevk etme işlemine karşı açılan davaya bakmış ve işlemin hukuka uygunluğunu denetlemiştir[4]. Danıştay Beşinci Dairesi 16 Aralık 1987 tarih ve K.1987/1783 sayılı Kararında da şöyle demiştir:

“TBMM Başkanlığınca TBMM'de görev yapan personel hakkında tesis edilen işlemlere karşı açılan davalarda, bu işlemler fonksiyonel açıdan idarî nitelik taşıdığından ve TBMM Genel Kurulu ve Komisyonların bir tasarrufu olarak düşünülemeyeceğinden... bu konudaki davalar idarî yargı mercilerinin görev alanına girmektedir”[5].

Yukarıda belirttiğimiz gibi, TBMM Başkanlığının sadece bireysel idarî işlemleri (kararları) değil, düzenleyici işlemleri, yani yönetmelikleri de bir “idarî işlem”dir ve idarî yargının denetimine tâbidir. Danıştay da TBMM Başkanlığının çıkardığı idarî nitelikteki yönetmeliklerin kendi denetimine tâbi olduğuna karar vermiştir. Örneğin Danıştay Altıncı Dairesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca çıkarılan “Millî Saraylar Daire Başkanlığı ve Değerlendirme Kuruluş ve Görevleri Yönetmeliği”nin iptali için Kültür Bakanlığınca açılan davaya bakmış ve 28 Şubat 1996 tarih ve K.1996/929  sayılı Kararıyla bu yönetmelik hakkında iptal kararı vermiştir[6].

Yasama işlemleri ile TBMM Başkanlığının tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan işlemlerini birbirinden ayırmak gerekir. Bunları birbirinden ayırmada yine organik kriter yardımcı olmaktadır: Yasama işlemleri kural olarak TBMM Genel Kurulundan çıkan işlemlerdir. TBMM Başkanlığının tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan işlemleri ise, TBMM Başkanlığı veya TBMM Başkanlık Divanından çıkan işlemlerdir. Bununla birlikte TBMM Başkanlığından çıkan her işlem, tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan bir işlem değildir. Örneğin, TBMM Başkanının Anayasanın 93’üncü maddesine göre, tatilde olan Türkiye Büyük Millet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırması işlemi, TBMM Başkanından çıkmakla birlikte bir idarî işlem değildir. Bu işlem idarî yargının denetimine tâbi olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesinin denetimine de tâbi değildir. Anayasa Mahkemesi, TBMM Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisini 13 Mart 1999 günü saat 15.00’te olağanüstü toplantıya çağırması işleminin iptali istemiyle yapılan bir başvuruyu 25 Mart 1999 tarih ve K.1999/5  sayılı Kararıyla görevsizlik nedeniyle reddetmiştir[7].

B. Yasama İşlemlerinin Türleri

Yukarıda yasama işleminin, yasama organının belli bir sonuç doğurmaya yönelik irade açıklaması olduğunu söyledik. Keza, yasama işlemlerinin idarî işlemler ve yargı işlemlerinden nasıl ayrıldığını gördük. Şimdi de yasama işlemlerinin çeşitlerini görelim. Diğer bir ifadeyle, yasama organı iradesini hangi biçimlerde açıklamaktadır?

Yasama işlemleri kendi içinde iki gruba ayrılmaktadır. Yani yasama organı belli bir hukukî sonuç doğurmaya yönelik iradesini iki değişik biçimde açıklamaktadır: “Kanun” ve “parlâmento kararı”.

“Kanun” - “Parlâmento Kararı” Ayrımı

“Kanun” ile “parlâmento kararı” arasındaki ortak nokta her ikisinin de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından kabul ediliyor olmasıdır. Bu nedenle bu iki tür hukukî işlemi birbirinden özenle ayırmak gerekir.

Pratikte bunları ayırmak kolaydır. Kanunlar Resmî Gazetede “kanun”, parlâmento kararları ise “TBMM Kararı” başlığı altında yayımlanırlar[8]. O halde yayımlandıktan sonra, bu işlemleri, kural olarak, Resmî Gazetedeki isimlerine bakarak ayırabiliriz.

Kanunlar ile parlâmento kararları arasında kabul edilme ve yayımlanma usûlleri bakımından açık seçik farklılıklar vardır. Kanunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından kabul edildikten sonra aşağıda göreceğimiz gibi yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanına sunulur. Cumhurbaşkanı, kanunları Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kez daha görüşmek üzere geri gönderebilir. Buna karşılık aşağıda göreceğimiz gibi, parlâmento kararları yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanına sunulmazlar. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı bunları bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderemez. Parlâmento kararları, doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından Resmî Gazetede “TBMM Kararı” başlığı altında yayımlanırlar.

Kanunlar ile parlâmento kararları arasındaki diğer bir fark da yargısal denetimleri açısındandır. Kanunlar Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi iken, parlâmento kararları kural olarak yargısal denetime tâbi değildirler.

Ancak yukarıdaki farklar, kabul edilmiş ve yayımlanmış kanunlar ve parlâmento kararları için geçerlidir. Yukarıda yaptığımız açıklamalar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin işine yaramaz. Zira, yukarıdaki açıklamalar ne gibi konuların “kanun”, ne gibi konuların “parlâmento kararı” ile düzenleneceğini belirtmemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ne zaman “kanun”, ne zaman “parlâmento kararı”na baş vuracaktır? Türkiye Büyük Millet Meclisi hangi işlemleri, “kanun”, hangi işlemleri ise “parlâmento kararı” ile yapacaktır? Türkiye Büyük Millet Meclisi hangi konulardaki iradesini “kanun”, hangi konulardaki iradesini ise “parlâmento kararı” şeklinde açıklayacaktır? İşte asıl sorun budur.

Çift meclisli sistemlerde bu sorulara kolay bir yanıt verilebilmektedir: İki meclisin iradesini gerektiren işlemler “kanun”, tek meclisin iradesini gerektiren işlemler ise “parlâmento kararı” şeklinde yapılacaklardır. Yani parlâmento kararları tek meclisin iradesiyle yapılan işlemlerdir[9]. Ancak bu cevabın Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi tek meclisli parlâmentolarda geçerli olamayacağı açıktır.

Kanunlar da, parlâmento kararları da, TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edildiklerine göre, bunları birbirinden organik kritere göre ayıramayız. O halde, aynı organ tarafından yapılan bu iki tür işlemi kaçınılmaz olarak maddî mahiyetlerine göre, yani içeriklerinden hareket ederek, diğer bir ifadeyle konularına göre tanımlamak zorundayız.

Kanun ile parlâmento kararları arasında kural olarak şöyle temel bir fark olduğu söylenebilir: Kanun, yasama organının “düzenleyici işlemi”, parlâmento kararı ise “bireysel işlemi”dir. Yani yasama organı, belli kişi veya somut durumlara ilişkin iradesini “parlâmento kararı” biçiminde, buna karşılık norm koyma iradesini ise “kanun” biçiminde açıkladığı söylenebilir. Ancak bunun istisnaları vardır. İçtüzük bir düzenleyici işlemdir; ama bir kanun değil, “parlâmento kararı” niteliğindedir. İdam cezalarının yerine getirilmesine Türkiye Büyük Millet Meclisi bir “parlâmento kararı” ile değil “kanun” ile karar vermektedir. İçtüzüğün bir parlâmento kararı olması, onun münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin olmasından ve bu alanlarda Meclisin yöntemsel bağımsızlığından kaynaklanmaktadır. Aşağıda Türkiye Büyük Millet Meclisinin idam cezalarını yerine getirilmesine karar verme yetkisini inceleyeceğimiz yerde göreceğimiz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetkisini aslında “kanun” değil, “parlâmento kararı” ile kullanmalıdır.

Parlâmento kararları ile kanunları bu şekilde kesin olarak ayrılamadığına göre, kanımızca, parlâmento kararlarını konuları itibarıyla tek tek belirlemek gerekir. Bu belirlemeyi biz hemen aşağıda “Parlâmento Kararları” başlığı altında yapıyoruz. Parlâmento kararları bu şekilde belirlendikten sonra, kanunları da olumsuz bir şekilde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun parlâmento kararı dışında yaptığı işlemlerdir diye tanımlayabiliriz.

II. parlâmento Kararları

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.188-198. Erdoğan Teziç, “Parlâmento Kararı ve Kanun”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1989, Cilt 5, s.121-130; Ergun Özbudun, “Parlâmento Kararları ve Yasama Meclislerinin İçtüzükleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 36, Sayı 1-4, 1979, s.3-26; Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.58-59; Teziç, Türkiye’de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavramı, op. cit., s.11-21; Teziç, Türk Parlâmento Hukukunun Kaynakları..., op. cit., s.22-25; François Boudet, “La force juridique des résolutions parlementaires”, Revue du droit public, Tome 74, Mars-Avril 1958, No 2, s.271-289.

Yasama işlemlerinin birinci türü “parlâmento kararı ”dır. Parlâmento kararına “meclis kararları” veya “TBMM Kararı ” da denmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, parlâmento kararları ancak maddî mahiyetlerine göre, yani içeriklerine göre tanımlanabilir. Fikrimizce, şu konular “kanun” ile değil, “parlâmento kararı” ile düzenlenmelidir. Diğer ifadeyle şu konularda, Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesini “kanun” biçiminde değil, “parlâmento kararı” biçiminde açıklamalıdır.

1. Yasama organının iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin olan konular.

2. Yasama organının yürütme organı ile olan ilişkileri.

3. Yasama organının yargı organı ile olan ilişkileri.

Bu üç unsuru göz önünde tutarak, parlâmento kararlarını şu şekilde tanımlayabiliriz: Parlâmento kararları, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin olarak veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin yürütme ve yargı organlarıyla ilişkileri çerçevesinde aldığı kararlardır.

Bu tanımdan açıkça görüleceği gibi, parlâmento kararları içerik olarak sınırlıdır. Her şey parlâmento kararı konusu yapılamaz. Örneğin, vatandaşlar için uyulması zorunlu, bağlayıcı, genel hukuk kuralları parlâmento kararı ile konulamaz[10]. Parlâmento kararları ile belli başlı üç grup konu düzenlenebilir. Şimdi bu üç grup konuyu örneklendirelim:

1. Yasama Organının Kendi İç Yapısına veya Çalışma Düzenine İlişkin Aldığı Parlâmento Kararları

Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin olarak istediği kararı alabilir. Yüzlerce kişiden oluşan bir kurulun çalışabilmesi için bu tür kararlar da alması gerekir. Bu kararlardan bazıları bizzat Anayasa tarafından öngörülmüştür. Diğer bazıları ise İçtüzük tarafından öngörülmüştür. Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin alabileceği kararlar bunlardan ibaret değildir. Meclisin, kendi iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin karar alma yetkisi konu itibarıyla sınırlandırılmamıştır; Meclis, kendi iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin olmak şartıyla dilediği kararı alabilmekte serbesttir[11]. Şimdi bu tür parlâmento kararlarına  örnek verelim.

Anayasa tarafından öngörülmüş parlâmento kararları:

-   Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü (m.95)

-   Yasama dokunulmazlığının kaldırılması (m. 83)

-   Milletvekilliğinin düşmesi kararı (m.84)

-   Meclisin kendi seçimlerinin yenilenmesine karar vermesi (m.77/2)

-   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkanlık Divanının seçilmesi kararı (m.95)

-   Meclisin tatile girmesi kararı (m.93/2)

-   Kapalı oturum yapılmasına ve bu oturumlardaki görüşmelerin yapılmasına ilişkin kararlar (m.97/2)

-   Bir milletvekilinin altı ayı geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca verilecek görevi kabul etmesine ilişkin kararlar (m.82/2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü tarafından öngörülmüş parlâmento kararları:

-   Açık oylama kararı (İçtüzük, m.143)

-   Gizli oylama kararı (İçtüzük, m.147)

-   Komisyonların seçilmesi kararları (İçtüzük, m.20)

2. Yasama Organının Yürütme Organı ile İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları

a) Parlâmenter Sistemin Doğasından Kaynaklanan İşlemler.- Parlâmenter hükûmet sisteminin geçerli olduğu bir ülkede, yasama organı ile yürütme organı arasında birtakım ilişkilerin olması doğal ve zorunludur[12]. Zira, böyle bir sistemde, parlâmento ile Bakanlar Kurulu arasında birtakım ilişkiler vardır. Bakanlar Kurulu parlâmentonun güvenine dayanır. Keza, parlâmento hükûmeti denetleme yetkisine sahiptir. İşte, parlâmenter bir demokraside, yasama organı yürütme organı ile olan bu ilişkileri çerçevesinde yapacağı işlemleri, bir “kanun” şeklinde değil, bir “parlâmento kararı” şeklinde yapar.

-   Bakanlar Kurulunun göreve başlaması sırasında güven oyu verilmesi kararı (m.110)

-   Gensoru veya güven istemi sonucunda Bakanlar Kurulu veya bir bakan hakkında güven veya güvensizlik kararı (m.99, 111)

-   Cumhurbaşkanının seçimi kararı (m.102)

-   Başbakan ve bakanlar hakkında meclis soruşturması açılması ve Yüce Divana sevk kararı (m.100)

-   Cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlandırılması kararı (m.105)

-   Gensorunun gündeme alınıp alınmaması kararı (m.99)

-   Genel görüşme açılması kararı (m.98)

-   Meclis araştırması açılması kararı (m.98)

b) Yürütmenin Bazı İşlemlerinin Meclisin Onayına Tâbi Tutulması.- 1982 Anayasası yürütme organının yapacağı bazı işlemleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına tâbi tutmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu onaylama işlemini de bir “kanun” şeklinde değil, bir “parlâmento kararı” şeklinde yapar. Örnek:

-   Olağanüstü hal ilân kararının onaylanması kararı (m.121/1)

-   Olağanüstü hal süresinin her defasında dört ayı aşmamak üzere uzatılması kararı (m.122/1)

-   Sıkıyönetim ilân kararının onaylanması kararı (m.122/1)

-   Sıkıyönetim süresinin her defasında dört ayı aşmamak üzere uzatılması kararı (m.122/4)

-   Kalkınma plânlarının onaylanması kararı (m.166)

Kanımızca, aşağıda kanun hükmünde kararnameleri inceleyeceğimiz bölümde ayrıca göreceğimiz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Bakanlar Kurulunun çıkardığı kanun hükmünde kararnameleri onaylama yetkisini de bir “kanun” şeklinde değil, bir “parlâmento kararı” şeklinde kullanmalıdır.

3. Yasama Organının Yargı Organıyla İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları

Modern Anayasalarda yasama organlarının yargı organları ile ilişkiler içinde bulunduğu gözlemlenmektedir. Birçok Avrupa ülkesinde yasama meclisleri, anayasa mahkemelerine veya yüksek hakimler kurullarına üye seçmektedir. 1961 Anayasamızda bunun örneklerine rastlanıyordu. Örneğin Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu, Yüksek Hakimler Kuruluna üçer üye seçiyorlardı (61AY, m.143 [ilk şeklî]). Keza, Anayasa Mahkemesine Millet Meclisi üç, Cumhuriyet Senatosu ise iki üye seçiyordu (61AY, m.145). İşte yasama meclisleri bu tür üye seçme yetkilerini, bir “kanun” ile değil, bir “parlâmento kararı” ile kullanırlar. 1982 Anayasasında yasama meclisinin yargı organlarına üye seçme yetkisi tanınmamıştır. O nedenle bu tür parlâmento kararlarına 1982 Anayasasından örnek veremiyoruz.

Bununla birlikte şu örneğe de değinmek uygun olur: 1982 Anayasası değil; ama 832 sayılı Sayıştay Kanununun 1 Kasım 1990 tarih ve 3677 sayılı kanun ile değişik 6’ncı maddesi, Sayıştay üyelerinin, Sayıştay Genel Kurulunca her boş yer için belirlenecek üçer aday arasından TBMM Plân ve Bütçe Komisyonu tarafından seçilmesini ve bu seçimlere ilişkin Komisyon kararının TBMM Genel Kurulu tarafından onaylanmasını ve eğer onaylamanın iki ay içinde tamamlanmaması halinde Komisyon kararının kesinleşmiş sayılacağını hükme bağlıyordu[13]. TBMM Genel Kurulunun bu onama kararı bir “parlâmento kararı” niteliğindedir. Dolayısıyla, Sayıştaya üye seçimi kararları bir parlâmento kararı olmaları dolayısıyla yargısal denetime tâbi değildir.

Diğer yandan 1982 Anayasasının 87’nci maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin “mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek” yetkisi vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetkisini uygulamada “parlâmento kararı ” ile değil, “kanun” ile kullanmaktadır. Aşağıda TBMM'nin görev ve yetkilerini inceleyeceğimiz onüçüncü bölümde ayrıca açıklayacağımız gibi, kanımızca, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetkisini “kanun” ile değil, “parlâmento kararı” ile kullanmalıdır. Ancak bu yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisi “parlâmento kararı” ile kullansa bile, bu parlâmento kararını, yasama organının yargı organı ile olan ilişkileri çerçevesinde alınan bir parlâmento kararı olarak nitelendirmek oldukça güçtür. Türkiye Büyük Millet Meclisinin burada yargı yetkisinin kullanılmasına katıldığı söylenemez. Sadece, hükümranlık yetkilerinin bir kalıntısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine tanınmış bir yetkidir.

4. Yasama Organının Sui Generis Parlâmento Kararları

Yukarıda üç türe de girmeyen Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı parlâmento kararları da vardır. Örnekler:

-   Savaş ilânı kararı (m.92)

-   Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verilmesi kararları (m.92)

Bu yetkileri Anayasa doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yetkilerini bir “kanun” ile değil, bir “parlâmento kararı” ile kullanabilir.

5. Yeni Bir Tür Parlâmento Kararı: Yasama Organının Bağımsız
İdarî Otoritelere Üye Seçme Kararları
 

Günümüzde, sermaye piyasası, rekabet, iletişim, haberleşme gibi kamusal hayatın bazı hassas alanlarında hem düzenleyici, hem de denetleyici işlevlere sahip, kendilerine “bağımsız idarî otoriteler (autorités administratives indépendantes, independant agencies, quasi autonomous non governamental organisations)” denen idarî kuruluşlar ortaya çıkmıştır[14]. Bu kuruluşlar merkezî idare karşısında belli ölçüde bağımsız kuruluşlardır. Bu kuruluşların bağımsızlığını sağlamak amacıyla, üyelerinin seçiminde de usûller uygulanmaktadır. Bunların bazılarının üyelerinin tamamını veya bir kısmını seçme yetkisi yasama meclislerine verilmektedir. Ülkemizde, mevcut olan üç bağımsız idarî otoriteden (SPK, RTÜK ve Rekabet Kurulu) biri olan Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna üye seçme yetkisi 3984 sayılı Kanunun 6’ncı maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, RTÜK üyelerini seçme yetkisini  bir “kanun” ile değil, bir “parlâmento kararı” ile kullanır. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin RTÜK’e üye seçme kararı bir “parlâmento kararı”dır. Dolayısıyla, bu kararlar da parlâmento kararının hukukî rejimine tâbidir. Örneğin bu kararların yargısal denetimi mümkün değildir.

Olumsuz Şart.- Konu bakımından bir olumsuz şart olarak şunu belirtebiliriz ki, parlâmento kararı ile vatandaşlar için uyulması zorunlu hukuk kuralları konulamaz. Vatandaşların temel hak ve özgürlükleri parlâmento kararı ile düzenlenemez. Bu temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören Anayasanın 13’üncü maddesine aykırı olur[15].

 - “Parlâmento Kararı” Biçiminde Yapılması Gereken Bir İşlem “Kanun” Biçiminde Yapılabilir mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi, “parlâmento kararı” biçiminde yapılması gereken bir işlemi, “kanun” biçiminde yapabilir mi? Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığını (m.83) parlâmento kararı yerine kanunla kaldırabilir mi? Meclis, bir üyenin milletvekilliğinin düşmesine (m.84) kanunla karar verebilir mi? Meclis, kendi seçimlerinin yenilenmesine (m.77/2) parlâmento kararı yerine kanunla karar verebilir mi? Meclis, Başkanını (m.95) kanunla seçebilir mi? Meclis, Bakanlar Kuruluna olan güvenini (m.110) kanun biçiminde açıklayabilir mi? Meclis, Bakanlar Kurulu veya bir bakan hakkında bir kanunla güvensizlik kararı (m.99, 111) verebilir mi? Meclis, bir kanunla Cumhurbaşkanı seçebilir (m.102) mi? Meclis, olağanüstü hal ilân kararını (m.121/1) bir kanunla onaylayabilir mi?

Kanımızca bu sorulara olumsuz yanıt vermek gerekir. Zira, bizim yukarıdaki açıklamalarımıza göre, yasama işlemlerinin yürütme ve yargı işlemlerinden ayrımı konusunda şeklî kriter geçerli olmakla birlikte, yasama işlemlerinin kendi içinde parlâmento kararı ve kanun şeklinde ayrımı bakımından maddî kriter geçerlidir. Yukarıda saydığımız konulardaki işlemler, kanun ile değil, parlâmento kararı ile yapılmalıdır. Örneğin, yasama dokunulmazlığının kaldırılması (m.83), milletvekilliğinin düşmesi (m.84), seçimlerin yenilenmesi (m.77/2), Cumhurbaşkanının seçimi (m.102), TBMM Başkanının seçimi (m.95), Bakanlar Kuruluna güven oyu verilmesi (m.110), olağanüstü hal ilân kararının onaylanması (m.121/1) gibi işlemleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kanunla değil, parlâmento kararı ile yapmalıdır.

Fakat Anayasa Mahkemesi aksi kanaattedir. Anayasa Mahkemesine göre,

“yasama organı, Anayasa’nın kararla düzenleneceğini öngördüğü konularda dahi kanunla düzenlemeler yapabilir. Buna Anayasa açısından bir engel yoktur. Karar konusunun kanunla düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık veya yasamanın o konuda yetkisizliği sonucunu doğurmaz”[16].

Bu karara konu teşkil eden olayda, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerin yenilenmesine “parlâmento kararı” ile karar vermesi gerekirken, “kanun” (17 Ekim 1987 tarih ve 3404 sayılı Kanun) ile karar vermiştir. Bu Kanun hakkında açılan iptal davasında, davacı, TBMM'nin seçimlerin yenilenmesi konusundaki iradesini, “kanun” değil, “parlâmento kararı” biçiminde açıklaması gerektiğini iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi bu iddiayı yukarıdaki gerekçeyle reddederek, seçimlerin yenilenmesi konusundaki işlemin “parlâmento kararı” ile değil, “kanun” ile de yapılabileceğine karar vermiştir.

Kanımızca, Anayasada belirtilen konularda Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesini parlâmento kararı ile açıklamak zorundadır. Anayasanın “parlâmento kararı” ile açıklanmasını istediği bir iradenin “kanun” biçiminde açıklanması Anayasaya aykırılık teşkil eder. Anayasaya aykırı olan bir kanunu ise, önüne geldiğinde Anayasa Mahkemesi iptal etmelidir.

Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın kararla düzenleneceğini öngördüğü konuların kanunla düzenlenmesinin o konuda yasama organının yetkisizliği sonucunu doğurmadığı yolundaki gerekçesi isabetsizdir. Şüphesiz ki, böyle bir konuda yetkili olan yürütme veya yargı organı değil, yasama organıdır. Burada tartışılan şey, yasama organının yetkili olup olmadığı değil, yasama organının bu yetkisini hangi biçimde kullanacağı sorunudur. Kanımızca, Anayasada “parlâmento kararı” ile düzenlenmesi öngörülen konuların, “kanun” ile düzenlenmesi, o kanunun Anayasaya aykırı olması sonucunu doğurur.

Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki gerekçesine katılarak, “karar konusu kanunla düzenlen siyasal eğilim de olur, bir şey fark etmez” denemez. Çünkü, “parlâmento kararı” şeklinde yapılan bir işlem doğrudan doğruya ve sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir işlemidir. Bu işlem üzerinde Cumhurbaşkanının yayımlama veya geri gönderme yetkisi yoktur. Keza parlâmento kararı biçimindeki bir işlem, Anayasa Mahkemesinin denetimine de tâbi değildir. Oysa “parlâmento kararı” biçiminde değil, “kanun” biçiminde yapılırsa aynı işlem, Cumhurbaşkanının yayımına tâbi olacak, Cumhurbaşkanı bu işlemi tekrar görüşülmek üzere Meclise geri gönderebilecek ve keza bu işlem Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi olabilecektir. Seçimlerin yenilenmesi, Bakanlar Kuruluna güven oyu verilmesi gibi saf siyasî konularda Meclisin iradesini Cumhurbaşkanının ve Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi tutmanın bir mantığı olmadığı gibi, demokrasi bakımından sakıncası vardır.

B. Parlâmento Kararlarının Kabulü ve Yayımlanması Usûlü

Parlâmento kararları, bir Genel Kurul kararıdır. TBMM Başkanlığı Kararları veya Başkanlık Divanı kararları bir “parlâmento kararı” değildir. Keza, Komisyon kararları da bir “parlâmento kararı” değildir. Şüphesiz parlâmento kararları ilk önce ilgili komisyonda görüşülür ve hazırlanır. Ancak bunların Genel Kurul tarafından kabul edilmeleri gerekir. Anayasa Mahkemesi de K.1991/21  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları... yasama meclislerine bağlı olup aslî yetkileri yoktur. Bunların temel görevi Meclislere yardımcı olmaktır... Kısacası komisyonlar, yasama meclislerinde genel kurullarında görüşülecek metinleri hazırlamak ve bunlarla ilgili çalışmaları yapmakla görevli kuruluşlardır... TBMM Komisyonlarının, çalışmalarının, yasa tasarısı ve tekliflerini Meclis Genel Kurulu adına inceleyerek bu konudaki düşüncelerini belirtmekten ibarettir... Sayıştay ile ilgili seçimler TBMM'nin istisnaî olarak kullandığı ve maddî anlamda, idarî nitelikte olan bir yetkidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait bir yetki Bütçe Komisyonu dahil hiçbir Meclis Komisyonunca kullanılamaz”[17].

Parlâmento kararlarının ilgili komisyonda görüşüldükten sonra Genel Kurulda oylanmaları gerekir. Bunlar bir kanun olmadıklarına göre, Cumhurbaşkanı tarafından “yayımlanmaya” tâbi değildir. Dolayısıyla parlâmento kararlarını Cumhurbaşkanı bir kez daha görüşmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderemez. Bu kararlar, Resmî Gazetede doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından yayımlanırlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 182’nci maddesinin ikinci fıkrası, Meclis kararlarından hangilerinin Resmî Gazetede yayımlanacağının Başkanlık Divanının hazırlayacağı bir yönetmelikle belirtileceğini öngörmüştür. Yine aynı maddenin ilk fıkrasına göre, Meclis kararları Resmî Gazetede yayımlanmakla yürürlüğe girerler. Kararın kendi metninde ileriye ait başkaca bir yürürlük tarihi de gösterilebilir.

C. Parlâmento Kararlarının Yargısal Denetimi Sorunu

Parlâmento kararlarının ne Anayasa Mahkemesi, ne de idarî yargı organları (Danıştay veya idare mahkemeleri) tarafından denetlenmesi mümkündür.

1. Parlâmento Kararları Anayasa Mahkemesi Tarafından
Denetlenemezler

Anayasamız parlâmento kararlarını Anayasa Mahkemesinin denetimine üç istisna dışında tâbi tutmamıştır. Bu istisnalar Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, dokunulmazlığın kaldırılması kararı ve milletvekilliğinin düşmesi kararıdır. Bu üç tür parlâmento kararının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebileceği Anayasanın 85 ve 148’inci maddelerinde açıkça belirtilmiştir.

Anayasada diğer parlâmento kararlarının denetlenebileceğine ilişkin bir hüküm yoktur. O halde yukarıda belirtilen üç parlâmento kararı dışında kalan parlâmento kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi imkansızdır. Zira, kamu hukukunda, kamu makamları, kendilerine anayasa ve kanunlar tarafından verilmiş yetkileri kullanırlar. Bu organların kendilerinden kaynaklanan genel bir yetkileri yoktur. Bunlar verilmiş, tevcih edilmiş yetkilerdir. Böyle bir yetki verilmemiş ise, bir kamu hukuku organının bir kamusal yetkiyi kullanması mümkün değildir. O nedenle, Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen üç karar dışında parlâmento kararlarını denetleyemez. Keza, bu üç kararı denetleme yetkisi, genel kural olan denetleyememe ilkesine bir istisna teşkil ettiğinden, bu istisnalar da dar yorumlanır. Bilindiği gibi, istisnaî hükümlerin dar yoruma tâbi tutulması hukukta genel bir yorum ilkesidir. Yani Anayasa Mahkemesi bu konuda genişletici yorum yaparak Anayasanın öngörmediği parlâmento kararlarını denetler hale gelemez. Buna göre örneğin, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükûmete verdiği güven veya güvensizlik kararını (m.99, 111); Cumhurbaşkanının seçilmesi kararını (m.102), savaş ilânı kararını (m.92), Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi kararını (l92), olağanüstü hal ilân kararının onaylanması kararını (m.122/1), sıkıyönetim ilân kararını onaylanması kararını (m.122/1), sıkıyönetim halinin uzatılması kararını (m.122/4), kalkınma plânlarının onaylanması kararını (m.166) denetleyemez.

2. Parlâmento Kararları Danıştay veya İdare Mahkemeleri
Tarafından da Denetlenemez

İçtüzük, dokunulmazlığın kaldırılması kararı ve milletvekilliğinin düşmesi kararları dışında kalan parlâmento kararları, sadece Anayasa Mahkemesi tarafından değil, idare mahkemeleri veya Danıştay tarafından da denetlenemez. Çünkü, idare mahkemeleri ve Danıştayın yetkili olabilmeleri için ortada bir “idarî eylem veya işlem” olması gerekir. Anayasanın 125’inci maddesi, “idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır”tır demektedir. Ancak ortada bir “idarî” işlem veya eylem yoksa, idarî yargının denetleyebileceği bir işlem de yoktur. Parlâmento kararlarının ise birer idarî işlem olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Gerçekten de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi iç düzenine ve iç işleyişine ilişkin yaptığı işlemlerin bir “idarî işlem” olarak kabul edilmesine imkân yoktur; zira Türkiye Büyük Millet Meclisi, “idare organı” değil, “yasama” organıdır ve bu işlemleri de “yasama fonksiyonu” dolayısıyla yapmaktadır. Diğer yandan Türkiye Büyük Millet Meclisinin yürütme organıyla ilişkileri çerçevesinde yaptığı işlemler de “idarî fonksiyon” kavramının içine girmezler. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yargı organıyla olan ilişkileri çerçevesinde yaptığı işlemler de idarî fonksiyon kavramının içine girmez. Türkiye Büyük Millet Meclisinin sui generis parlâmento kararları (Savaş ilânı kararı (m.92) ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verilmesi kararları (m.92) da bir idarî karar değildir. Nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisinin RTÜK’e üye seçme kararı da bir idarî karar değildir. O halde, bir idarî eylem ve işlem niteliğinde olmayan parlâmento kararlarının idarî yargının denetimine tâbi olduğunu iddia etmek mümkün değildir.

3. Bir Örnek: Sayıştaya Üye Seçilmesine  İlişkin TBMM'nin 12 Kasım 1985 Tarih ve 27 Sayılı Kararının Yargısal Denetimi Sorunu

Parlâmento kararlarının idarî yargı tarafından denetlenip denetlenemeyeceği sorunu Türkiye’de 1985 yılında ortaya çıkmıştır. 7 Mart 1985 tarih ve 3162 sayılı Kanun ile 832 sayılı Sayıştay Kanununa eklenen bir geçici madde ile boş bulunan üyeliklere atama yetkisi, bir defaya mahsus olmak üzere Sayıştay Genel Kurulundan alınarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Plân ve Bütçe Komisyonuna verildi. Plân ve Bütçe Komisyonu, 9 Kasım 1985 günü kendisine yapılan 204 başvuru arasından 21 adayı belirledi. Bu 21 kişi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 12 Kasım 1985 tarih ve 27 sayılı Karar ile onaylandı[18]. Bu onama kararı, kanımızca bir “parlâmento kararı” niteliğindedir ve bu nedenle ne Anayasa Mahkemesi, ne de idarî yargı yerleri tarafından denetlenebilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Kasım 1985 tarih ve 27 sayılı Kararının iptali istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80 üyesi Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Anayasa Mahkemesi bu iptal istemini ilk inceleme safhasında K.1986/1  sayılı Kararı  ile görevsiz olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme şöyle demiştir:

“Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri genel olarak Anayasanın 148. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler... Bunun dışında Anayasanın 85. maddesi uyarınca yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ve üyeliğin düşmesine ilişkin T.B.M.M. Kararları da Anayasanın denetim alanındadır... Dava konusu karar... İçtüzük hükmü niteliğinde bulunmadığı gibi, Anayasa’nın istisnaî olarak denetimini Anayasa Mahkemesi’ne verdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarından da değildir. Bu itibarla iptal davasının Anayasa Mahkemesinin görevsizliği nedeniyle reddine... 20/1/1986 günü oybirliğiyle karar verildi”[19].

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üye seçilemeyen adaylar idare mahkemesine başvurdular. Ankara Altıncı İdare Mahkemesi 25 Mart 1987 günlü verdiği karar  ile söz konusu kararı tesis eden makamın bir idarî makam olmaması nedeniyle idarî bir işlem olarak nitelendirilemeyeceğine ve dolayısıyla yetkisiz olduğuna karar verdi ve bu karar Danıştay Beşinci Dairesi tarafından 16 Aralık 1987 tarih ve K.1987/1783 sayılı Kararla onan[20].

Erdoğan Teziç , Sayıştaya üye seçilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Kasım 1985 tarih ve 27 sayılı Kararının idarî nitelikte bir işlem olduğu ve idarî yargı tarafından denetlenmesi gerektiğini düşünmektedir[21].

Kanımızca, yukarıda açıkladığımız gibi burada bir “idarî işlem” değil, bir “parlâmento kararı” vardır ve bu karar, ne Anayasa Mahkemesi tarafından ne de idarî yargı organları tarafından denetlenebilir. Olaya ilişkin, Anayasa Mahkemesi, İdare Mahkemesi ve Danıştay kararları doğrudur.

4. Parlâmento Kararlarının Yargı Denetimi Dışında Kalması
Sakıncalı mıdır
?

Parlâmento kararlarının yargı denetimi dışında bırakılmasını hukuk devleti açısından sakıncalı görüp eleştirenler vardır. Ancak, kanımızca Ergun Özbudun’un  isabetle belirttiği gibi, İçtüzük, yasama dokunulmazlığının kaldırılması ve milletvekilliğinin düşmesi kararları dışında parlâmento kararlarının yargı denetimine tâbi tutulmamış olmasını, “hukuk devleti açısından önemli bir sakınca olarak görmek abartılıdır”[22]. Bir kere, parlâmento kararları ile, vatandaşlar için uyulması zorunlu, bağlayıcı, genel hukuk kuralı konulamayacağı unutulmamalıdır[23]. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu nitelikteki bir işlemi, Anayasa Mahkemesinin denetiminden kaçırmak amacıyla, “kanun” değil de, “parlâmento kararı” adı altında yapmış olsa da, istediği sonucu elde edemeyecektir[24]. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisince bir işlemin şu ya da bu şekilde nitelendirilmiş olmasıyla kendisini bağlı görmemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin vatandaşlar için bağlayıcı kural getiren “karar” başlığı altında yaptığı işlemi, Anayasa Mahkemesi “kanun” niteliğinde sayarak denetleyebilecektir[25].

Anayasa Mahkemesi bu konuya 22 Şubat 1977 tarih ve K.1977/14 sayılı kararıyla açıklık getirmiştir. Bu davaya konu teşkil eden olayda, Millet Meclisi milletvekillerinin ödenek ve yolluklarını bir “Genel Kurul kararı” ile saptamıştır. Anayasa Mahkemesi Millet Meclisinin bu “Genel Kurul kararı”nı şu gerekçeyle iptal etmiştir:

“Yasama Meclislerinin Anayasada öngörülenler dışındaki adlar altında ve başka yöntemler uygulanmak suretiyle oluşturulan (işlemlerin)... Anayasa Mahkemesinin görev alanına girip girmediğinin tayininde, meydana getirilen metin veya belgenin oluşturulmasında uygulanan yöntemin ve içeriğinin niteliği üzerinde durulması, değer ve etkisinin belirlenmesi ve bu açıdan Anayasaca denetimime tâbi tutulan işlemlerle eşdeğerde ve etkide ise denetime bağlı olacağının kabul edilmesi zorunludur... Yasama Meclislerince kabul edilen bu metnin adı ‘Kanun’ olmasa ve metnin oluşturulmasında uygulanan yöntem, kanunlar için Anayasada öngörülmüş bulunan yönteme uymasa bile, eğer içeriğinde kanun hükmü ve değer ve etkisinde kimi kurallar konulmakta ise, bu metnin adı ‘Kanun’ olmamasına rağmen kanun niteliğinde düzenleme sayılarak Anayasa Mahkemesinin denetimine bağlı tutulması zorunludur”[26].

Bu gerekçeyi ileri sürdükten sonra Anayasa Mahkemesi, Millet Meclisi Genel Kurulunun söz konusu kararının “kanun değer ve etkisinde kimi kurallar meydana getirdiği” kanaatine vararak denetlemiş ve neticede Kararı iptal etmiştir:

“Karar içeriğindeki kurallar, yasama Meclisince kabul edildiği ve uygulamaları zorunlu bulunduğu için kanun kurallarına eş değer ve etkidedir. Şu halde bu karar, adı kanun olmamakla beraber, yasama meclisince yapılmış kanun niteliğinde bir düzenlemedir... Böyle bir düzenleme ancak yasa ile ve yasalar için Anayasada konulmuş bulunan yöntemlere uyularak yapılabilir”[27].

Bununla birlikte çeşitli parlâmento kararlarının yargısal denetime tâbi olup olmamasını tek tek incelemek uygun olur.

a) Yasama Organının Kendi İç Örgütlenişi ve Çalışma Düzenine İlişkin Parlâmento Kararları

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi iç örgütlenişi ve çalışma düzenine ilişkin parlâmento kararlarının bir kısmı (İçtüzük, yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararı ve milletvekilliğinin düşmesi kararı) zaten Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbidir. Diğerlerinin (Meclisin kendi seçimlerinin yenilenmesine karar vermesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkanlık Divanının seçilmesi kararı, komisyonların seçilmesi kararları, Meclisin tatile girmesi kararı, kapalı oturum yapılmasına ve bu oturumlardaki görüşmelerin yapılmasına ilişkin kararlar) ise yargı denetimi dışında kalmasının vatandaşların temel hak ve özgürlükleri bakımından hiçbir sakıncası olmaz. Kaldı ki, bu işlemler, saf siyasal nitelikte işlemlerdir. Bu işlemlerin hukukîlik denetimi hiçbir şekilde mümkün değildir. Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine dair parlâmento kararları Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemez[28]. Erken seçimlere gidilip gidilmemesi, hukukî değil siyasî bir sorundur. Böyle bir sorun münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirindedir. Erken seçimlere gidilip gidilmemesinde hukuk devleti bakımından bir sakınca olduğunu da düşünmek mümkün değildir.

Özetle, parlâmento kararlarının önemli bir kısmının, mahiyetleri gereği, kişi haklarını etkilemeyeceği açıktır[29]. Kişi haklarını etkilemeyen hukukî işlemlerin yargı denetimine tâbi tutulmasını şart koşmanın bir anlamı yoktur.

b) Yasama Organının Yürütme Organı ile Olan İlişkileri Çerçevesinde Aldığı Parlâmento Kararları

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yürütme organıyla olan ilişkileri çerçevesinde aldığı parlâmento kararları (örneğin güven veya güvensizlik kararı[30], Cumhurbaşkanının seçimi kararı, meclis araştırmasının açılıp açılmaması kararı, genel görüşmenin açılıp açılmaması kararı, meclis soruşturmasının açılıp açılmaması kararı[31], Başbakanın veya bir bakanın Yüce Divana sevk edilip edilmemesi kararı, gensorunun gündeme alınıp alınmaması kararı, vs.) mahiyetleri gereği siyasal tercih ve takdire dayandığından, bunların yargı denetimine tâbi olmamaları doğaldır[32]. Bu tür parlâmento kararının yargı organları tarafından denetlenmesi kanımızca kuvvetler ayrılığı teorisiyle de bağdaşmaz niteliktedir.

c) Savaş İlânı, Silahlı Kuvvetlerin Yabancı Ülkelere Gönderilmesine İzin Verilmesi Yolundaki Parlâmento Kararları

Savaş ilânı, silahlı kuvvetlerin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verilmesi yolundaki parlâmento kararları hakkında da aynı şey söylenebilir[33]. Bunlar da siyasal nitelikte kararlardır. Anayasa Mahkemesi bu nitelikte bir kararın nesini denetleyecektir? Ülkenin savaşa girip girmeyeceğine Anayasa Mahkemesi mi, yoksa halkın seçtiği parlâmento mu karar verecektir?

Bu sorun Anayasa Mahkemesinin önüne “Körfez Krizi Sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye’de Bulunmasına Anayasanın 82’nci Maddesi  Uyarınca İzin Verilmesine Dair” 1 Eylül 1990 tarih ve 108 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı nedeniyle gelmiştir. Bu Kararın Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Sosyal Demokrat Halkçı Parti Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Anayasa Mahkemesi bu dava üzerine yaptığı ilk incelemede, K.1990/24  sayılı Kararı ile yetkisiz olduğuna oy çokluğuyla karar vermiştir[34]. Mahkeme, ilkönce kendisinin denetleyebileceği hukukî işlemleri belirleyen Anayasa kurallarını (m.148 ve 85) hatırlattıktan sonra[35] şu tespiti yapmıştır:

“Anılan hükümlerden de anlaşılmaktadır ki, Anayasanın 85. maddesindeki yasama dokunulmazlığının kaldırılması veya üyeliğin düşmesine ilişkin ayrık kural dışında, Anayasa’da TBMM'nin ‘karar’ niteliğindeki işlemlerini anayasal yargı denetimine tâbi tutan, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’ne bu alanda görev veren açık bir düzenleme yoktur”[36].

Anayasa Mahkemesi bu saptamayı yaptıktan sonra, anılan kararın “Anayasa Mahkemesinin biçim ve öz yönünden denetleyeceği Anayasanın 148. maddesinde sayılan düzenlemelerden ya da nitelik ve içerik yönünden bunlara benzeyen metinlerden görülmediğinden iptal isteminin REDDİNE” karar vermiştir[37].

Buna karşılık Anayasa Mahkemesi 14 Mayıs 1996 tarih ve K.1996/15  sayılı Kararıyla Anayasanın 92’nci maddesine göre, “Çekiç Güç ”ün görev süresinin uzatılmasına ilişkin Meclis kararının “eylemli bir içtüzük ” düzenlemesi niteliğinde görerek iptal etmiştir[38]. Kanımızca bu karar, tümüyle yanlıştır. Bu karar “eylemli bir içtüzük” düzenlemesi niteliğinde değildir. Bir parlâmento kararı olarak ise Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi bulunmamaktadır.

d) Olağanüstü Hal ve Sıkıyönetim İlânının Onaylanması Kararları

Kişi haklarını etkileyebilecek nitelikte görülebilecek olan, olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararlarının onaylanmasına dair parlâmento kararlarının yargı denetimi dışında bırakılmasının sakıncalı olup olmadığını özellikle tartışmak gerekir.

Erdoğan Teziç , olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararlarının onaylanmasına dair parlâmento kararlarını kanun niteliğinde görmekte ve bu kararların Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebileceğini savunmaktadır[39].

Teziç’e göre, olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararlarını

“onaylayan TBMM kararı, aslında TBMM'nin Bakanlar Kurulu ile olan ilişkilerinden çok üstünde, hatta tamamen kişi hakları ve hürriyetleri ile ilgili olduğundan, kanun niteliğindedir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesi onaylama kararının dayandığı sebepleri araştırabilir... Zira, Anayasa koyucusunun, sıkıyönetim ilân kararını ve onaylanmasını belli sebeplere dayaması, bunun kötüye kullanılmasını önlemek içindir. TBMM'nin onaylama kararının denetimsiz kalacağını kabul etmek, 124’üncü maddede[40] belirtilen sebepleri hiçe indirmekten başka bir anlam taşımayacaktır”[41].

1982 Anayasası döneminde de Erdoğan Teziç yine aynı görüşü savunmaktadır. Yazara göre,

“Anayasada öngörülen... olağanüstü hal (m.121), sıkıyönetim ilânı(nın) (m.122)... TBMM tarafından onaylanmaları, maddî açıdan parlâmento kararlarının tipik özellikleri dışındadır. Bu konudaki işlemler vatandaşların hukukunu ilgilendirmeleri, Anayasa ve Kanunlarla öngörülen ve düzenlenen temel hak ve hürriyetleri -geçici bir süre için de olsa- kısıtladığı ya da kaldırdığı için TBMM'nin yetkilerinden sayılmıştır. Ancak, 1961 Anayasasında olduğu gibi, 1982 Anayasası düzeninde de vatandaşları ilgilendiren konularda, TBMM iradesini bir ‘karar’ ile değil, fakat kanun ile yapmak zorundadır. Bu bakımdan, söz konusu onaylama yetkilerinin kullanılmasında ‘karar’ olarak adlandırılan işlemler aslında kanun niteliğindedir”[42].

Kanımızca, Erdoğan Teziç’in görüşüne katılmak mümkün değildir. Zira, Ergun Özbudun’un belirttiği gibi[43], burada iki ayrı hukukî işlem vardır. Bunlardan birincisi, organik bakımından bir idarî işlem olan olağanüstü hal veya sıkıyönetimin ilânına dair Bakanlar Kurulu kararı, ikincisi ise, bu kararın onaylanmasına dair Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıdır. Bir idarî işlem olan olağanüstü hal veya sıkıyönetimin ilânına dair Bakanlar Kurulu kararlarının idarî yargı (Danıştay) denetimine tâbi olup olmaması ayrı bir sorundur; biz bu sorunu ileride olağanüstü hal rejimlerini inceleyeceğimiz bölümde tartışacağız. Burada bizi ilgilendiren şey, bu Bakanlar Kurulu kararlarının onaylanmasına dair olan Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip denetlenemeyeceği sorunudur. Kanımızca, Anayasa Mahkemesinin denetleyebileceği metinler Anayasanın 148’inci maddesinde sayıldığına ve orada olağanüstü hal veya sıkıyönetimin ilânının onaylanmasına dair Türkiye Büyük Millet Meclisi kararları sayılmadığına göre, bu kararların Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesine hukuken olanak yoktur. Anayasa Mahkemesi de, bu yönde açılan bir davayı kendi görev alanında görmeyerek reddetmiştir. Anayasa Mahkemesine göre,

“sıkıyönetim kararını, anayasal hak ve özgürlükleri kendiliğinden kısıtlayan ve onları belli bir süre askıya alan bir işlem olarak değil de, Anayasanın 124’üncü maddesinin son fıkrasında açıklanan... kanunun ülkenin bir bölgesinde veya tümünde uygulama alanına konulması tasarrufu olarak nitelendirmek daha yerinde olur”[44].

Anayasa Mahkemesi söz konusu kararda, sıkıyönetimin onaylanması işlemini, kanun niteliğinde görmeyerek, bu işlemi denetlemeye yetkisi olmadığına karar vermiştir. Ergun Özbudun, Anayasa Mahkemesinin bu kararını yerinde görmektedir. Yazarın isabetle belirttiği gibi, “olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı, ya da bunların onaylanması işlemleri, doğrudan doğruya vatandaşlar için uyulması zorunlu hukuk normları yaratan işlemler değildir”[45]. Bu ilân ve onay işlemleriyle, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin nasıl sınırlandırılacağını, nasıl durdurulacağını veya vatandaşlara ne gibi yükümlülükler yükleneceğini gösteren olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanunlarının ülkenin tümü veya bir bölümü için belli bir süreyle uygulanmaya konur[46]. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim dönemlerinde, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini sınırlandıran şey, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilânı kararı veya bunların onaylanmasına dair parlâmento kararları değil, bizatihi olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanunlarıdır. Bu kanunlar ise esas ve şekil bakımından Anayasa Mahkemesi denetimine tâbidiler. Bu kanunlarda, Anayasaya aykırı bir şekilde temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran bir hüküm varsa, bu hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebilecektir. Dolayısıyla, olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararlarını onaylayan parlâmento kararlarının vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırdığından bahsetmek isabetsizdir[47].

Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi 14 Mayıs 1996 tarih ve K.1996/14  sayılı Kararıyla Anayasanın 121’inci maddesi uyarınca, olağanüstü halin uzatılmasına ilişkin TBMM kararını “eylemli bir içtüzük ” düzenlemesi niteliğinde görerek iptal etmiştir[48].

e) Kalkınma Plânlarının Onaylanması Kararı

Kalkınma plânlarının onaylanması kararı (m.166) da bir parlâmento kararı olduğuna göre, Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemez. Erdoğan Teziç  yukarıdaki aynı gerekçe ile kalkınma plânlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmalarını da kanun niteliğinde görmekte ve Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebileceğini savunmaktadır[49]. Kanımızca, Ergun Özbudun’un  isabetle belirttiği gibi, bu tür plânların[50] da, “özel kişileri bağlayıcı haklar ve yükümlülükler yaratıcı nitelikte olduğu söylenemez”[51]. Anayasa Mahkemesi de 1961 Anayasası döneminde bu yönde karar vermiştir. Mahkemeye göre,

“plân, yayım meclislerinden geçmekle birlikte kanun niteliğinde olmadığı için herhangi bir kimseye doğrudan doğruya bir ödev yükleyemez ve yürürlükte bulunan kanunları değiştirici bir etkiden yoksundur”[52].

Özetle, kalkınma plânları, kişileri bağlayıcı emredici hükümler değil, “temenni” ve “direktifler” içermektedir. Ergun Özbudun’un belirttiği gibi, bu temenni ve direktifler, uygulanabilmek için ayrıca bir kanuna veya idarî işleme ihtiyaç gösterirler. Bu işlemlerin de ilgili yargı organlarınca denetlenebileceği kuşkusuzdur[53].

* * *

Sonuç olarak, içtüzük, yasama dokunulmazlığının kaldırılması ve milletvekilliğinin düşmesi kararları hariç, parlâmento kararlarının yargısal denetime denetimine tâbi olmadığını söyleyebiliriz. Anayasa Mahkemesi Anayasa tarafından kendisine açıkça verilen yetkileri kullanan bir organıdır. Hangi metinleri denetleyebileceği Anayasada belirtilmiştir. Hiçbir kamu hukuku organı Anayasanın kendisine verdiği yetkilerin dışında bir yetki kullanamaz. Kamu hukuku organlarının yetkileri genel yetkiler değildir. Bunlar “verilmiş yetkiler”dir ve verildikleri miktarla sınırlıdırlar. Bu yetkiler yorum yoluyla veya bir başka yolla genişletilemez. Parlâmento kararları idarî yargı organları tarafından da denetlenemez. Zira bunlar bir “idarî işlem” niteliğinde değildir.

Kanımızca, parlâmento kararlarının yargı denetimi dışında bırakılması isabetlidir de. Zira parlâmento kararlarının önemli bir kısmı parlâmentonun iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkindir. Diğer bir kısmı ise Türkiye Büyük Millet Meclisi ile yürütme organı arasındaki ilişkilere ilişkindir. Siyasal nitelikte olan bu ilişkilerin zaten hukukîlik kontrolünün yapılması mümkün değildir.

Parlâmento kararlarının yargı denetimin dışında kalmasının hukuk devleti açısından sakıncalı bulunması da mümkün değildir. Zira yukarıda gösterdiğimiz gibi parlâmento kararları kişilere yükümlülük getirici nitelikte değildir. Aslında, parlâmento kararlarının da yargı denetimine tâbi tutulması gerektiği iddiası, tüm kamu hukuku işlemlerinin yargı denetimine tâbi tutulması gerektiği yolundaki yanlış düşünceden kaynaklanmaktadır. Hiçbir zaman “kamu hukuku işlemleri alanı” ile “yargı denetimi alanı” birbiriyle tam örtüşmez. Anayasa yargısı ve idarî yargı organlarının yetkisi “verilmiş” bir yetkidir. Yani bu tür yargı organlarının denetim alanının sınırları çizilmiştir. Bu denetim alanı genellikle kamu hukuku işlemlerinin önemli bir kısmını içine alır. Ama hiçbir zaman kamu hukuku işlemlerinin tümünü içine almaz. Diğer bir ifadeyle, “yargı denetimi alanı” ile “kamu hukuku işlemleri” alanı arasında tam bir örtüşme hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır.

f) Parlâmento Kararlarının Denetlenemeyeceği Kuralının Anayasa
Mahkemesi Tarafından Aşılması: “İçtüzük Düzenlemesi
Niteliğindeki Diğer Meclis Kararları
”

Yukarıda belirttiğimiz gibi İçtüzük, yasama dokunulmazlığının kaldırılması, milletvekilliğinin düşmesi kararları dışındaki parlâmento kararları Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemez. Ancak, Anayasa Mahkemesi bu denetim yasağını, parlâmento kararlarını “içtüzük düzenlemesi niteliğinde ” görerek aşmaktadır.

Gerçekten de uygulamada Anayasa Mahkemesi sadece “İçtüzük” veya “İçtüzük değişikliği ” ismini taşıyan işlemleri değil, kendisinin “İçtüzük düzenlemesi ” niteliğinde gördüğü diğer parlâmento kararlarını da denetlemektedir. Örneğin Anayasa Mahkemesi, Başkanlık Divanının kuruluşuna ilişkin olarak Millet Meclisinin 2 Kasım 1966 tarihli kararını “İçtüzük hükmü niteliğinde” görerek denetlemiştir. Anayasa Mahkemesi K.1968/9  sayılı Kararında şöyle demiştir:

“Başkanlık Divanının kuruluşu ve işleyişi , Divanın meclisin çalışmalarını yönetmesi dolayısıyle, meclis faaliyetlerinin en başında gelir. Böyle olduğu için de Başkanlık Divanına ilişkin sorunların çözümleme yeri İçtüzük ve Divanın bağlı olacağı düzenin tespiti de İçtüzük konusudur... Kararın dayanaklık ettiği uygulama ile içtüzüğün Başkanlık divanına ilişkin hükümlerini değiştirdiğinden şüphe yoktur ve bu durum dahi ona içtüzük hükmü niteliğini kazandırmaya yeterlidir. Kaldı ki aksine bir görüşün, çeşitli içtüzük konularının tek tek kararlarla hükme bağlanması ve böylece Anayasa denetiminden kaçınılması yolunda bir eğilimi teşvik etmesi her zaman için ihtimal içindedir”[54].

Anayasa Mahkemesinin bu kararı devamlı tekrarlanan bir karardır[55].

Anayasa Mahkemesinin bu içtihadı Türk doktrininde genellikle yerinde bulunmuştur[56].

Anayasa Mahkemesi, 1982 Anayasası döneminde, aynı yönde kararlar vermiştir. Bunların içinde en önemli üç tanesi şunlardır:

1. K.1996/13  Sayılı Karar.- “Bakanlar Kurulu’na Güven Oylaması Hakkında”ki 12 Mart 1996 tarih ve 398 sayılı TBMM Kararının iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi, “eylemli bir içtüzük düzenlemesi niteliğinde” görerek bu Kararı denetlemeye yetkili olduğuna oybirliğiyle karar vermiş ve söz konusu parlâmento kararını, K.1996/13  sayılı Kararıyla iptal etmiştir[57].

2. K.1996/14  Sayılı Karar.- “Olağanüstü Halin 10 İlde Uzatılmasına Dair” 14 Mart 1996 tarih ve 399 sayılı TBMM Kararının iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi, “eylemli bir içtüzük düzenlemesi niteliğinde” görerek bu Kararı denetlemeye yetkili olduğuna oybirliğiyle karar vermiş ve söz konusu parlâmento kararını, K.1996/14  sayılı Kararıyla iptal etmiştir[58].

3. K.1996/15  Sayılı Karar.- “Ülkemizde Konuşlandırılan Çokuluslu Gücün Görev Süresinin Uzatılmasına İlişkin” 28 Mart 1996 tarih ve 409 sayılı TBMM Kararının iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesi, “eylemli bir içtüzük düzenlemesi niteliğinde” görerek bu Kararı yetkili olduğuna karar vermiş ve söz konusu parlâmento kararını, K.1996/15 sayılı Kararıyla, iptal etmiştir[59].

Eleştiri.- Kanımızca, Anayasa Mahkemesinin parlâmento kararlarını “içtüzük düzenlemesi” niteliğinde sayıp, bunları denetleme yetkisini kendisinde görmesi yanlıştır.

Bir kere, yukarıdaki kararlar açıkça göstermektedir ki, Anayasa Mahkemesi TBMM Kararlarına karşı açılmış iptal davalarında aslında bu TBMM Kararlarının İçtüzüğe uygun olarak alınıp alınmadıklarını denetlemektedir. Anayasa Mahkemesi bir TBMM Kararının içtüzüğe aykırı olarak alındığı kanısında ise, bu TBMM Kararını “eylemli bir içtüzük düzenlemesi niteliğinde” görmekte ve onu iptal etmektedir. Şüphesiz ki, bir TBMM Kararı İçtüzüğe aykırı olarak alınmış olabilir. Bir TBMM Kararının İçtüzüğe aykırı olması, Anayasa Mahkemesine onu iptal etme yetkisini vermez. Zira, Anayasa Mahkemesi üç istisna dışında (içtüzük, dokunulmazlığın kaldırılması kararı ve üyeliğin düşmesi kararı) TBMM kararlarını denetleme yetkisi yoktur. Bir TBMM kararının İçtüzüğe aykırı olup olmadığı şüphesiz tartışılabilir. Ancak, böyle bir aykırılığı Anayasa Mahkemesinin inceleme yetkisinin olmadığı tartışmasız bir gerçektir. Anayasa Mahkemesinin cevaplaması gereken ilk soru, bir TBMM kararının İçtüzüğe aykırı olup olmadığı sorusu değil, kendisinin (üç istisna dışında) TBMM kararlarını inceleme yetkisine sahip olup olmadığı sorusudur.

İkinci olarak, Anayasa Mahkemesinin İçtüzüğe aykırı bir TBMM kararını “yeni bir İçtüzük hükmü niteliğinde” görmesi mantık bakımından da tutarsızdır. Zira, TBMM kararının İçtüzüğün bir maddesine aykırı olarak alınmış olması, İçtüzüğün o maddesinin değiştirildiği veya yeni bir İçtüzük düzenlemesi yapıldığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda olsa olsa İçtüzüğe bir aykırılık söz konusudur[60]. Hukuk teorisinde bir düzenleyici işleme (norma) aykırı bir bireysel işlem (karar) yapılması, o düzenleyici işlemin (normun) değiştirildiği anlamına değil, o bireysel işlemin (kararın) o düzenleyici işleme (norma) aykırı olduğu anlamına gelir. Bunun aksinin düşünülmesi tüm hukuk mantığının tepe taklak edilmesi demektir. Nasıl fail suç teşkil eden bir fiiliyle ceza kanununun bir maddesini ihlâl ederek, ceza kanununun o maddesini değiştirmiş olmuyorsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi de İçtüzüğün bir maddesini ihlâl ederek o maddeyi değiştirmiş olamaz.

Nihayet, eğer Anayasa Mahkemesinin kararının yerinde olduğu bir an kabul edilirse, pratikte bütün TBMM kararlarını Anayasa Mahkemesi denetleyebilir hale gelecektir. Zira, bir parlâmento kararının “İçtüzük düzenlemesi niteliği”nde olup olmadığına Anayasa Mahkemesi serbestçe karar vermektedir. Anayasa Mahkemesi günün birinde pekâlâ, Cumhurbaşkanının seçimi kararı, erken seçim kararı, güven veya güvensizlik kararı, savaş hali ilânı kararı gibi tamamıyla siyasal takdire ilişkin kararları denetleyebilir. Bu tür kararların denetlenmesi yukarıda açıkladığımız gibi, hukuk devletinin bir gereği olmadığı gibi, demokrasinin de tahribi anlamına gelir. Cumhurbaşkanının kim olacağı, erken seçime gidilip gidilmeyeceği, Hükûmetin görevde kalıp kalmayacağı, savaşa girilip girilmeyeceği saf siyasal sorunlardır. Hukukîlik denetimiyle görevli bir mahkeme, saf siyasal takdire dayanan bu kararların nesini denetleyecektir? Böyle siyasî takdir kararının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi Türk demokrasisinin yıkılmasına yol açar. Bir demokraside Cumhurbaşkanını hakimler değil, halk veya halkın temsilcileri seçer. Keza, bir demokraside hükûmetin görevde kalıp kalmayacağına veya savaşa girilip girilmeyeceğine hâkimler değil, halk veya halkın seçtiği milletvekilleri karar verir.

Kanımca yukarıdaki iddialarımız ülkemiz için saf bir doktrinal spekülasyondan ibaret değildir. Zira yukarıda gördüğümüz gibi Anayasa Mahkemesi K.1996/13  sayılı Kararıyla[61] Hükûmetin kurulması, K.1996/14  sayılı Kararıyla[62] olağanüstü halin 10 ilde uzatılması ve K.1996/15  sayılı Kararıyla[63] ülkemizde konuşlandırılan çokuluslu gücün görev süresinin uzatılması gibi saf siyasal konularda denetleme yetkisini kendisinde görmüş, ve dahası, verdiği iptal kararıyla Hükûmetin dağılmasına yol açabilmiştir. Böylesine kritik konularda, Anayasa Mahkemesinin yetkisini aşarak karar vermesi, Anayasa Mahkemesinin kendisini frenlemekten aciz olduğunu ve Türk Anayasa Mahkemesinin ne derece “aktivist” bir mahkeme olduğunu göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin bu aktivist tavrı fevkalâde ileridir. Öyle ki ülkenin savaşa girip girmemesiyle ilgili saf siyasal ve fevkalâde kritik bir kararda (“Körfez Krizi Sebebiyle  Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye’de Bulunmasına Anayasanın 82’nci Maddesi Uyarınca İzin Verilmesine Dair” 1 Eylül 1990 tarih ve 108 sayılı TBMM Kararı) bile Anayasa Mahkemesi ancak dörde karşı yedi oy çokluğuyla iptal isteminin reddine karar verebilmiştir[64]. Anayasa Mahkemesi bu konuda da yerleşik içtihadı doğrultusunda alınan TBMM Kararını “İçtüzük düzenlemesi” niteliğinde görüp bu kararı iptal etseydi, bu artık Türkiye’nin savaşa girip girmeyeceğine Anayasa Mahkemesinin karar vereceği anlamına gelecekti. Bir ülkenin savaşa girip girmeyeceğine hakimlerin karar vermesi “hakimler hükümeti” için tasavvur edilebilecek en uç örnek olabilir.

Yukarıdaki örnekler Anayasa Mahkemesi üyelerinin yetkisiz oldukları bir alanda ülkeyi yönetmeye ne kadar hevesli olduklarının güzel bir göstergesidir.

* * *

Parlâmentonun İdarî Kararları [65].- Son olarak “parlâmento kararı” ile “parlâmentonun idarî kararları”nı birbirinden ayırmak gerektiğini hatırlatalım. Bu kararları birbirinden çıkış yerlerine bakarak ayırabiliriz. Yukarıda gördüğümüz “parlâmento kararları” Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulundan çıkmaktadır. Buna karşılık, “parlâmentonun idarî kararları” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından veya Başkanlık Divanından çıkmaktadır. Parlâmentonun idarî kararları, TBMM Başkanlığının tüzel kişilik sıfatından kaynaklanan yetkiye dayanarak Mecliste çalışan personele ilişkin aldığı idarî kararlardır. Yukarıda da gördüğümüz gibi[66], bunlar bir yasama işlemi, bir parlâmento kararı değil, bir “idarî işlem”dirler ve bu itibarla da idarî yargı mercilerinin denetimine tabîdirler.

 

ıII. Kanun

Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.175-180; Teziç, Türkiye’de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavramı, op. cit., s.5-43; Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.9-12; Güneş, Türk Pozitif Hukukunda Yürütme Organının Düzenleyici İşlemleri, op. cit., s.26-47; Bakırcı, op. cit., s.394-442.

Yukarıda gördüğümüz gibi, yasama işlemleri “parlâmento kararları” ve “kanun” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Parlâmento kararlarını inceledikten sonra şimdi “kanunlar”ı inceleyelim. Aslında “kanun”, “parlâmento kararı”na nazaran daha yaygın ve genel bir yasama işlemi türüdür. Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini açıklamasının genel biçimidir. Biz burada ilk önce “kanun” işleminin tanımı sorununu (A), sonra da bu işlemin yapılması usûlünü (B) inceleyeceğiz.

A. Tanımı

1982 Anayasasının 87’nci maddesine göre “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkisidir. Anayasa “kanun koymak” tan bahsetmekte, kanunların nasıl yapılacağını ve yayımlanacağını belirtmekte, ama “kanun” kavramını  tanımlamamaktadır.

Kanun da, parlâmento kararı gibi bir yasama işlemidir. Bir yasama işlemi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin ürünüdür. Yasama işleminin idarî işlemden ve yargı işleminden farkını yukarıda gördüğümüz için[67], burada, kanun kavramının maddî ve şeklî  kritere göre tanımı[68] sorunu ve keza kanun ile idarî işlem ve yargı işlemi arasındaki farkları üzerinde durmayacağız. Genel olarak yasama işlemi idarî işlemden ve yargı işleminden nasıl ayrılıyorsa, kanun da idarî işlem ve yargı işleminden öyle ayrılır. Bizim buradaki sorunumuz, kanunu idarî işlemden ayırmak değil, kanunu, kendisi gibi bir yasama işlemi olan “parlâmento kararları”ndan ayırmaktır.

Kanunlar da, parlâmento kararları gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından kabul edildiklerine göre, kanunları parlâmento kararlarından organik kritere göre ayıramayız. Yukarıda parlâmento kararlarını konuları itibarıyla tanımladık. Şu şu konulardaki yasama işlemleri “parlâmento kararı”dır dedik. Ancak aynı şeyi “kanun” için yapamayız. Çünkü, maddî mahiyetinden, yani içeriğinden hareketle “kanun” tanımlanamaz. Çünkü her konu, kanun konusu olmaya elverişlidir. Sınırlı sayıda kanun konusu yoktur. Keza, kanunların düzenlediği konular herhangi bir şekilde gruplandırmaya tâbi de tutulamaz. O halde, “kanun”u ancak olumsuz bir şekilde tanımlayabiliriz: Yani parlâmento kararları dışındaki yasama işlemlerine kanun denir. Diğer bir ifadeyle, kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin parlâmento kararı dışındaki bütün işlemleridir.

Bu tanımı Anayasanın öngördüğü unsurları katarak şu şekilde genişletebiliriz. Kanun, parlâmento kararı dışında kalan ve Anayasanın yetki verdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından (m.7, 87), Anayasada öngörülen kanun yapma usûllerine uyularak yapılan (m.88) ve Cumhurbaşkanınca yayımlanan (m.89) işlemlerdir.

Burada belirtmek isteriz ki yukarıdaki tanımda geçen “Anayasada öngörülen kanun yapma usûllerine uyulma” şartı aslında kanunun bir varlık şartı, bir tanım şartı değil, bir sıhhat şartıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kanun adı altında yapılan bir işlem, Anayasada belirtilen usûllere öngörülmemiş olsa bile, bir “kanun”dur. Kanunların gücüne ve bağlayıcılığına sahiptir. Böyle bir kanun Anayasaya aykırıdır ve belirli koşullar gerçekleşirse pek muhtemelen Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecektir. Ancak iptal edilinceye kadar geçerliliğini koruyacaktır. O nedenle, “Anayasada belirlenen kanun yapma usûllerine uyularak” ibaresinin kanun tanımımızdan çıkarılması uygun olur. Sonuç olarak Türk anayasa düzeninde kanun şöyle tanımlanabilir:

Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılan ve parlâmento kararları dışında kalan işlemlerdir.

B. Kanunların Yapılış Usûlü  

Kanunların nasıl hazırlanacakları, nasıl kabul edilecekleri ve nasıl yayımlanacakları 1982 Anayasasının 88 ve 89’uncu maddeleri ile Meclis İçtüzüğünün 73 ilâ 91’inci maddelerinde düzenlenmiştir.

Kanunların yapılması sürecini “öneri”, “görüşme”, “kabul” ve “yayım” şeklinde dört aşamada inceleyebiliriz.

1. Öneri  

Anayasamızın 88’inci maddesi “Kanunların Teklif Edilmesi ” başlığını taşımakta ve bu maddenin birinci fıkrası “kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir” demektedir. Kanımızca, burada geçen “teklif” kelimesi hatalıdır. Zira bu maddede aşağıda görüleceği gibi iki ayrı tür “teklif” söz konusudur. Bu iki ayrı tür teklifi içermek üzere “teklif” kelimesinden başka bir kelime kullanılması daha uygun olurdu. Biz bu nedenle yukarda “kanunların önerilmesi” başlığını kullandık.

Anayasamıza göre, kanun “önermeye” Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir (m.88/1). Bakanlar Kurulunca yapılan kanun önerisine “kanun tasarısı”, milletvekilleri tarafından yapılan kanun önerisine ise “kanun teklifi” denmektedir.

a) Kanun Tasarısı

O halde, kanun tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından verilen bir kanun önerisidir. İçtüzüğün 73’üncü maddesine göre, kanun tasarılarının bütün bakanlarca imzalanmış olması gerekir. Bir bakan tarafından dahi imzalanmasa kanun tasarısı sunulmuş olmaz. Yine aynı maddeye göre, kanun tasarıları gerekçeli olmak zorundadır. Gerekçede tasarının tümü ve maddeleri hakkında bilgiler, kaldırılması veya eklenmesi istenilen hükümlerin neler olduğu ve neden kaldırılması, değiştirilmesi veya eklenmesi gerekli görüldüğü açıkça gösterilmek lazımdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar Kurulu tarafından bu şekilde gelen kanun tasarılarını ilgili komisyonlara doğrudan doğruya havale eder.

b) Kanun Teklifi

Milletvekilleri tarafından verilen kanun önerilerine kanun teklifi  denir. Her milletvekili kanun teklif etmeye yetkilidir. Yani kanun teklif etmek için belli sayıda milletvekilinin bir araya gelmesi gerekli değildir. İçtüzüğün 74’üncü maddesinde açıkça kanun tekliflerinin altında “bir veya birden fazla imza” bulunabileceği belirtilmiştir. Kanun teklifleri de gerekçesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilir. Kanun teklifleri Başkanlıkça doğrudan doğruya komisyonlara havale edilir. Komisyonlar şartlarına uymayan kanun tekliflerini sahiplerine tamamlatmaya yetkilidirler (İçtüzük, m.74).

Yukarıdaki hükümlerin dışında Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü kanun tasarı ve tekliflerinin inceleme ve görüşme safhalarını aynı usûllere tâbi tutmuştur.

Geri Alma .- Verilen kanun teklif ve tasarıları gündeme alınmadan önce Genel Kurula bilgi verilmek şartıyla geri alınabilirler. Ancak, tasarı veya teklifler gündeme alınmışlarsa, geri alınabilmeleri için Genel Kurulun karar vermesi gerekir (İçtüzük, m.75).

Reddedilen Kanun Tasarı ve Teklifleri .- Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilmiş olan kanun tasarı ve tekliflerinin, aynı yasama dönemi içinde yeniden verilebilmeleri için bir tam yılın geçmesi gerekir (İçtüzük, m.76).

Kadük Olma .- Bir yasama döneminde sonuçlandırılamamış olan kanun tasarı ve teklifleri hükümsüz sayılır (İçtüzük, m.77). Buna anayasa hukuku literatüründe “kadük olma (caducité)” denir. Ancak, Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri bu tasarı ve teklifleri yenileyebilirler (İçtüzük, m.77).

Kanun tasarı ve teklifleri hakkında ilgili komisyon bir rapor hazırlar. Rapor Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulur (İçtüzük, m.79).

2. Görüşme

Toplantı Yeter Sayısı .- Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun tasarısı ve tekliflerinin görüşülebilmesi için, her şeyden önce, Genel Kurulda “toplantı yeter sayısı”nın olması gerekir. Bu sayı daha önce gördüğümüz gibi, Anayasanın 96’ncı maddesi uyarınca üye tam sayısının[69] en az üçte biri, yani 184 milletvekilidir. Başkan birleşimi açtıktan sonra, bu sayının olmadığı konusunda tereddüt ederse veya görüşmeler sırasında yirmi üye ayağa kalkmak veya önerge vermek suretiyle yoklama yapılmasını isterlerse, Başkan yoklama yapar (İçtüzük, m.57).

48 Saatlik Bekleme Süresi .- Görüşmelere başlamak için kanun tasarısı veya teklifi hakkında komisyon raporunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından Genel Kurula sevk edilmesi gerekir. Genel Kurula sevk edilen komisyon raporu, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmedikçe görüşülemez (İçtüzük, m.52/1).

Öncelikle Görüşme .- İçtüzüğün 52’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre,, “Bu süre (kırksekiz saatlik bekleme süresi) geçmeden (komisyon raporunun) gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı veya teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükûmet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir. Bu takdirde Genel Kurul işaret oyuyla karar verir”. Buna anayasa hukuku literatüründe “öncelikle (takdimen) görüşme ” denir[70].

İçtüzüğün 52’nci maddesinin ikinci fıkrasından da anlaşılacağı üzere, öncelikle görüşmenin iki değişik anlamı vardır.

a) 48 Saatlik Bekleme Süresinin Kaldırılması.- İçtüzüğün 52’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Hükûmet veya esas komisyon gerekçeli olarak bu 48 saatlik bekleme süresinin kaldırılmasını Genel Kuruldan isteyebilir. Genel Kurul bu istemi işaretle oylar. Kabul ederse, öncelikle görüşme yapılır, yani 48 saat beklenmeksizin görüşmelere geçilir.

b) Bir Metni İlk Sıraya Geçirme.- İçtüzüğün 52’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Hükûmet veya esas komisyon gerekçeli olarak gündemdeki kanun tasarı veya teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesini Genel Kuruldan isteyebilir. Genel Kurul bu istemi işaretle oylar. Kabul ederse, öncelikle görüşme yapılmış olur. Örneğin normalde gündemin “kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler” kısmının 50’nci sırasında yer alan bir kanun tasarısı, bu yolla bu kısmın 1’inci sırasına alınabilir ve böylece 50’nci sırada görüşülmesi gereken bir kanun tasarısının öncelikle görüşülmesi sağlanmış olur[71].

Görüşmelere Başlama .- Bir kanun tasarı veya teklifi hakkındaki komisyon raporunun Genel Kurula sunulmasından kırksekiz saat sonra veya öncelikle görüşülmesine Genel Kurul tarafından karar verildikten sonra, görüşmelere geçilebilir. Bir kanun tasarı veya teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesine, bu tasarı veya teklif hakkında esas komisyon tarafından hazırlanan raporun okunmasıyla başlanır. Ancak, bu raporun tamamının okunmasına gerek yoktur. Başkan, raporun tamamının okunmasına gerek olup olmadığını Genel Kurula sorar. Genel Kurul gerek olduğuna karar verirse, komisyon raporu aynen okunur (İçtüzük, m.79).

Bir kanun tasarı ve teklifinin esas komisyon tarafından reddi istenir ve bu rapor Genel Kurul tarafından benimsenirse, kanun tasarı ve teklifi reddedilmiş olur. Rapor Genel Kurul tarafından benimsenmezse, komisyona geri verilir (İçtüzük, m.80).

Görüşmeler .- Bu ön safha geçilirse, kanun tasarı veya teklifinin Genel Kurulda görüşülmesine geçilir. Bir kanun tasarı veya teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi iki aşamada olur (İçtüzük, m.81/2).

a) Birinci Aşama.- Genel Kurulda önce kanun tasarı veya teklifinin tümü üzerinde görüşme yapılır (İçtüzük, m.81). Kanun tasarı veya teklifinin tümü üzerinde görüşmelerde siyasî parti grupları, komisyon ve Hükûmet adına yapılan konuşmalar yirmişer dakika ile ve üyeler tarafından yapılan konuşmalar onar dakika ile sınırlıdır (İçtüzük, m.81). Bundan sonra maddelere geçilmesi konusunda oylama yapılır. maddelere geçilmesi kabul edilmezse, kanun tasarı veya teklifi reddedilmiş sayılır.

b) İkinci Aşama .- Bir kanun tasarı veya teklifinin bütünü hakkında görüşmeler tamamlanıp maddelere geçilmesi oylama sonucunda kabul edilmişse, maddelerin tek tek görüşülmesine geçilir.

“İvedilikle Görüşme”nin Yokluğu .- 1973’ten önce yürürlükte olan Türkiye Büyük Millet Meclisi “Dahilî Nizamnamesi” döneminde ikinci aşamaya birinci aşamanın tamamlanmasından beş gün geçtikten sonra geçilirdi[72]. Bu beş günlük sürenin kaldırılmasına ve tek görüşme halinde kanun görüşülmesine de “ivedilik (müstaceliyet) ile görüşme” denirdi[73]. Yürürlükte olan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, eskiden olduğu gibi iki görüşme arasında bir süre öngörmemektedir. Diğer bir ifadeyle, yürürlükteki İçtüzük, kanun tasarı veya tekliflerinin tümü üzerinde görüşmeler in yapılmasından hemen sonra, ara vermeksizin, kanun tasarı veya tekliflerinin maddeleri üzerinde görüşme ye geçilmesini öngörmektedir (İçtüzük, m.81, 82). Bu nedenle, yürürlükteki İçtüzüğe göre, bir kanun tasarı veya teklifinin “ivedilikle” görüşülmesi diye bir şey söz konusu değildir. Zaten, yürürlükteki İçtüzüğe göre, bütün kanun tasarı ve teklifleri “ivedilikle” görüşülmektedir.

Değişiklik Önergeleri .- Bu safhada kanunlarda ve İçtüzükte aksine hüküm yoksa, kanun tasarı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında milletvekilleri, komisyon veya Hükûmet “değişiklik önergeleri” verebilir. Bu esaslar çerçevesinde milletvekilleri tarafından maddelerin her fıkrası için dörtten fazla önerge verilemez (İçtüzük, m.87/1).

Değişiklik önergeleri kanun tasarı ve tekliflerinin basılıp dağıtılmasından itibaren Başkanlığa verilebilir. Bu aşamada bir milletvekili dahi değişiklik önergesi vermeye yetkilidir. Ancak tasarı veya teklifin Genel Kurulda görüşülmesine başlandıktan sonra değişiklik önergesi verebilmek için en az beş milletvekilinin imzası gerekir (İçtüzük, m.87/2).

Değişiklik önergeleri  önce veriliş, sonra da aykırılık sırasına göre okunur ve işleme konulur (İçtüzük, m.87/8). Başkan önergeye katılıp katılmadıklarını Hükûmete sorar. Komisyon ve Hükûmet katılmama gerekçelerini kısaca açıklayabilir. Hükûmet veya komisyon önergeye katılmadığı takdirde, önerge sahibi beş dakikayı geçmemek üzere söz alabilir (İçtüzük, m.87/9).

Daha sonra önergeler, işaret oyuyla ayrı ayrı oylanır. Komisyonun katılmadığı bir önergeyi Genel Kurul kabul etmiş ise, komisyon önergeyle ilgili maddeyi Genel Kuruldan geri isteyebilir. Genel Kurul geri verilmesini kabul ettiği takdirde, komisyon önergeye göre yeni bir metin hazırlar veya kendi metninin aynen kabulünü ister. Genel Kurulun bunun üzerine vereceği karar kesindir (İçtüzük, m.87/son).

Esas komisyon veya Hükûmet, tasarı veya teklifin tümünün belli bir veya birkaç maddesinin geri verilmesini bir defaya mahsus olmak üzere isteyebilir. Bu istem görüşülmeksizin yerine getirilir. Tasarı veya teklifin tümü geri istenmişse, tasarı veya teklif hakkında verilen bütün önergeler esas komisyona verilir. Tasarı veya teklifin belli bir veya birkaç maddesi geri istenmişse, o madde veya maddeler hakkındaki önergeler esas komisyona verilir (İçtüzük, m.88).

3. Kabul

Kanun tasarı ve teklifleri hakkında yapılan görüşmeler tamamlandıktan sonra oylamaya geçilir. Oylama kural olarak “işaret oyuyla” olur. Ancak yirmi üye “açık oylama” istemişse, oylama açık yapılır (İçtüzük, m.81).

Bir kanun tasarı veya teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından kabul edilebilmesi için, her şeyden önce Genel Kurulda “toplantı yeter sayısı”nın bulunması gerekir. Toplantı yeter sayısı yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte biri, yani 184 milletvekilidir (Anayasa, m.96). Toplantı yeter sayısı varsa, bir kanun tasarı veya teklifinin kabul edilebilmesi için toplantıya katılanların salt çoğunluğunun, yani yarısından bir fazlasının kabul oyu gerekir. Ancak bu kabul yeter sayısı, hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından, yani 139 milletvekilinden az olamaz (Anayasa, m.96).

Toplantı ve karar yeter sayısını biz yukarıda “TBMM'nin çalışma düzenini” incelediğimiz onuncu bölümde gördüğümüz için burada tekrar görmüyoruz. Bu konuda oraya bakılmalıdır[74].

4. Yayım

Anayasamızın 89’uncu maddesi “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayımlar” demektedir. Dikkat edileceği üzere, maddeye göre, Cumhurbaşkanı “kanun tasarı veya teklifleri”ni yayımlamamakta, “Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları” yayımlamaktadır. Bundan kanun tasarı ve tekliflerinin Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanmasından önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul etmesiyle kanunlaştığı sonucu çıkarılabilir.

Ancak bu şekilde kanunlaşan kanunların yürürlüğe girebilmeleri için Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanmaları gerekir[75].

Anayasa kanunların Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanmasını öngörmekte; ama kanunların hangi araç ile yayımlanacaklarını belirtmemektedir[76]. Bununla birlikte, Erdoğan Teziç’in  işaret ettiği gibi[77], yayımlamanın Resmî Gazetede yapılacağı, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma süresini düzenleyen 151’inci maddeden anlaşılmaktadır. Ayrıca 23 Mayıs 1923 tarih ve 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Suret-i Neşir ve ilânı ve Meriyeti Hakkında Kanunun 5'inci maddesi uyarınca kanunların Resmî Gazetede yayımlanmaları gerekir. Uygulamada Cumhurbaşkanı, onbeş gün içinde, kanunu imza edip, bir yayım tezkeresiyle kanunu Başbakanlığa gönderir ve Kanun Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından Resmî Gazetede yayınlanır.

Kanunların Resmî Gazetede yayımlanmaları yasama fonksiyonuna dahil değildir. Bu tamamıyla bir idarî işlemdir[78]. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kanun tasarı veya teklifleri Türkiye Büyük Millet Meclisince görüşülüp oylandıktan sonra kanunlaşırlar. Kanunun Resmî Gazetede yayımlanması onun varlığı için bir şart değil, onun üçüncü şahısların “ıttılaına ulaştırılmasının” bir vasıtasıdır[79]. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen kanun, yayımlanmamış olsa bile yine de bir kanundur. Ancak böyle bir kanun vatandaşları bağlamaz. Öte yandan Resmî Gazetede  yayımlanmayan bir kanun hakkında Anayasa Mahkemesinde iptal davası da açılamaz. Çünkü, böyle bir kanun için iptal davası açma süresi (m.151) hiçbir zaman başlamaz[80].

Cumhurbaşkanının Geri Gönderme Yetkisi [81].- Cumhurbaşkanı kendisine gelen her kanunu yayımlamak zorunda değildir. Anayasanın 89’uncu maddesine göre, “Cumhurbaşkanı, yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre (onbeş gün) içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayımlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir”.

Ergun Özbudun’un işaret ettiği gibi, Cumhurbaşkanının geri gönderme  yetkisine günlük konuşma dilinde “veto yetkisi ” adı verilmesi yanıltıcı niteliktedir[82]. Çünkü devlet başkanının veto yetkisine sahip olması durumunda, kanunun çıkması, ya mutlak olarak engellenir, ya da kanunun tekrar kabul edilebilmesi için parlâmento tarafından nitelikli bir çoğunlukla, örneğin üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi gerekir. Oysa Anayasamızın 89’uncu maddesi, Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilen kanunların Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tekrar kabul edilebilmesi için nitelikli bir çoğunluk öngörmemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine Cumhurbaşkanı tarafından iade  edilen kanunu aynı çoğunlukla kabul edebilir. Meclis kanunu aynen kabul ederse, Cumhurbaşkanının bir kez daha kanunu geri gönderme yetkisi yoktur. Artık Cumhurbaşkanı kanunu Resmî Gazetede yayımlamak zorundadır. Böyle bir durumda Cumhurbaşkanı kanunu yayımladıktan sonra o kanun aleyhine Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilir.

Bu bakımdan kanunların Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilmesi, Ergun Özbudun’a  göre, “Cumhurbaşkanına tanınmış bir uyarı yetkisinden ibarettir”[83]. Cumhurbaşkanı bu uyarıyı gerek hukukîlik, gerek yerindelik bakımından yapabilir.

Cumhurbaşkanının geri gönderdiği kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından aynen kabul edilmişse Cumhurbaşkanının artık o kanunu bir kez daha geri gönderemeyeceğini, 15 gün içinde Resmî Gazetede yayımlamak zorunda olduğunu yukarıda söyledik. Ancak buna rağmen Cumhurbaşkanı yayımlamamakta direnebilir mi? Direnirse ne olur? Sorun nasıl çözümlenebilir?

İlk önce şu sorun üzerinde duralım: Cumhurbaşkanının kanunu reddetme hakkı var mıdır? Cumhurbaşkanı Anayasa veya hukuka aykırı olarak gördüğü kanunları yayımlamayı reddedebilir  mi? Bu soruya kural olarak olumsuz yanıt vermek gerekir. Cumhurbaşkanının kanunların hukuka uygunluğunu veya anayasaya uygunluğunu denetlemek gibi bir yetki ve görevi yoktur. Ancak burada bir “minimum kontrol yetkisi”nden bahsedebiliriz.

Hans Kelsen  bu sorunu hukukun genel teorisi açısından incelemiştir. Yazar öncelikle, kanunların yürütme organı tarafından Hükûmet adına basılan bir dergide, resmî gazetede , yayınlandığını gözlemektedir[84]. Kelsen’e göre, kanunları yayımlamakla görevli organların kaçınılmaz olarak bir “minimum kontrol yetkisi” vardır[85]. Bu “minimum kontrol yetkisi”, kanunun anayasada öngörülen organ tarafından kabul edilip edilmediğini inceleme yetkisini içerir[86]. Bu şekilde Kelsen’e göre, kanunları yayımlamakla görevli organ, kendisine kanun olduğu iddia edilerek sunulan her işlemi yayımlamak zorunda değildir[87]. Yayım konusunda yetkili yürütme organı, kendisine sunulan kanunun anayasanın öngördüğü usûl kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığını ve bu kanunun içeriğinin anayasanın hükümlerine uyup uymadığını inceleyemese de, kendisine kanun olarak sunulan bu işlemin en azından gerçekten anayasa tarafından yasama yetkisi verilen organdan çıkıp çıkmadığını incelemek zorundadır[88]. Buna göre, kanunları yayımlamakla görevli yürütme organının önüne sunulan metin, anayasa tarafından yasama yetkisiyle donatılmış organdan değil de, örneğin yasama iktidarını gasp eden bir organdan, kişi veya kurumlardan geliyorsa, kanunları yayımlamakla görevli yürütme makamı, o “kanun”u yayımlamayı reddedecektir. Eğer bu makam böyle işlemleri kanun olarak yayımlamayı reddedememiş ise, ortada devrim yoluyla yapılmış bir anayasa değişikliği olduğu sonucuna varılabilir[89].

Şimdi Hans Kelsen  tarafından yapılan bu teorik açıklamaları Türk anayasa hukukuna uygulayalım. Cumhurbaşkanının kural olarak kanunların anayasaya uygunluğunu gerek usûl, gerek biçim bakımından inceleme yetkisi yoktur. Ancak, Cumhurbaşkanının bu konuda tamamıyla yetkisiz olduğu da iddia edilemez. Cumhurbaşkanının bu konuda bir “minimum kontrol yetkisi” vardır. Bu yetki, kendisine yayımlanmak üzere kanun olarak sunulmuş metnin, gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş bir metin olup olmadığını incelemekten ibarettir. Örneğin silahlı bir grup Türkiye Büyük Millet Meclisini işgal eder ve Cumhurbaşkanına yayımlaması için “kanun” adını taşıyan birtakım metinler gönderirse, Cumhurbaşkanı bu metinlerin gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilip edilmediğini araştırabilir. Örneğin, Mecliste hiçbir şekilde oylama yapılmadan bu metin kaleme alınmış ve Cumhurbaşkanına gönderilmiş ise veya oylama yapılmakla birlikte milletvekilleri üzerinde silahlı grup tarafından cebir kullanılmış ise ortada Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun çıkarma yolunda bir iradesinin mevcut olmadığı sonucuna varılır. Böyle bir durum söz konusu ise, Cumhurbaşkanı bu metinleri kanun olarak yayımlamayı reddedebilir. Aslında işlem, Türkiye Büyük Millet Meclisinden değil de, darbeci bir gruptan çıkıyor ve buna rağmen Cumhurbaşkanı o işlemi kanun olarak yayımlamayı reddetmiyor veya reddedemiyorsa artık ortada bir aslî kurucu iktidar olayının olduğu, Anayasanın devrim yoluyla değiştirilmiş olduğu sonucuna varmak gerekir.

Böyle istisnaî bir minimum kontrol yetkisinin dışında, Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkan kanunların kabul edilmesinde birtakım usûl hataları olduğundan veya bu kanunların içeriğinin anayasaya aykırı olduğundan bahisle Cumhurbaşkanı kanunları yayımlamayı reddedemez. Bunları yayımlamak zorundadır. Ancak buna rağmen, Cumhurbaşkanı kanunları yayımlamayı reddederse ne yapılabilir?

Bu sorun Erdoğan Teziç tarafından tartışılmıştır. Profesör Teziç bu konuda iki çözüm yolu önermiştir:

“Birincisi, Bakanlar Kurulunun siyasî sorumluluğu genel ilkesinden hareket edilerek, TBMM'nin, kanunları ‘yürütmekle’ görevli Bakanlar Kurulunun, bu görevi yerine getirmemesi nedeni ile, siyasî sorumluluğuna gidilebilmesidir[90].

Kanımızca, Teziç’in birinci önerisi parlâmenter sistemin mantığına uygundur, uygulanabilir. Ancak, bu hukukî değil, siyasî bir çözüm tarzıdır. Kaldı ki, burada yayımlamayı reddeden kişi, yürütmenin sorumlu kanadında yer alan Başbakan veya bakanlar değil, yürütmenin sorumsuz kanadında yer alan Cumhurbaşkanıdır ve bizim sistemimize göre, Cumhurbaşkanı kanunların yayımlanmasını tek başına yapar. Yani bu yayımlama işleminde karşı-imza kuralı işlemez. Bir işlemde karşı-imzası olmayan Hükûmetin bu işlemden dolayı siyasî sorumluluğunu istemek aslında parlâmenter sistemin mantığına da uygun değildir. Kaldı ki, böyle bir kanun çıkarılmasını parlâmentoda çoğunluğa sahip Hükûmet istiyor, Cumhurbaşkanı istemiyor olabilir. Bu durumda Cumhurbaşkanının tutumundan dolayı Hükûmeti cezalandırmanın, Hükûmeti düşürmenin bir anlamı yoktur. Böyle bir şey olsa olsa Cumhurbaşkanının işine yarar.

Aslında böyle bir durumda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükûmeti düşürmesi değil, Hükûmetin istifa etmesi önerilebilir. Bu Hükûmetin arkasında parlâmento çoğunluğu olduğuna göre, onun dışında yeni bir Hükûmetin 45 gün içinde kurulması mümkün olmayacaktır. Bu durumda da Anayasanın 116’ncı maddesi gereği yeni seçimlere gidilmesi gerekebilecektir[91]. Yeni seçimlerde halk bu krizi çözecektir. Tabiî Hükûmetle böylesine bir çatışma içine giren Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermeyebilir de. Ancak bu takdirde, güvenoyu alamayan Hükûmetlerle ülkeyi yönetme riskini kendi üstüne almış olur. Kanun çıkarması bu şekilde engellenen Hükûmetin her halükârda istifa etmesinde yarar vardır. Çünkü yetki kullanamadan sorumluğu üzerinde taşımasının bir anlamı yoktur.

Cumhurbaşkanının kanunları yayımlamayı reddetmesi durumunda sorunun çözümü için Erdoğan Teziç’in ikinci önerisi ise şudur:

“İkincisi de, TBMM'nin kanunu yayımlanması konusunda bir karar alarak, Meclis Başkanı tarafından bunun yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu imkân, kıyas yolu ile 23 Mayıs 1928 tarih ve 1322 sayılı kanunun 5. maddesinden çıkarılabilir. Zira bu maddeye göre, meclis kararları doğrudan TBMM Başkanı tarafından yayımlatılmak üzere Başbakanlığa sunulur. Dolayısıyla ,Cumhurbaşkanının öngörülen onbeş günlük süre içinde hareketsizliği karşısında, TBMM'nin alacağı yayım kararı üzerine, Meclis Başkanı Resmî Gazetede yayımlatabilir”[92].

Kanımızca Teziç’in bu önerisi Anayasaya aykırıdır. Meclis, kendi yaptığı kanunu yayımlamak konusunda tamamıyla yetkisizdir. Anayasa bu yetkiyi 89’uncu maddesinde münhasıran Cumhurbaşkanına vermiştir. Üstün ve bağlayıcı Anayasa hükmü karşısında bir kanundan yararlanılamaz. Zaten söz konusu kanun, böyle bir yetkiyi de kanunlar için öngörmemektedir. Kamu hukuku alanında böylesine bir durumda kıyas yapılamaz. Zira, kamu yetkileri kamu organlarına anayasa tarafından tevcih edilmiş yetkilerdir. Bu yetkilerin kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Ayrıca ve açıkça kendisine yetki verilmemiş bir kamu organı böyle bir konuda karar almaya yetkili değildir.

Kanımızca, böyle bir durumda Cumhurbaşkanının kanunu yayımlamaması vatana ihanetten dolayı suçlandırılmasına yol açabilir. Bu suç ceza hukuku anlamında tanımlanan bir suç değildir. Cumhurbaşkanının anayasa tarafından kendisine verilen görevleri ihmal etmesi veya onlara aykırı davranması vatana ihanet suçunu oluşturabilir. Ancak, Cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlandırılabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının dörtte üç oy çoğunluğu gerekir ki, buna ulaşılması pratikte çok güçtür.

5. Kanunların Yürürlüğe Girmesi

Bir kanunun uygulanabilmesi için, Cumhurbaşkanı tarafından Resmî Gazetede yayımlanması gerekli bir şarttır, ama yeterli bir şart değildir. Bir kanunun uygulanabilmesi için “yürürlüğe girmesi ” de gerekir. Genellikle her kanun kendisinin hangi tarihte yürürlüğe gireceğini kendisi tespit eder: “Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer”; “bu kanun ... tarihinde yürürlüğe girer”; “bu kanun yayımlandıktan ... gün/hafta/ay sonra yürürlüğe girer” gibi. Bu durumda kanun kendisinin belirttiği tarihte yürürlüğe girer ve yürürlüğe girdikten itibaren uygulanır. Kanun metninde kanunun hangi tarihte yürürlüğe gireceği konusunda bir hüküm yok ise, 23 Mayıs 1928 tarih ve 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Suret-i Neşir ve ilânı ve Meriyet Tarihi Hakkındaki Kanunun 3’üncü maddesine göre kanun, Resmî Gazetede yayımlandığı günü izleyen günden itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer. Örneğin kendi yürürlük tarihini kendisi saptamayan bir kanun 1 Ekim 2000 günü Resmî Gazetede yayımlanmış ise bu kanun 16 Kasım 2000 tarihinde yürürlüğe girer. Süre şöyle hesaplanır. Yayımlandığı gün (1 Ekim) sayılmaz. 2 Ekim’e “bir” diyerek 45 gün parmak hesabıyla sayılır. 45’inci gün 15 Kasım’a gelir. Kanun 16 Kasım saat 00.01’de yürürlüğe girer.

* * *

Yasama işlemlerini bu şekilde gördükten sonra, şimdi izleyen bölümde Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerini görelim.

 


 


[1].   Bkz. supra, s.357-361.

[2].   Bkz. supra, s.362-363.

[3].   Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.137.

[4].   Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu, 6 Nisan 1968 Tarih ve E.1967/846, K.1968/271 Sayılı Karar (Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.138).

[5].   Danıştay Beşinci Dairesi, 16 Aralık 1987 Tarih ve E.1987/2380, K.1987/1783 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 70-71, s.271.

[6].   Danıştay Altıncı Dairesi, 28 Şubat 1996 Tarih ve E.1996/91, K.1996/929 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 92, s.471 (Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.II, s.138-139).

[7].   Anayasa Mahkemesi, 25 Mart 1999 Tarih ve E.1999/12, K.1999/5 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, Cilt 2, s.395.

[8].   Örnek olarak yukarıda 275’inci sayfadaki “Örnek 1: Seçimin Yenilenmesi Kararı”na, 302’nci sayfadaki “Örnek 2: İstifa Nedeniyle Düşme Kararı”na, 328’inci sayfadaki “Örnek 3: Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Kararı”na, 338’inci sayfadaki “Örnek 4: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Seçme Kararı”na, 345’inci  sayfadaki “Örnek 5: Tatile Girmeme Kararı”na ve 3457inci sayfadaki “Örnek 6: Ara Verme Kararı”na bakınız.

[9].   Örneğin Léon Duguit, parlâmento kararlarını sadece bir meclisin oylaması sonucu alınan kararlar olarak tanımlamaktaydı (Léon Duguit, Traité de droit constitutionnel, Paris, Anciennes Maisons Thorin et Fontemoing, 2e édition, 1924, Cilt IV, s.302.

[10]. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu nitelikteki bir işlemi, “kanun” değil de, “parlâmento kararı” adı altında yapmış olsa da değişen bir şey yoktur. Çünkü, aşağıda yarıca göreceğimiz gibi, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisince bir işlemin şu ya da bu şekilde nitelendirilmiş olmasıyla kendisini bağlı görmemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin vatandaşlar için bağlayıcı kural getiren “karar” başlığı altında yaptığı işlemi, Anayasa Mahkemesi “kanun” niteliğinde sayarak denetlemektedir (Anayasa Mahkemesi, 22 Şubat 1977 Tarih ve E.1977/6 ve K.1977/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.186-187).

[11]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.189.

[12]. Ibid.

[13]. Bu hüküm Anayasa Mahkemesinin 11 Kasım 1991 tarih ve E.1990/39, K.1991/21 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 27, Cilt 1, s.423-466).

[14]. Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.I, s.286-287.

[15]. Ergun Özbudun, “Parlâmento Kararları ve Yasama Meclislerinin İçtüzükleri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1979, Cilt XXXVI, Sayı 1-4, s.8.

[16]. Anayasa Mahkemesi, 9 Ekim 1987 Tarih ve E.1987/23 ve K.1987/27  Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 23, s.387.

[17]. Anayasa Mahkemesi, 11 Kasım 1991 Tarih ve E.1990/39, K.1991/21 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 27, Cilt 1, s.455.

[18]. Olayların özeti için bkz. Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 22, s.1-2.

[19]. Anayasa Mahkemesi, 20 Ocak 1986 Tarih ve E.1986/2, K.1986/1 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 22, s.9, 11-12.

[20]. Danıştay Beşinci Dairesi, 16 Aralık 1987 Tarih ve E.1987/2380, K.1987/1783 Sayılı Karar, Danıştay Dergisi, Sayı 70-71, s.271.

[21]. Erdoğan Teziç’in 25-26 Nisan 1988 tarihli Anayasa Yargısı Sempozyumunda Yaptığı Sözlü Açıklama, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1989, Cilt 5, s.68.

[22]. Ibid., s.190.

[23]. Ibid.

[24]. Ibid.

[25]. Ibid.

[26]. Anayasa Mahkemesi, 22 Şubat 1977 Tarih ve E.1977/6 ve K.1977/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.186-187.

[27]. Ibid., s.196-197.

[28]. Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasası döneminde Millet Meclisinin “Millet Meclisi Genel Seçimlerinin Yenilenmesine Dair Kararı”nı denetlemeye yetkili olmadığına karar vermiştir: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri arasında, belirlenen işlemler olarak görmeye, şeklî veya maddî bakımdan kanunda da bu nitelikte bir yasama tasarrufu saymaya yahut bir içtüzük hükmü olarak nitelendirmeye olanak yoktur... Eğer Anayasa bu kararı anayasaya uygunluk denetimine tâbi tutmamışsa, oluşması sırasındaki Anayasa ve içtüzük kurullarına uyulup uyulmadığının da denetlenmesine olanak yoktur” (Anayasa Mahkemesi, 21 Nisan 1977 Tarih ve E.1977/61, K.1977/47 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 15, s.300-314.

[29]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.102.

[30]. Bu arada belirtelim ki, Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 tarihli kararıyla, Aralık 1995 genel seçimlerinin ertesinde kurulan ANAP-DYP Hükûmetine güvenoyu verilmesine dair Meclis kararını “eylemli bir içtüzük” düzenlemesi niteliğinde görerek iptal etmiştir (Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/19 ve K.1996/13 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.686-695).

[31]. Anayasa Mahkemesi 29 Kasım 1994 tarihli Kararıyla, hayali ihracat olayları üzerine gitmeyerek Devletin zarara uğratılmasına neden oldukları savıyla kimi bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması yönünde verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi kararını, içtüzük değişikliği niteliğinde görmeyerek bu kararı denetleme yetkisi olmadığına karar vermiştir (Anayasa Mahkemesi, 29 Kasım 1994 Tarih ve E.1994/62, K.1994/79 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 31, Cilt 1, s.463-476).

[32]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.191.

[33]. Ibid.

[34]. Anayasa Mahkemesinin, 24 Eylül 1990 Tarih ve E.1990/31, K.1990/24 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 26, s.391-407.

[35]. Ibid., s.402.

[36]. Ibid., s.402.

[37]. Ibid., s.407. Burada not edelim ki, bu karar dörde karşı yedi oy ile alınabilmiştir. Dört üyenin Anayasada bir dayanağı olmamasına rağmen ve ülkenin savaşa girmesi gibi bir sonuç doğurabilecek böylesine siyasî önemde kritik bir kararda kendilerini yetkili görmeleri, bu Mahkemenin “aktivizm”inin çok güzel bir göstergesidir. İki üye daha bu dört üyeye katılsaydı, Türkiye’nin savaşa girip girmeyeceğine, seçimle iş başına gelmiş siyasal organlar değil, hiçbir siyasal sorumluluğa sahip olmayan bir Mahkeme karar vermiş olacaktı.

[38]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/21 ve K.1996/15 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.715-724.

[39]. Teziç, Kanun Kavramı, op. cit., s.19; Teziç, “Parlâmento Kararı ve Kanun”, op. cit., s.127.

[40]. 1961 Anayasasının 124’üncü maddesi. 1982 Anayasası için 119, 120, 122’nci maddeler.

[41]. Teziç, Kanun Kavramı, op. cit., s.19.

[42]. Teziç, “Parlâmento Kararları ve Kanun”, op. cit., s.127.

[43]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.192.

[44]. Anayasa Mahkemesi, 17 Kasım 1970 Tarih ve 1970/44, K.1970/42 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.443.

[45]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.193.

[46]. Ibid.

[47]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.193.

[48]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/20 ve K.1996/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.704-712.

[49]. Teziç, “Parlâmento Kararları ve Kanun”, op. cit., s.127. Teziç, 1961 Anayasası döneminde olan “uzun vadeli plân (beşyıllık kalkınma plânı)” konusunu Türk Parlâmento Hukukunun Kaynakları kitabında ayrıntılı olarak tartışmaktadır (Teziç, Türk Parlâmento Hukukunun Kaynakları, op. cit., s.38-42).

[50]. Yazar, 1961 Anayasası döneminde yürürlükte olan “uzun vadeli plân” için bunları söylüyor.

[51]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.193.

[52]. Anayasa Mahkemesi, 23, 24 ve 25 Ekim 1969 Tarih ve E.1967/41, K.1969/57 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.37.

[53]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.193.

[54]. Anayasa Mahkemesi, 27 Şubat 1968 Tarih ve E.1967/6, K.1968/9 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8, s.356.

[55]. Eski ve yeni örnekler:

- 18 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/25 ve 26, K.1970/32 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 8,s.356.

- 23 Mart 1971 Tarih ve E.1970/57, K.1971/3 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 9, s.396.

- 25 Aralık 1973 Tarih ve E.1973/43, K.1973/39 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 11, s.380.

- 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/19 ve K.1996/13 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.686-695.

- 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/20 ve K.1996/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.704-712.

- 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/21 ve K.1996/15 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.715-724.

- 26 Mart 1999 Tarih ve E.1999/14, K.1999/6 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 35, Cilt 2, s.397-407, 406.

[56]. Örneğin Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.198; Teziç, Türk Parlâmento Hukukunun Kaynakları, op. cit., s.30-31. Teziç Anayasa Mahkemesi kararından daha ileriye gidilmesini bütün parlâmento kararlarının denetlenmesini savunmaktadır (Ibid.).

[57]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/19 ve K.1996/13 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.686-695.

[58]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/20 ve K.1996/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.704-712.

[59]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/21 ve K.1996/15 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.715-724.

[60]. Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilecek bir parlâmento kararı (örneğin yasama dokunulmazlığının kalkması veya üyeliğin düşmüsi) iptal edilebilir. Ama denetlenemeyecek bir meclis kararı söz konusuysa, bunun iptal edilmesi mümkün değildir. Bu takdirde, içtüzük hükümleri münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisine hitap eden düzenlemelerdir. Müeyyidesi de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dikkate alınıp alınmamalarından ibarettir.

[61]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/19 ve K.1996/13 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.686-695.

[62]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/20 ve K.1996/14 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.704-712.

[63]. Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 1996 Tarih ve E.1996/21 ve K.1996/15 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 32, Cilt 2, s.715-724.

[64]. Anayasa Mahkemesi, 24 Eylül 1990 Tarih ve E.1990/31, K.1990/24 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 26, s.391-407.

[65]. Bu konuda bkz. Gözübüyük ve Tan, op. cit., c.I, s.6-7; c.II, s.136-139; Teziç, Türk Parlâmento Hukuku..., op. cit., s.47-54; Fransa’da yasama organının idarî işlemleri için bkz. Dmitri Georges Lavroff, Le droit constitutionnel de la Ve République, Paris, Dalloz, 1995, s.502; René Chapus, Droit administratif général, Paris, Montchrestien, 5e édition, 1990, c.I, s.659-661; J.-C. Fortier, “Le contrôle du juge sur les actes administratifs des assemblées parlementaires”, Actualité juridique - Droit administratif, 1981, s.128 vd.

[66]. Bkz. supra, s.374.

[67]. Bkz. supra, s.372-373.

[68]. Kanun kavramı hakkında şu bilgiler verilebilir: Kanun kavramı genel olarak iki değişik anlamda tanımlanmaktadır:

 1. Maddî Anlamda Kanun.- Yasama fonksiyonu maddî kritere göre tanımlanması ile kanunun maddî anlaşılışı aslında aynı şeylerdir. Yasama fonksiyonu maddî kriterle tanımlanırsa, kanun da maddî anlamda tanımlanacaktır. Bu nedenle, maddî anlamda kanun anlayışı da doğal olarak Léon Duguit tarafından savunulmuştur (Duguit, Traité de droit constitutionnel, op. cit., c.II, s.160-166; Duguit, Manuél de droit constitutionnel, op. cit., s.90-101). Yazara göre, maddî açıdan, “işlemi yapan kurul veya memurdan bağımsız olarak, bizatihi kanunların içkin özelliğine sahip her işlem kanundur” (Duguit, Traité de droit constitutionnel, c.II, s.161). Yazara göre, maddî anlamda kanun, “devletin kendisiyle bir objektif hukuk kuralını formüle ettiği, kurallar koyduğu, bir objektif hukuk ilkesini uygulanmasını sağlamaya yönelik kurumlar teşkil ettiği bir işlemdir” (Ibid., c.II, s.165). Duguit çok kısa olarak, maddî anlamda kanunu, “bir objektif hukuk kuralını içeren devletten çıkan her işlem” olarak tanımlamaktadır (Ibid., c.II, s.166). Kanunun maddî anlaşılışında, bir işlemin kanun niteliğinde olup olmadığına onun içeriğine bakılarak karar verilir. Bu anlayışta, işlemin kaynağı, yani o işlemi yapan organ önemli değildir. Önemli olan işlemin objektif hukuk kuralı niteliğinde olması, yani, genel, soyut, sürekli, kişilik-dışı kurallar içermesidir. Buna göre bir hukukî düzenleme, genel, soyut, sürekli, objektif, kişilik-dışı nitelikte ise bu düzenleme bir “kanun”dur; bu özellikleri taşımıyorsa o düzenleme bir idarî işlemdir.

 2. Şeklî Anlamda Kanun.- Yasama fonksiyonu şeklî veya organik kritere göre tanımlanması ile kanunun şeklî anlaşılışı aslında aynı şeylerdir. Yasama fonksiyonu şeklî veya organik kriterle tanımlanırsa, kanun da şeklî anlamda tanımlanacaktır. Bu nedenle, şeklî anlamda kanun anlayışı da doğal olarak Raymond Carré de Malberg tarafından savunulmuştur (Carré de Malberg, op. cit., c.I, s.285-286; 326-335; 377-382). Şeklî anlamda kanun anlayışına göre, kanunun içeriği ve genel, soyut, objektif olması gibi nitelikleri önemli değildir. Önemli olan kanunun yapan organ ve kanunu yapılış şeklidir. Şeklî anlayışa göre bir işlemin kanun olup olmadığı araştırılırken, o işlemin hangi organ tarafından ve hangi usûlle yapıldığı araştırılır. Şeklî anlayışa göre kanun, yasama organınca tarafından, birtakım özel usûllere uyularak ve kanun adı altında yapılan işlemlerdir (Ibid., c.I, s.285, 327). Şeklî açıdan bir işlemin kanun niteliğinde olup olmadığını tespit etmek güç değildir. Yasama organı tarafından, kanun yapma usûllerine göre kabul edilen ve kanun ismini taşıyan her işlem bir kanundur. Şeklî anlaşılışta, kanunun genel, sürekli, objektif, kişilik dışı olması aranmaz. İsterse bir kişiye ilişkin olsun, yasama organınca kanun gibi kabul edilmişse ortada bir kanun vardır.

 1982 Anayasası Hangi Kanun Anlayışını Kabul Etmiştir?- Türk pozitif anayasa hukukunda kanun, maddî anlamda değil, şeklî anlamda tanımlanır. Zira, 1982 Anayasasında kanunların genel, soyut, sürekli, objektif, kişilik dışı nitelikte olması şartını getiren bir hüküm yoktur. Tersine Anayasa 115 ve 124’üncü maddelerinde yürütme organına, tüzük ve yönetmelik çıkarma yetkisi vermektedir. Bu Anayasanın bazı idarî işlemlerin genel, soyut, sürekli, objektif, kişilik-dışı olacağını kabul ettiği anlamına gelir. Anayasa idarî işlemlerin bu niteliklerde olabilmesine imkân verirken, diğer yandan kanunların özel, somut, süreksiz ve kişileri ilgilendirir olması halini yasaklamamaktadır. Uygulamada da sadece bir kişiyi ilgilendiren kanunlara rastlanmaktadır.

[69]. Üye tam sayısı 550’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde, ölüm, istifa, düşme gibi nedenlerle boşalma olsa bile üye tam sayısında bunlar dikkate alınmaz (İçtüzük, m.2/1).

[70]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.41; Teziç, Türk Parlâmento Hukukunun..., op. cit., s.177; Bakırcı, op. cit., s.190-197.

[71]. Burada şunu da belirtelim ki, İçtüzüğün 49’uncu maddesi de aynı imkanı sağlamaktadır. Bu maddeye göre, “Başkanlıkça lüzum görülen hallerde 8. Bentteki işlerin (ki bu işler kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerdir) görüşme sırası Danışma Kurulunca Genel Kurula teklif olunabilir”.

[72]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.40.

[73]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.41; Teziç, Türk Parlâmento Hukukunun..., op. cit., s.178.

[74]. Bkz. supra, s.347-352.

[75]. Erdoğan Teziç, Türkiye’de 1982 Anayasasına Göre Kanun Kavramı, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1972, s.137.

[76]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.43.

[77]. Ibid.

[78]. Teziç, Kanun Kavramı, op. cit., s.138.

[79]. Ibid.

[80]. Ibid.

[81]. Yılmaz Aliefendioğlu, “Yasaların Cumhurbaşkanınca Geri gönderilmesi”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 21, Mart 1988, Sayı 1, s.5-38; Erdoğan Teziç, “Cumhurbaşkanının Geri Gönderme Yetkisi”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1987, Cilt 3, s.83-105.

[82]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.269.

[83]. Ibid.

[84]. Hans Kelsen, Théorie pure du droit, Traduction française par Charles Eisenmann, Paris, Dalloz, 1962, s.361-362.

[85]. Ibid., s.361.

[86]. Ibid., s.362.

[87]. Ibid.

[88]. Ibid.

[89]. Ibid., s.366.

[90]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.47-48.

[91]. Haliyle, Hükûmet ile böylesine bir çatışma içine giren Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermeyebilir de.

[92]. Teziç, Anayasa Hukuku, op. cit., s.47-48.

 


 

Copyright

c) Kemal Gözler. 2001-2004. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler@hotmail.com  adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 3.3.2004 tarih ve 5101sayılı kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir kitabı herhangi bir yöntemle (fotokopi dahil) çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınırık bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya  zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler,  “Yasama İşlemleri", www.anayasa.gen.tr/yasamaislemleri.htm (erişim tarihi)


23 Mayıs 2005
Editör: Kemal Gözler

E-Mail: kgozler@hotmail.com

Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr