[Ana Sayfa]

HUKUKÇU OLMAYAN HUKUK DEKANLARI
Türkiye’de Bazı Hukuk Fakültelerine Hukukçu Olmayan Dekan Atanması Hakkında Eleştiriler


Kemal Gözler*

6 Ekim 2019 tarihinde anayasa.gen.tr’de Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir hukuk felsefesi hocasının görevine son verilmesi ve hukuk felsefesi dersini vermekle bir ilâhiyat fakültesi hocasının görevlendirilmesi hakkında “Anadolu Hukukta Neler Oluyor?” başlıklı bir eleştiri yazısı yayınladım.

Yazımın yayınlanmasından sonra çeşitli hukuk fakültelerine mensup bazı öğrencilerden ve bazı öğretim üyesi meslektaşlarımdan e-postalar aldım. Bu e-postalarda çeşitli fakültelerinde de falanca dersin ilâhiyat fakültesi öğretim üyesi tarafından verildiği belirtiliyordu. Keza bazı e-postalarda da bırakınız öğretim üyelerini bizzat dekanın ilâhiyatçı olduğundan şikayet ediliyordu.

Keza “Anadolu Hukukta Neler Oluyor” başlıklı makalem üzerine twitter’da yapılan çeşitli paylaşımlar da oldu. Bunlardan birisini (Sedat Albayrak isimli kullanıcının @sedadalbayrak hesabından yaptığı paylaşımı) burada zikretmek uygun olacaktır:

“Tr'deki bütün hukuk fakültelerinde sayısız ilâhiyatçı var, bunların envanteri çıkarılabilir, artısı sadece hukukta değil sosyal bilimlerin bütün bölümlerinde o temel bilimde yetişenler yerine istihdam edilmek konusunda ‘avantajlı’lar, mesela bunun tam tersini görmek mümkün değil.

İlahiyat mezunu ya da daha öze inersek İHL'li olmak yeni sistemin zorunlu bir ayrıcalığıdır, buradan yetişmek mecburi bir joker halidir, alınan formasyonun sınırlı muktesabatı ve sosyal bilim içerik zayıflığına rağmen İsviçre çakısı gibi her alanda yer bulabilirler pek tabi olarak”.

Ben de bazı hukuk fakültelerimizin kadrolarında hukuk fakültesi mezunu olmayan, hukuk alanında yüksek lisans ve doktoraları bulunmayan ilâhiyatçı öğretim üyelerinin bulunduğunu biliyorum. Yine bazı hukuk fakültelerimizde bazı derslerin ilâhiyat fakültesinden gelen öğretim üyeleri tarafından verildiğini de biliyorum. Geçmişte Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesine, hukuk fakültesi mezunu olmayan ilâhiyat mezunu olan öğretim üyeleri atanmasını isim de vererek bir makalemde şiddetle eleştirmiştim.

Bugün hukuk fakültesi kadrolarına atanan ilâhiyatçı öğretim üyesi sayısının ve keza hukuk fakültesinde ders veren ilâhiyat fakültesi öğretim üyesi sayısının çok daha arttığı biliniyor. Ancak bunların tam bir listesini yapacak bilgiye sahip değilim. Sedat Albayrak’ın önerdiği gibi, hukuk fakültesi kadrolarına atanan veya hukuk fakültelerinde ders veren ilâhiyatçıların bir envanterini çıkarmakta yarar vardır. Böylece sorunun boyutlarını daha doğru bir şekilde görmüş oluruz. Ben bu envanteri yapabilecek durumda değilim. Envanter fikrini ortaya atan sayın Sedat Albayrak’a böyle bir envanter çalışması yapmasını öneririm.

* * *

Ben bu makalede hukuk fakültesi kadrolarına atanan ilâhiyatçı öğretim üyesi veya hukuk fakültesinde ders veren ilâhiyat fakültesi öğretim üyesi sorununa değinmeyeceğim. Dediğim gibi bu konuda isim isim ayrıntılı bir bilgiye sahip değilim. Ama bu makalede, bu sorundan daha ağır bir sorun olan, “hukukçu olmayan hukuk fakültesi dekanları sorunu”na değineceğim. Bu sorunla ilgili önce verileri sunacağım; sonra söz konusu veriler ışığında sorunun bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım:

I. VERİLER

Türkiye’de aşağıdaki tabloda gösterilen üniversitelerin hukuk fakültelerinin dekanları hukukçu değildir.

Tabloyu daha büyük boyutta görmek için burasını tıklayabilirsiniz).
Tabloyu ve tablonun ayrıntılı kaynaklarını PDF formatında görmek için burasını tıklayabilirsiniz).

* “Statü” sütununda “Asil” kelimesi dekanın asaleten, “Vekil” kelimesi dekanın vekaleten atandığını, “Uhde” kelimesi ise dekanlık görevinin rektörün uhdesinde bulunduğunu, yani rektörün aynı zamanda dekan olduğunu gösterir. Fakülte web sayfasında “vekil” oldukları ayrıca belirtilmeksizin isimleri sadece “dekan” sıfatıyla verilen dekanlar “asıl” olarak kabul edilmişlerdir. Listede “Statü” sütununda dört dekanın yanına “Asıl” kelimesinden sonra, bu dekanların “Asıl” olduklarının tereddütlü olduğunu göstermek için “?” işareti konulmuştur. İnönü, Necmettin Erbakan, Ondokuz Mayıs ve Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültelerinin web sayfalarında dekanın vekil olduğu belirtilmediğine göre bunların asıl olduğu anlaşılır. Adı geçen hukuk fakültelerin web sayfasında verilen bilginin yanlış olma ihtimali vardır; soru işareti bu nedenle konulmuştur.
** “Dekanın Adı ve Soyadı”, “Statüsü” ve “Alanı” sütunlarında verilen bilgilerin internet kaynakları belgenin sonunda yer alan sonnotlarda gösterilmiştir. Tablonun “Kaynak” başlıklı son sütunundaki numaralar, sonnotlara gönderme yapmaktadır. Sonnotlar bu tablonun PDF versiyonunun sonundadır.
*** Ondokuzmayıs Üniversitesi Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümünde profesördür. Ayrıca 2012 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Çankaya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalında Yüksek Lisans yapmıştır (2015). Halen aynı yerde doktora öğrenimine devam etmektedir (https://akademik.yok.gov.tr/  ve https://personel.omu.edu.tr/tr/htkeceligil).
Kaynak: Önce https://istatistik.yok.gov.tr > Birim İstatistikleri > Genel Bilgiler > Fakülteler > Seç > Hukuk Fakültesi sekmeleriyle Türkiye’deki bütün hukuk fakültelerinin listesini oluşturdum (bkz. EK-1). Daha sonra bu listede yer alan hukuk fakültelerinin web sayfalarına tek tek girerek dekanların isimlerini ve eğitim bilgilerini tespit ettim. Tablodaki “Kuruluş Tarihi” ve “Türü” başlıklı sütunlardaki bilgiler https://istatistik.yok.gov.tr’den alınmadır. Dekanın adı ve soyadı, statüsü ve alanı sütunlarındaki bilgilerin kaynakları, aynı tablonun PDF versiyonunun sonnotlarında gösterilmiştir. Tablo 10.10.2019 tarihinde tarafımdan oluşturulmuştur. Kemal Gözler.
Ek Bilgiler:
1. Afyon Kocatepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Bayraklı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur (1978). https://akademik.yok.gov.tr/’ye göre Doktorası “Türk Vergi Hukuku'nda zamanaşımı” üzerinedir. Ancak doktorasını nerede yaptığı bilgisine ulaşamadık. Afyon Kocatepe Üniversitesi İktisadî ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü öğretim üyesi olan sayın Bayraklı’nın halen Afyon Kocatepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mali Hukuk Anabilim Dalı öğretim üyesi olduğu anlaşılıyor.
2.Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesinin Dekanı Prof. Dr. Ahmet Nizamettin Aktay’ın Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğu (1978) ve Gazi Üniversitesinde çalışma ekonomisi alanında doktora yaptığı (1985) ve Gazi Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünde profesör olarak çalıştığı anlaşılıyor. Halen Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalında profesör olarak görev yaptığı anlaşılıyor (https://akademik.yok.gov.tr/).
3. İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celal Erbay, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü (1975) ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1977) mezunudur. Doktorası hukuk alanında değildir; doktorasını Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yapmıştır (https://akademik.yok.gov.tr/).
Şüphesiz ideali hukuk fakültesi dekanının yüksek lisans ve doktorasının da hukuk alanında olmasıdır. Ama durum zaten vahim iken bu konuda daha ince eleyip sık dokumayı uygun görmedim ve bu üç hukuk fakültesi dekanını yukarıdaki listeye almadım.
4. https://istatistik.yok.gov.tr’de Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesi tabloda aktif olarak gösterilmiş olsa (bkz. EK-1) da adı geçen Üniversitenin web sayfasından bu Fakültenin dekanının kim olduğu bilgisine ulaşılamamaktadır.
Rica: Bu listede yer alan dekanların isimlerini, statülerini ve alanlarını, bütün hukuk fakültelerinin web sayfalarını ve ismi geçen dekanların özgeçmişlerini tarayarak oluşturduk. Bazı fakültelerin web sayfasında dekanların asaleten mi, yoksa vekaleten mi atandıkları konusunda sağlıklı bilgi yoktur. Bazı dekanların özgeçmişlerinde eğitim bilgilerine tam olarak belirtilmemiştir. Tabloda hatalı bilgiler var ise ve keza atladığım hukukçu olmayan hukuk fakültesi dekanı var ise lütfen bana bildiriniz. Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanının hukukçu olmadığını 16.10.2019 günü tespit edip, tabloya ilave ettim. K.G.

Yukarıdaki tablodan görüldüğü gibi toplam 20 hukuk fakültemizin dekanı hukukçu değildir. YÖK’ün https://istatistik.yok.gov.tr adresinde yayınladığı verilere göre Türkiye’de 10.10.2019 tarihi itibarıyla 82 hukuk fakültesi vardır (Bkz. EK-1). Bunlardan 8’i “Pasif”tir. Dolayısıyla geriye 74 adet hukuk fakültesi kalmaktadır. https://istatistik.yok.gov.tr'de “aktif” olarak gösterilen Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Hukuk Fakültesinin dekanı adı geçen Üniversitenin web sayfasında tespit edilememektedir. Geriye dekanı olabilecek 73 adet hukuk fakültesi kalmaktadır. Buna göre hukukçu olmayan dekanlar tarafından yönetilen hukuk fakültesi sayısı toplam hukuk fakültesi sayısının yüzde 27,39’udur.

Burada ayrıca belirtelim ki, Türkiye’de resmen kurulmuş ama henüz faaliyete geçmemiş ve dolayısıyla henüz dekanı atanmamış hukuk fakülteleri vardır (EK-1’in “Birim Durumu” başlıklı sütununa bakınız). Bunlar da muhtemelen yakında faaliyete geçecektir ve bunların çoğuna da pek muhtemelen faaliyete geçerken olmayan öğretim üyeleri asaleten veya vekaleten dekan olarak atanacak ve böylece hukukçu olmayan dekan sayısı daha da yükselecektir.

Yukarıdaki Tablo 1 incelendiğinde hukukçu olmayan bu 20 dekandan 8’inin “dekan vekili” olduğu, 6’sının ise asaleten atanmış dekanlar olduğu [1] ve 6’sının ise aynı zamanda rektör olduğu (yani 6 adet hukuk fakültesinin dekanlığının rektörün uhdesinde olduğu) anlaşılmaktadır.

Bu hukukçu olmayan dekanların kendi alanları şöyledir:

Yine yukarıdaki tablo incelendiğinde Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1992) ve Bursa Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1995) dışında dekanı hukukçu olmayan hukuk fakültelerinin hepsinin 2000 sonrasında kurulduğunu görüyoruz. Uludağ Hukuk da resmen 1995’te kurulmasına rağmen fiilen 2007’de öğrenci almaya başlamıştır.

Tabloya bakarak bir gözlem daha yapabiliriz: Vakıf üniversiteleri hukuk fakültelerine nazaran devlet üniversitesi hukuk fakültelerinde hukukçu olmayan dekan olgusu daha sık görülmektedir. Sadece 3 vakıf üniversitesinin dekanı hukukçu değil iken, 17 devlet üniversitesinin dekanı hukukçu değildir.

II. DEĞERLENDİRME

Sayısal verileri yukarıdaki gibi verdik. Şimdi bu sorunla ilgili bazı değerlendirmeler yapalım.

Öncelikle belirtelim ki, 73 "aktif" hukuk fakültesinin 20’sinin dekanının hukukçu olmaması, ihmal edilebilecek istisnaî bir olgu olarak görülemez. Toplamın yüzde 27,4’ünü teşkil eden olgu istisnaî bir olgu değildir. Ortada ciddi bir sorun vardır.

Hukukçu olmayan dekanların kendi içinde en büyük grubu, ilâhiyatçılar oluşturmaktadır. Türkiye’de dört hukuk fakültesi dekanı ilâhiyatçıdır. 10 yıl kadar önce Türkiye’de bazı hukuk fakültelerimiz iktisadî ve idarî bilimler fakültesi kökenli dekanların yönetimi altındaydı. Son on yıldır bu İİBF kökenli dekanların yerini adım adım ilâhiyatçı dekanların aldığı görülüyor.

Hukukçu olmayan hukuk fakültesi dekanları olgusunun sebepleri nelerdir? Kanımca bu olgunun başlıca sebepleri şunlardır:

Bu sebeplerin içinde en masumu, söz konusu fakültenin çok yeni kurulmuş olmasıdır. Yeni kurulan bir hukuk fakültesinde profesör unvanlı bir hukuk öğretim üyesi yoksa, rektör henüz bu fakülteye dekan olarak atanacak hukukçu bir profesör öğretim üyesi bulamımış ise, bu fakülteye hukukçu olmayan dekan veya dekan vekili atamak veya hukuk fakültesi dekanlığını kendi uhdesine almak dışında bir seçeneği kalmamaktadır. Hâliyle bu en mazur görülebilecek durumdur.

Ancak bu durumda dahi eleştirilecek hususlar vardır. Bir adet hukuk profesörü dahi yokken neden bu üniversitede bir hukuk fakültesi kurulmuştur? Hadi bir yanlışlık eseri bu üniversitede bir hukuk fakültesi kuruldu, bu üniversitenin rektörü bir adet hukuk profesörü dahi bulamadan neden fakülteye öğrenci alınması talebinde bulunmuştur? Hadi diyelim, rektör bir hata yaptı, YÖK neden bir adet hukuk profesörü dahi olmayan bu fakülteye öğrenci alım izni vermiştir?

Hâliyle yukarıdaki mazeret, eski veya yeni halihazırda profesör unvanlı hukuk öğretim üyelerinin bulunduğu hukuk fakülteleri için geçerli olamaz.

İlave edelim ki yeni kurulmuş olma mazereti, kurulalı beş on yıl olmuş fakülteler için de geçerli olamaz. Zira bu ihtimalde, rektörlerin bu hukuk fakültelerine hukuk profesörü bulmak için yeterli zamanları olmuştur. Bu süre içinde hukuk profesörü bulmayan bir rektörün “fakültede profesör unvanlı hukukçu yok, onun için hukukçu olmayan dekan atadım” açıklaması inandırıcı olmaktan uzaktır.

Türkiye’de bazı rektörlerin, hukuk fakültesinde profesör unvanlı öğretim üyeleri olmasına rağmen onların içinden birini dekan olarak atanması için YÖK’e teklifte bulunmamadığından, bunun yerine kendisine yakın gördüğü hukukçu olmayan profesörleri teklif ettiğinden şikayet ediliyor.

Belirtelim ki, uzun süreli dekan vekilleri durumunda “vekalet” kurumunun mükemmel bir kötüye kullanımı vardır. İdare hukukunda vekalet, kamu hizmetlerinin devamlılığını sağlamak için mahiyeti gereği, belki en fazla altı ay gibi bir süreyle, geçici olarak uygulanabilecek bir kurumdur. Oysa Türkiye’de bazı hukuk fakülteleri yıllarca, bazıları kurulduğundan bu yana, “vekil dekanlar” tarafından yönetilmektedir. Bu vekalet kurumunun ifsat edilmesinden başka bir şey değildir. Aynı zamanda bu uygulamayla, rektörler gerçekte YÖK’ün sahip olduğu dekan atama yetkisini fiilen kullanır hâle gelmektedirler. YÖK’ün, bir fakülteyi altı aydan uzun bir süre vekil dekanlar aracılığıyla yöneten rektörler hakkında soruşturma açması gerekir.

Bir hukuk fakültesinin yıllarca bir dekan vekili tarafından yönetilmesi nasıl hukuka aykırı ise, hukuk fakültesi dekanlığını bir rektörün uzun bir süreyle kendisinin uhdesinde toplaması, yani bu görevi bizzat ifa etmesi de aynı şekilde hukuka aykırıdır. Bu durumda hukuk fakültesinin rektörlük karşısında bir özerkliği kalmaz. Üniversite özerkliği kavramı iç özerkliği de içerir. Kanunla öngörülen alanların dışında, her fakülte kendi kendini yönetme hakkına sahiptir. Ayrıca dekanlık görevinin doğrudan doğruya rektör tarafından ifa edilmesi kamu hizmetlerinin aksamasına da neden olmaktadır. Böyle bir “rektör dekan”, işlerinin yoğunluğu nedeniyle gerektiği kadar fakülteye gelememekte; işler bir dekan yardımcısı tarafından yürütülmekte, dekan yardımcısı bile rektörlerle arzu edildiği kadar sık görüşememekte ve doğal olarak da yönetimde inisiyatif almaktan çekinmektedir.

Dekanlık görevinin gerek doğrudan doğruya rektörler tarafından yürütülmesi, gerekse vekalet yoluyla ifa edilmesi, ancak kamu hizmetlerinin devamlılığı ilkesinin gerektirdiği durumlarda, o da birkaç ay gibi sınırlı bir süreyle, mümkündür. Bunun dışında gerek vekalet ve gerekse uhdeye alma, yani rektör tarafından doğrudan yönetim, hukuka aykırıdır. 2547 sayılı Kanun, kendi öngördüğü hususlar ve durumlar dışında, fakültelerin kendi öğretim üyeleri tarafından yönetilmesi usûlünü benimsemiştir.

* * *

Burada şunu da belirtmek isterim ki, iyi niyetli rektörler de Türkiye'de hukuk fakültelerine dekan atamak konusunda büyük güçlükle karşılaşmaktadırlar. Bilindiği gibi dekan atanacak kişinin profesör olması gerekir ve vakıa Türkiye’de bazı hukuk fakültelerinde hukuk profesörü sayısı sıfırdır veya sadece bir ikidir. Hâliyle her rektör daha geniş bir havuz içinden dekan seçmeyi arzu eder. Bu arzusunda da aslında haklıdır. Ama bu durum dahi rektöre bu hukuk fakültesine hukukçu olmayan dekan atama hakkını vermez. İlk düğme yanlış iliklenince izleyen düğmeler de yanlış ilikleniyor. Böyle iyi niyetli rektörlerin olduğu durumlarda, keşke bu üniversitede hukuk fakültesi hiç kurulmamış olsaydı demekten başka bir seçenek kalmıyor.

Maalesef, kurulalı on küsur yıl olmuş hukuk fakültelerinde bugün profesör unvanlı öğretim üyesi ya hiç yoktur; ya da sadece birkaç tane vardır. Örneğin 1995 yılında resmen ve 2007 yılında fiilen kurulan Bursa Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1, 2005 yılında kurulan Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 6, 2010 yılında kurulan Gaziantep Üniversitesinde 2, 2009 yılında kurulan İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1, 1992 yılında kurulmuş Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 4, 2008 yılında kurulmuş olan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1, 2007 yılında kurulmuş olan Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 4, 2008 yılında kurulmuş olan Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 2 adet profesör unvanlı öğretim üyesi vardır [2]. Verilen sayıların içindeki profesör öğretim üyelerinin bazıları hukukçu da olmayabilir.

Bu verilerin gösterdiği gibi, Türkiye’de hukuk fakülteleri kurulduktan sonra, üzerlerinden 10 yıl geçse bile, kendilerinden beklenen gelişmeyi sağlayamamaktadırlar. İşin ilginç yanı Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi gibi Ankara’da kurulmuş olan ve “Hacettepe” gibi bir markanın prestijinden yararlanan Hacettepe Hukuk Fakültesi için dahi bu yargı belli ölçüde geçerlidir. Adı geçen hukuk fakültesinde sadece altı adet profesör vardır.

Bazen de kurulmasından itibaren belirli bir süre sonra makul bir gelişmeyi sağlamış olan hukuk fakültesinin seviyesini koruyamadığına şahit oluyoruz. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi bu duruma örnektir. 1992 yılında kurulmuş bu Fakültemizde bugün profesör unvanına sahip sadece dört adet öğretim üyesi vardır. Oysa geçmiş yıllarda bu fakültede profesör unvanına sahip veya birkaç yıl içinde profesör olabilecek başka öğretim üyeleri de vardı. Kocaeli Hukuka hasretmeden, genel olarak söyleyelim ki, bazı hukuk fakültelerimizde yetişen bazı öğretim üyeleri profesör olduktan sonra veya emeklilik hakkına elde ettikten sonra bu fakültelerden ayrılıyorlar.

* * *

Aslında hukukçu olmayan dekan sorunu, Türkiye'deki hukuk fakültelerinin kendilerine hukuk profesörü bulamamaları sorununun bir uzantısıdır.

* * *

Hukuk fakültelerinin kendilerine hukuk profesörü ve hukuçu dekan bulamamaları sorununun sebeplerinden birisi de bazı hukuk fakültelerinin yanlış yerlerde kurulmuş olmasıdır. Yozgat’ta hukuk fakültesi kurarsanız, bu Fakülteye profesör unvanlı hukukçu bulamazsınız. Yozgat Hukuk Fakültesinin dekanı bugün bir kimyacının uhdesindedir. Kırklareli’nde hukuk fakültesi kurarsanız, burada çalışacak hukuk profesörü bulmakta çok zorlanırsınız. Neticede bugün Kırklareli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığını bir Fransız Dili ve Edebiyatı profesörü zorunlu olarak vekaleten yürütmektedir.

Hukuk fakültesinin gelişebileceği bir iki yerde de hukuk fakültesi, il merkezinde değil, yanlış bir şekilde, bir ilçede kurulmuştur. Bunlardan biri Bursa Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesidir. Bu Fakülte, Bursa merkeze kurulması gerekirken Gemlik’e kurulmuştur. Bu Fakültenin kuruluşunda ve gelişiminde fiilen bulundum ve elimden geldiği ölçüde bu Fakülteye hoca bulmak için çaba sarf ettim. Bulduğumuz bazı aday hocalar, gelip Gemlik’i görünce Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesine gelmekten vazgeçtiler. “Gemlik” Hukuk Fakültesinde faaliyete geçmesinden 12 yıl sonra bugün sadece 1 profesör ve 4 doçent vardır. Dekanlığına da aynı Üniversitenin İİBF Maliye Bölümünden bir meslektaşımız zorunlu olarak vekalet etmektedir. (Daha önce Dekanlık Rektörün uhdesindeydi).

Benzer şeyleri Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi için de söyleyebiliriz. Bu Fakültenin gelişmesinin önündeki en büyük engel, Samsun Merkezde değil Çarşamba’da kurulu olmasıdır. Bu Fakülte de bugün bir tıp fakültesi hocasının dekanlığında idare edilmektedir. Siz Çarşamba’ya hukuk fakültesi kurarsınız sonuç bu olur. İlave edelim ki, Allah’a şükür, aslen pediatrik kalp cerrahisi profesörü olan bu değerli meslektaşımız, hukuka zamanında özel bir ilgi göstermiş ve 2012 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesinin bir hukuk profesörü tarafından olmasa da bir hukuk fakültesi mezunu tarafından yönetildiğini söyleyebiliriz. Bu hiç yoktan iyidir.

* * *

İlginç bir gözlemimi de aktarmak isterim: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Şevket Topal’dır. Kendisi ilahiyatçıdır. Özgeçmişine göre sayın Şevket Topal, Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde “Adalet” önlisans programını tamamlamıştır (2013-2015). Kendisiaçıköğretim programından alınmış “adalet önlisans” diplomasına sahiptir. Recep Tayyip Erdoğan Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, hukuk fakültesi mezunu olmasa da, hiç olmazsa iki yıllık açıköğretim adalet önlisansı yapmış bir dekanları vardır.

* * *

Bugün bazı hukuk fakültelerimiz, hukukçu olmayanların vesayeti altında bulunuyor. Bugün hukuk fakültelerimizin yaklaşık yüzde 27,4'ü hukukçu olmayan öğretim üyeleri tarafından yönetiliyor. Türkiye’de hukuk fakültelerinde pek çok ders hukukçu olmayan öğretim üyeleri tarafından veriliyor. Türkiye’de adeta bir “hukukçusuz hukuk fakültesi” olgusu var.

Hukuk fakültesi öğrenimi almamış kişiler nasıl olacak da hukuk dersi verecekler. Hukuk eğitimi almamış kendileri hukuk fakültesinde çalışmamış kişiler nasıl olacak da hukuk fakültesini yönetecekler?

Kendileri hâkim ve savcı olma ehliyetine sahip olmayan kişiler nasıl olacak da hakim ve savcı ve avukat yetiştiren okulları yönetecekler?

Ben atanmış olmalarından bağımsız olarak, hukuk fakültelerinde ders veren hukukçu olmayan hocalara sormak istiyorum: Siz sağduyuya sahip bir akademisyen olarak kendinizi hukuk fakültesinde ders vermeye ehil görüyor musunuz? Yine içlerinden dekan olanlara da şunu sormak istiyorum: Kendinizi bir hukuk fakültesini yönetmeye layık görüyor musunuz? Hâliyle bu sorularımın muhatabı, kendileri istemediği hâlde, yeni kurulmuş hukuk fakültelerine, başka öğretim üyesi olmadığı için vekaleten dekan olarak görevlendirilmiş öğretim üyeleri değildir.

Hukukçu olmayan dekanlara ve hukukçu olmayan hukuk hocalarına sormak istiyorum: Kendinizin yönettiği veya ders verdiği hukuk fakültesine kendi çocuğunuzu göndermek ister misiniz?

* * *

Türkiye’de başta ilâhiyatçılar olmak üzere, pek çok çevrede en çok telaffuz edilen kelimelerden ikisi ehliyet ve liyakattir. Bu çevrelerde sıkça işi ehline vermeyen kavimlerin batacağı söylenir. Şüphesiz izleyen sorum, bu çevrelerdeki herkese yönelik bir soru değildir; onların içindeki küçük bir azınlığa yöneliktir; ama ben bu soruyu yine de sormak istiyorum: Sizin öğrenimini görmediğiniz dersleri vermeniz ehliyet midir? Kendinizin mezun olmadığı bir fakülteye dekan olmanız liyakat midir?

Eğer işi ehline vermeyen kavimler batıyorsa, hiç kuşkunuz olmasın, hukukçu olmayan kişilerin ders verdiği hukuk fakültelerinin ve hukukçu olmayan dekanlar tarafından idare edilen hukuk fakültelerinin bulunduğu bir ülke eninde sonunda batacaktır.

* * *

Burada hukuk fakültesi öğretim üyesi bazı meslektaşlarıma de bir iki söz söylemek isterim: Sizin fakültelerinize, hukukçu olmayan öğretim üyeleri atanırken, sizin binbir emek ve güçlükle elde ettiğiniz unvanları, başkaları hak etmeden kullanırken, siz neden susuyorsunuz? Bağınıza destursuz girenleri neden bağınızdan kovmuyorsunuz? Bağınızı siz korumayacaksanız kim koruyacak?

* * *

Makalem yayınlandıktan sonra gösterilen bazı tepkilere cevap olarak belirtmek isterim ki, hukuk fakültelerinin dekanlarının hukukçu olması, bu fakültelerdeki mevcut kalitesizlik sorununu tek başına çözecek bir şey haliyle değildir. Hukuk fakültelerinin “hukukçu” dekanlarının önemli bir kısmının durumu da pek parlak değildir. Ancak bu sorun bu makalenin konusu değildir. Bu makalenin konusu olan sorun, hukuk eğitiminin en ilkel, en basit sorunudur. Bu sorun çözülmedikçe daha ileri düzey sorunları gündeme getirmenin bir gereği yoktur. “Hukukçu olmayan hukuk fakültesi dekanları sorunu”, hukuk eğitiminde sıfırın altında bir kalite sorunudur. Sıfır derecesine çıkmadıkça başka kalite sorunlarını tartışmanın bir anlamı olmaz.

III. YARGI REFORMUNU SAVUNANLARA ÇAĞRI

7 Ekim 2019 tarihinde yayınladığım “Anadolu Hukukta Neler Oluyor” başlıklı makalemde de aynı hususa dikkat çekmiştim. Son aylarda Türkiye’de “yargı reformu” konusu gündemde. Hukuk eğitiminin önemine dikkat çekiliyor. Hukuk fakültelerinin beş yıla çıkarılacağı söyleniyor.

Ben şahsen yargı reformunu savunanların samimî olduklarına inanmıyorum. Türkiye’de bu yıllarda ne yargının, ne de hukuk fakültelerin reforma ihtiyacı var.

Türkiye’de yargının ihtiyacı bağımsızlıktır.

Türkiye’de hukuk fakültelerinin ihtiyacı özerkliktir.

Türkiye’de yargıyı, siyasî etkilerden kurtarmadıkça yargıya güveni tesis edemezsiniz. Türkiye’de hukuk fakültelerinin özerkliğini sağlamadıkça hukuk eğitiminin kalitesini artıramazsınız.

* * *

Türkiye’de hukuk eğitiminin içinde bulunduğu sorunların çeşitli sebepleri vardır. Bu sebepleri ortadan kaldırmaya bakınız.

Bu sebeplerden birisi öğretim üyesi sayısının azlığıdır. Türkiye’de YÖK’ün verilerine göre, 2018-2019 öğretim yılında hukuk fakültelerinde okuyan 82322 öğrenci vardır. Türkiye’de hukuk fakültelerinde sadece 407 profesör, 211 doçent ve 747 doktor öğretim üyesi vardır [3]. Bu sonuncu grubu katsak dahi öğretim üyesi sayısı 1365’tir. (Belirtelim ki bunların içinden bir kısmı hukukçu da değildir). Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı 60,3’tür (YÖK öncesi dönemde olduğu gibi öğretim üyesinden sadece profesör ve doçentler anlaşılırsa bu sayı 133,2’ye yükselmektedir. Yani bir hukuk profesörü veya doçenti başına düşen öğrenci sayısı 133 olmaktadır). Bu sayı ortada oldukça siz sihirbaz olsanız hukuk fakültelerinde eğitim kalitesine artıramazsınız.

Vakıa, Türkiye'de pek çok hukuk fakültesinde dersler, ders verme yetkisine sahip olmayan araştırma görevlileri tarafından verilmektedir. Araştırma görevlilerinin ders vermesi hukuka aykırıdır. Derslerine araştırma görevlisi giren öğrencileri, dekanlarını rektörlüğe, rektörü de YÖK'e şikayet etmeye davet ediyorum.

Ne kadar ilginçtir ki Türkiye’de büyük şehirlerde dahi, bazı mahkeme kürsülerinde 23-24 yaşında hakimler, bazı hukuk fakültelerinin kürsülerinde de 23-24 yaşlarında hocalar var. Bu ülkede bazı mahkemelerde adalet 23-24 yaşında hakimler tarafından dağıtılıyor; bu ülkede bazı hukuk fakültelerinde de hukuk eğitimi 23-24 yaşında hocalar tarafından veriliyor! Türkiye’de “çocuk gelin” sorunu gibi adeta bir “çocuk hukuk hocası” sorunu var [4]!

“Yargı reformu” yapmak isteyenlere seslenmek istiyorum: Yapmanız gereken şey, hukuk fakültesi sayısını veya hukuk fakültesi eğitim süresini artırmak değil, hukuk öğretim üyesi sayısını artırmaktır. Hukuk öğretim üyesi sayısını artırmak için ise yirmi yıla ihtiyacınız vardır. Bir hukuk profesörü, lisans eğitiminden sonra minimum yirmi yılda yetişiyor.

Durum bu iken, Türkiye’de, Afyon, Bolu, Çankırı, Kırklareli, Rize, Tokat, Yozgat gibi hiç olmayacak yerlerde hukuk fakültesi kurarak zaten yetersiz olan hukuk öğretim üyesi sayısını daha da dağıtmayın; daha da işi içinden çıkılmaz hâle getirmeyin.

Ne yaparsanız yapın, siz bu illerde açılmış hukuk fakültelerinde hukuk profesörü istihdam edemezsiniz. İstediğiniz tedbiri alın, istediğiniz teşviki verin, istediğiniz zorunlu hizmeti getirin, bunu sağlayamazsınız. Zorunlu hizmetini tamamlayanlar buralardan gidecektir. Önümüzde çok güzel bir örnek var: Erzincan Hukuk Fakültesi 1987 yılında kurulmuş ve 1991 yılında faaliyete geçmiştir. 2000’li yılların başında bu Fakültede otuzdan fazla yardımcı doçent veya doçent vardı. Şimdi bunların tamamına yakını profesör olmuştur. Ama şimdi neredeler? İstanbul ve Ankara’dalar. Erzincan’da içlerinden sadece dördü kalmıştır. Bugün 30 yıllık Erzincan Hukuk Fakültesi, yeni kurulmuş bir hukuk fakültesinden daha iyi konumda değildir. İşte size 30 yıllık bir tecrübe. Hata yerin yanlış olması.

Türkiye’de bazı hukuk fakültelerimiz taşranın insafına terkedilmiştir. Türkiye’de bazı hukuk fakültelerimiz, yerel siyasetin mezesidirler. Gemlik’e kurulmuş olan Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesinin geçmişte Bursa merkeze taşınması için pek çok teşebbüs olmuştur. Bunların hepsi Gemlik denen kasabanın eşrafı tarafından başarıyla engellenmiştir. Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesinin gelişememesinin sebeplerinden biri de Gemlik eşrafının ihtirası ve Uludağ Üniversitesinin çeşitli dönemlerdeki Rektörlerinin yerel siyaset karşısında dik duramamalarıdır.

Taşra siyasetine meze olmuş hukuk fakülteleriyle hukuk eğitiminde kalite sağlanamaz.

* * *

Türkiye’de hukuk eğitiminde kalite sağlamak istiyorsanız, öncelikle kendisine hukukçu bir dekan dahi bulmamış hukuk fakültelerini derhal kapatınız. Bir fakültede dekan olacak hukukçu öğretim üyesinin bulunmaması, bu fakültenin kapatılmaya hak ettiğinin en güzel delilidir.

Bunun dışında, kendi kadrosunda, en az beş profesör, beş doçent ve beş doktor öğretim üyesi olmayan hukuk fakültelerini derhal kapatınız. Bu sayılar dahi minimum sayılardır. Bu sayılara ulaşamamış bir fakültede hukukçu yetiştirilemez. Boşu boşuna milleti kandırmayın.

Tabiî bunları yapmak cesaret ister. Hiç olmazsa şunları yapın: Hukuk fakültelerine hukukçu olmayan dekan atanmasına engel olun. Hukuk fakültelerinde derslerin hukukçu olmayan öğretim üyeleri tarafından verilmesine karşı çıkın.

Türkiye’de siyasî iktidarın bunları yapabileceğini sanmam. O nedenle çocuklarını hukuk fakültesine göndermeyi düşünen anne-babalara şu şekilde seslenmek isterim: Çocuğunuzu göndermeyi düşündüğünüz hukuk fakültesinin web sayfasına girip, şu üç hususu araştırınız:

(1) Fakültenin kadrosunda tam zamanlı olarak beş hukuk profesörü, beş hukuk doçenti ve beş hukuk doktoru var mı? Yoksa, çocuğunuzu boşu boşuna bu fakülteye göndermeyin. Böyle bir fakülteye göndererek kendi kendinizi aldatmayın; böyle bir fakülteden hukukçu çıkmaz.

(2) Fakültede ders veren öğretim üyelerinin hepsi hukuk fakültesi mezunu mu? Kendisi hukuk fakültesi mezunu olmayan bir hocanın verdiği hukuk eğitiminden ne hayır gelir? Böyle hocaların ders verdiği bir fakülteye çocuğunuzu göndererek kendinizi kandırmayın. Böyle hocalar hukukçu yetiştiremez.

(3) Fakültenin dekanı hukukçu mu? Bir fakültede 5 değil, isterse 15 hukuk profesörü olsun, fakülte hukukçu olmayan bir dekan tarafından yönetiliyorsa, o fakültede hukukçu yetişmez. Böyle bir fakülteye çocuğunuzu göndererek onun geleceğini heba etmeyiniz.

* * *

Yargı reformu kapsamında bir de eğitim kalitesini artırmak için hukuk fakültelerinin beş yıla çıkarılacağı söyleniyor. Hukuk fakülteleri beş yıla çıktı diye eğitim kaliteli hâle gelmez. Bu fakültelerdeki dersler ehil hocalar tarafından verilirse bu fakülteler kaliteli hâle gelir.

Burada ayrıca hukuk fakültelerinin beş yıla çıkarılması teşebbüsü konusunda bir endişemi de dile getirmek isterim: Bu teşebbüsün altında bir art niyet yatıyor olabilir. En azından bu teşebbüs bir "ters etki"ye yol açabilir. Ülkemizde hukuk fakültelerinde öğretim üyesi sayısı en köklü olanlarda bile yetersizdir. Hukuk fakülteleri beş yıla çıkınca, hukuk fakültelerindeki öğretim üyesi sayısı yetersizliğinden dolayı pek çok ders boş geçecektir; bu durum, bu dersleri hukukçu olmayan öğretim üyeleriyle doldurmak için mükemmel bir mazeret teşkil edecektir. Belki beş yıla çıkarma önerisi, hukuk fakültelerini daha fazla sayıda hukukçu olmayan öğretim üyesiyle doldurmak için ustaca tasarlanmış özel bir projedir.

Şüphesiz başkalarının samimiyetini sorgulamak hoş bir şey değildir. Ama yargı reformunu savunanlar samimiyseler, samimiyetlerini ispatlamak için önlerinde altın değerinde bir fırsat vardır: Hukuk fakültelerinde hukukçu olmayan öğretim üyelerinin ders vermesinin ve keza hukuk fakültelerine hukukçu olmayan dekan atanmasının yanlış bir şey olduğunu beyan etmeleri samimiyetlerini ispatlamak için yeterlidir.

12 Ekim 2019


EK-1: Türkiye'de Hukuk Fakülteleri Listesi

DİPNOTLAR
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
[1] Çalışmamızda ilgili fakültenin web sayfasında “vekil” oldukları ayrıca belirtilmeksizin isimleri sadece “dekan” sıfatıyla verilen dekanlar “asıl” olarak kabul edilmişlerdir. İnönü, Necmettin Erbakan, Ondokuz Mayıs ve Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültelerinin web sayfalarında dekanın vekil olduğu belirtilmediğine göre bunların asıl olduğu anlaşılır. Ancak bu dekanların vekil değil, asıl olma ihtimalleri çok yüksektir.
[2] https://istatistik.yok.gov.tr > Öğretim Elemanı İstatistikleri > Öğretim Elemanı Sayıları > Birim Grubu İsmine Göre Akademisyen Sayıları > Seç > Hukuk Fakültesi sekmeleriyle oluşturduğumuz rapordan alınmıştır (11.10.2019).
[3] Öğrenci ve öğretim üyesi sayıları https://istatistik.yok.gov.tr > Yükseköğretim İstatistikleri > 2018-2019 2018-2019 Öğretim Yılı Yükseköğretim İstatistikleri, Eğitim Birimlerine Göre Öğrenci ve Öğretim Elemanı Sayıları'dan alınmıştır (11.10.2019).
[4] Türkiye'de “çocuk gelinler” gibi bir “çocuk hakimler” sorununun bulunduğuna Talat Canbolat'ın 13 Mayıs 2019 tarihli bir tweet'inde ve Fahrettin Kayhan'ın bir 21 Ağustos 2019 tarihli bir makalesinde işaret edilmiştir. Ben de bu benzetmeden esinlenerek, söz konusu sorunu akılda kalıcı ve etkileyici bir şekilde ifade etmek için, figüratif olarak “çocuk hukuk hocası” terimini kullandım. Haliyle 18 yaşın ikmaliyle çocukluk biter. Ancak hukuk hocalığı gibi bir meslekte 23-24 yaş bir nevi “çocukluk” olarak görülebilir.



Bu makale hakkında bir eleştiri yazısı için bakınız:
Emir Kaya, "Hukukçuluk Fetişi: Kemal Gözler Yanılıyor ve Yanıltıyor", https://www.academia.edu/40639306/ (16.10.2019).
Emir Kaya'nın eleştiri yazısı hakkında bir eleştiri yazısı için bakınız:
Ertuğrul Uzun ve Kasım Akbaş, “Hukukçuluk Fetişinin Panzehiri Ahlaki İlke Totemizmi midir?”, www.ertugruluzun.com/...panzehiri (Yayın Tarihi: 20.10.2019).


(c) Kemal Gözler, 2019.

UYARI: Makalemin tam metin olarak başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde yayınlanmasına rızam yoktur. Makalemden ancak miktar olarak yarısını aşmamak ve www.anayasa.gen.tr/dekanlar.htm adresine link verilmek şartıyla alıntı yapılabilir.

Bu makaleye aşağıdaki şekilde atıf yapılması önerilir: Kemal Gözler, "Hukukçu Olmayan Hukuk Dekanları: Türkiye’de Bazı Hukuk Fakültelerine Hukukçu Olmayan Dekan Atanması Hakkında Eleştiriler", www.anayasa.gen.tr/dekanlar.htm (Yayın Tarihi: 12.10.2019).

BU MAKALE İLGİNİZİ ÇEKTİYSE İZLEYEN MAKALELERİM DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:
1. Kemal Gözler, "Anadolu Hukukta Neler Oluyor? Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Bir Hukuk Felsefesi Hocasının Görevine Son Verilmesi ve Hukuk Felsefesi Dersini Vermekle Bir İlahiyat Fakültesi Hocasının Görevlendirilmesi Hakkında Bir Eleştiri", www.anayasa.gen.tr/anadolu-hukuk.htm (Yayın Tarihi: 7 Ekim 2019).
2. Kemal Gözler, “Yalova Üniversitesi SBE Kamu Hukuku Yüksek Lisans Programı Hakkında Eleştiriler”, www.anayasa.gen.tr/yalova-yl.pdf (Yayın Tarihi: 9 Ocak 2014).
3. Kemal Gözler, “Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Dilek'e Açık mektup”, www.anayasa.gen.tr/rektore-acik-mektup.htm (Yayın Tarihi: 22 Temmuz 2013).
4. Kemal Gözler, Kemal Gözler, “Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Dilek’in Akademik Kurulda Seçim Anketi Yapması Hakkında Eleştiriler”, www.anayasa.gen.tr/ankete-elestiriler.pdf (Yayın Tarihi: 12 Ocak 2014).


Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/dekanlar.htm
İlk Yayın Tarihi: 12 Ekim 2019, Saat 00:15
Güncelleme/Düzeltme/Ekleme Tarihi: 12 Ekim 2019, Saat 13:45; Saat 15:00; Saat 16:40; 14 Ekim 2019, Saat 08:00; 16 Ekim 2019, Saat 09:50; Saat 15:00; 20.10.2019, Saat 16:36