[Ana Sayfa]


AKADEMİK DERGİ YAYINCILIĞI ÜZERİNE GÖZLEMLER VE ELEŞTİRİLER



Kemal Gözler*

İlk akademik makalem, 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinde yayınlandı [1]. Bir kısmı hakemli dergilerde olmak üzere, yayınlanmış 70’ten fazla makalem var [2]. Yayınlanan makalelerimin en az yarısında, ilki ve sonuncusu dahil, yayınlanma süreçlerinde, dergi editörleriyle, hakemlerle, yayın kurullarıyla ve bazen de dekanlarla problemler yaşadım.

İlk makalemi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisine gönderdiğimde ben araştırma görevlisiydim ve dönemin Dekanı (o zamanlar dergiler hakemli değildi, yayın komisyonları olsa da, dekan ne derse o olurdu), makalemin yayınlanmasını kabul etmedi ve makalemi Kamu Hukuku Bölüm Başkanlığına, Bölüm Başkanlığı da mensubu olduğum Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığına gönderdi. Ancak Anabilim Dalı ve Bölüm Başkanının ısrarı sonucunda dönemin sayın Dekanı makalemi yayınlamayı kabul etti.

Otuz küsur yıldır, makalelerimin yayın sürecinde, envai çeşit problemler yaşadım ve yaşamaya da devam ediyorum. Bazı makalelerim hakeme dahi gönderilmeden reddedildi. Bazı makalelerim ise bir buçuk yıl süreyle dergilerde bekletildi. Bazı makalelerimin yayınlanması hakem raporları nedeniyle reddedildi. Yayınlanan pek çok makalemde de hakemler düzeltme istedi. Bu istenen düzeltme taleplerine, aklımın yattığı, elimden geldiği ölçüde uymaya ve makalelerimi düzeltmeye çalıştım. Düzelttikten sonra makalelerimden bir kısmı yayınlandı, bir kısmı ise ikinci aşama hakem raporlarından sonra da reddedildi. Pek çok makalemle ilgili olarak editörlere itiraz üzerine itiraz ettim. Maalesef reddedilmeleri yüzünden yayınlanmadan kalan, günışığına çıkma şansına ulaşamayan makalelerim de olmuştur.

Vakıa şu ki, bu memlekette değişen bir şey yok. 30 küsur yıl önce genç bir araştırma görevlisi iken başıma ne geliyorsa, emekli bir profesör iken bugün de başıma aynı şey geliyor. Aşağıda örnek olarak sıralayacağım dört makalemin 2018 ve 2019 yıllarında geçirdiği süreç de bunu teyit ediyor.

Görüldüğü gibi Türkiye’de akademik dergi yayıncılığını eleştirmek için yeterli tecrübeye doğrudan doğruya sahibim. İlave etmek isterim ki, diğer meslektaşlarımın ve özellikle genç meslektaşlarımın yaşadıkları tecrübelerden de zaman zaman haberim oluyor.

Uzun lafın kısası, yeterli tecrübeye sahip biri olarak söylemek isterim ki, Türk akademik dergi yayıncılığında ciddi problemler vardır. Aslında bu problemler, bilinmeyen problemler değildir; pek çok akademisyenin her yıl yaşadığı problemlerdir. Hatta bunlar, akademisyenlerin arasında en çok konuşulan konulardan biridir. Ne var ki, bu problemler yazılı olarak pek dile getirilmiyor. Bu konuda literatürde eksiklik var. İşte ben bu eksikliği bir ölçüde de olsa gidermek amacıyla bu makaleyi yazmaya karar verdim.

Burada bu problemler konusunda birtakım gözlemler ve eleştirilerde bulunacağım. Ama bu problemleri teyit etmek ve somut olarak örneklendirmek için son dört hakemli makalemin yayın süreçleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

I. DÖRT MAKALE, DÖRT HİKAYE

2018 yılının Ocak ayında Mahallî İdareler Hukuku başlıklı bir kitap yayınladım [3]. Bu kitabı hazırlarken Türkiye’de il özel idaresi, belediye, köy ve mülkî idare sistemlerinin ortaya çıkışlarını ve tarihsel gelişimlerini de inceleme imkânım oldu. Bu incelemelerin sonunda, Osmanlı/Türk il özel idaresi, belediye idaresi, köy idaresi ve mülkî idare sistemleri üzerinde Fransız etkisinin bulunduğunu ve bunları düzenleyen ilk kanunların çok büyük ölçüde Fransız kanunlarından iktibas edildiği sonucuna ulaştım.

Bu konuda ulaştığım sonuçları kısaca Mahallî İdareler Hukuku kitabında verdim; ama bu konuda yaptığım incelemeleri adı geçen kitaba alamadım. Çünkü bunların her birine ilişkin yazdığım kısım 25-30 sayfa civarındaydı. Bunları Mahallî İdareler Hukuku kitabına alsaydım, zaten 520 sayfa uzunluğunda olan kitap, en az 100 sayfa daha artacak ve keza kitabın plânındaki tutarlılık da bozulacaktı. Ben de bunları birer makale olarak yayınlamaya karar verdim [4] ve ortaya her biri 25-30 sayfa olan dört ayrı makale çıktı. Bu dört makaleyi, her birinde diğer dergilere gönderdiğim makalelere de göndermede bulunarak, dört ayrı dergiye gönderdim. Makalelerin isimleri ve geçirdikleri süreç aşağıda açıklanmıştır.

1. “Osmanlı Mülkî İdare Sistemi Üzerinde Fransız Etkisi: 1864 ve 1871 Vilayet Nizamnameleri Fransa’dan mı İktibas Edilmiştir?” başlıklı makalemi 28 Aralık 2017 tarihinde yayınlanması dileğiyle Amme İdaresi Dergisine gönderdim. Makale bir buçuk yıl sonra, 15 Mayıs 2019 tarihinde Amme İdaresi Dergisinde (Cilt 52, Sayı 1, Mart 2019, s.1-32) yayınlanabilmiştir. Makalenin geç yayınlanmasının muhtemelen bir sebebi de, 2 Temmuz 2018 tarih ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile dergiyi çıkaran TODAİE’nin kapatılması ve akabinde derginin Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesine devredilmesidir. Bu nedenle gecikme konusunda adı geçen Derginin ne eski editörlüğünü, ne de yeni editörlüğünü sorumlu tutmak mümkündür. Anlaşıldığı kadarıyla sorumlu 703 sayılı KHK’dır.

2. “Türk Belediye Sistemi Üzerinde Fransız Etkisi: 3 Nisan 1930 Tarihli Belediye Kanunu Fransa’dan mı İktibas Edilmiştir?” başlıklı makalemi yayınlanması dileğiyle 4 Şubat 2018 tarihinde Çağdaş Yerel Yönetimler dergisine gönderdim. Makale, gönderilmesinden bir yıl sonra, 21 Mart 2019 tarihinde Çağdaş Yerel Yönetimler dergisinde (Cilt 28, Sayı 1-2, Ocak-Nisan 2019, s.1-23) yayınlanmıştır. Çağdaş Yerel Yönetimler dergisi de Amme İdaresi Dergisi gibi TODAİE tarafından çıkarılıyordu. TODAİE’nin kapatılmasından sonra dergi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesine devredilmiştir. Dolayısıyla gecikme konusunda, Amme İdaresi Dergisi için yukarıdaki paragrafta yaptığımız açıklama, Çağdaş Yerel Yönetimler dergisi için de geçerlidir.

3. “Osmanlı/Türk Köy İdaresi Sistemi Üzerinde Fransız Etkisi: 1864 ve 1871 Osmanlı Nizamnamelerinin Köylere İlişkin Hükümleri ve 1924 Köy Kanunu Fransa’dan mı İktibas edilmiştir?” başlıklı makalemi yayınlanması dileğiyle 12 Şubat 2018 tarihinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisine (AÜHFD) gönderdim. Makalemin alındığı 12 Şubat 2018 tarihli e-postayla teyit edildi. Makalem yayınlanmayınca ve keza olumsuz hakem raporları gönderilmeyince, yedi ay bekledikten sonra, 14 Eylül 2018 tarihinde, e-posta yoluyla makalemin durumunu AÜHFD editörlüğüne sordum. Editörlük tarafından 25 Eylül 2018 tarihli e-postayla makalenin hâlâ hakemlerde olduğu cevabı verildi.

Bir altı ay daha bekledikten sonra 26 Mart 2019 tarihinde ikinci bir e-postayla makalemin durumunu tekrar sordum. E-postam üzerine Derginin editör yardımcısı sayın Dr. Ersoy Kontacı, beni telefonla arayarak, görevine yeni başladığını, hakemlerden raporların gelmemesi ve bazı başka sorunlar nedeniyle gecikme yaşandığını, ama makalenin takibini yaptığını sürecin yakında sonuçlandırılacağını bana etraflıca açıkladı. Ben de kendisine teşekkür ettim ve makalemin yayınlanmasını veya düzeltme isteyen hakem raporlarının gönderilmesini beklemeye başladım.

Ne var ki üzerinden beş ay daha geçmesine rağmen, 17 Ağustos 2019 tarihine kadar bir cevap alamadım. Okuduğunuz bu makalenin hazırlık versiyonunu bitirince, bu makalede ismi geçen dergilerin editörlerine cevap hakkı tanımak için, makalenin ilgili paragraflarını söz konusu dergilerin editörlerine e-posta yoluyla gönderdim. 17 Ağustos 2019 günü AÜHFD editör yardımcısı değerli meslektaşım Dr. Ersoy Kontacı, beni telefonla arayarak yayın sürecindeki gecikmenin, editörün sağlık sorunları ve teknik sorunlar gibi elde olmayan bazı sebeplerle yaşandığını açıkladı. Bu arada söz konusu makalemin hakem incelemesi sürecinin tamamlandığını ve makalemin şu an dizgi aşamasında olan gelecek sayıda yayınlanacağını bildirdi ve aynı hususu gönderdiği 20 Ağustos 2019 tarihli e-postasıyla da teyit etti. Değerli meslektaşım Ersoy Kontacı’ya gösterdiği ilgi ve yaptığı açıklamalar için çok teşekkür ediyorum.

4. “Osmanlı/Türk İl Özel İdaresi Sistemi Üzerinde Fransız Etkisi: 26 Mart 1913 Tarihli Kanun-ı Muvakkat, 10 Ağustos 1871 Tarihli Fransız Kanunundan mı İktibas Edilmiştir?” başlıklı makalemi yayınlanması dileğiyle 4 Şubat 2018 tarihinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisine gönderdim. Olumsuz hakem raporları sonucunda makalemin yayınlanması adı geçen dergi tarafından reddedildi. Makalem bugüne kadar yayınlanmadan kaldı. Bu makaleye ilişkin süreci ayrıntılı olarak inceleyen bir makaleyi bir iki gün içinde www.idare.gen.tr’de yayınlamayı plânlıyorum (Post Scriptum: Söz konusu makale 23.8.2019 tarihinde www.idare.gen.tr/ausbfd-ret.htm adresinde yayınlandı). Bu nedenle burada bu makaleye ilişkin daha fazla bir açıklama yapmayacağım.

Şimdi Türkiye'de akademik dergi yayıncılığının içinde bulunduğu problemler konusunda birtakım gözlemler ve eleştirilerde bulunalım.

II. GÖZLEMLER VE ELEŞTİRİLER

Türk akademik dergi yayıncılığında pek çok problem vardır. Bunlardan birkaçı şunlardır:

1. Gecikme

Türk akademik dergi yayıncılığının içinde bulunduğu birinci problem, yayın sürecinin çok ağır işlemesi ve makalelerin çok geç yayınlanmasıdır. Makale, aşağıda açıklayacağım tarzda bir “torpilli makale” değil ise, makalenin dergiye gönderilmesiyle yayına kabul edilmesi arasında, en az altı ay, çoğunlukla bir yıl ve bazen daha fazla zaman geçer. Makalenin fiilen yayınlanması süresi, derginin çıkış sıklığına göre daha da uzar.

Bu gecikmenin birinci nedeni, hakem inceleme sürecinin fevkâlâde yavaş işlemesidir. Hakemlerin ezici çoğunluğu üzerlerine aldıkları görevi, kendisine verilen süre içinde yapmazlar. Editörler hakemlerden raporlarını göndermelerini tekrar tekrar istemek zorunda kalırlar.

Gecikmenin ikinci sebebi, dergilerin editörlüğünü yapan öğretim üyelerinin, özellikle fakülte dergilerinde, bu işi benimsememiş kişiler olmalarıdır. Editörlerin çoğu, kendi istekleriyle değil, rica üzerine ve bazen de zorla editör olmak zorunda kalmış kişilerdir. Kaldı ki bu “zoraki editörler” de sıkça değişir. Oysa editörlük işinde istikrar gerekir.

Üçüncü sebep şudur: Pek çok dergide idarî işleri yürütecek bir sekreter yoktur. Çoğunlukla sekreterlik işlerini bir memur ek iş olarak yapar. Hatta bazen sekreterlik işlerini ek iş olarak yapacak bir memur dahi yoktur; bu işleri de editörün kendisi veya editör yardımcısı yapmak zorunda kalır.

Pek çok durumda yazarlar, makalesini gönderdikten sonra dergiden bir cevap alamazlar. Aylar sonra düzeltme isteyen hakem raporları gelir; yazar düzeltmeleri gönderir ve bekler; ama aylar geçer dergiden olumlu veya olumsuz bir cevap gelmez. Makalesinin kabul edildiğini veya reddedildiğini öğrenemez. Dergiye pek çok defa e-posta gönderir, çoğunlukla dönen olmaz. Böyle bir ortamda, Türkiye’de bir akademik dergiye makale göndermek, dipsiz kuyuya taş atmak gibidir.

Bu süreçte yazar, makalesini geri çekip, bir başka dergiye göndermek ister; ilk dergiye makalesini geri çektiğini bildiren bir e-posta gönderir. Ne var ki bu e-postaya ya hiç cevap verilmez ya da “yayın kurulundan kesin ret kararı daha çıkmadı” denilerek olumsuz cevap verilir. Yazar çifte yayın yapmış olma durumuna düşmekten korkarak makalesini bir başka dergiye gönderemez; neticede makalesi, makaleyi gönderdiği ilk dergi tarafından adeta “esir” alınır. Makalesini geri çekmek talebinde bulunduğu hâlde, yayın kurulundan daha ret kararı çıkmadı diye talebi editör tarafından reddedilen genç bir meslektaşım, bana gönderdiği bir e-postasında “makaleme editör adeta el koydu” diye yazmıştır.

Örneğin yukarıdaki üç nolu makalem, makalemi gönderdiğim dergide bir buçuk yıldır bekliyor. Bana düzeltme isteyen hakem raporu gönderilmediği için yayınlanacağı umuduyla bekliyorum. Genç bir meslektaşımın bir makalesinin de aynı dergi tarafından, yazarına bir bilgi verilmeksizin, bir buçuk yıldır bekletildiğini biliyorum.

Bu süreçte bazı yazarlar, bir veya bir buçuk yıl bekledikten sonra, demek ki artık makalem yayınlanmayacak diye düşünmeye başlar ve makalesini başka bir dergiye göndermeye hazırlanır. Ama tam o sırada, makalesinin, gönderdiği ilk dergide yayınlandığını rastlantı sonucu görür. Bu nedenle, pek çok yazar, yeni makaleler yazmak yerine, her gün eski makalesini gönderdiği derginin web sitesine veya DergiPark’a girip derginin son sayısı yayınlandı mı, son sayıda benim makalem var mı diye bakarak günlerini geçirir.

Türkiye’de akademik dergilerin çoğuna makale göndermek loto oynamak gibi bir şeydir.

Yukarıda anlattığım olaylar, hayalî değil, kısmen benim yaşadığım, kısmen de genç meslektaşlarımdan duyduğum olaylardır.

Dahası zaman zaman editörler ile yazarlar arasında tatsız yazışmalara şahit olunur. Başka bir üniversitede görev yapan bir genç meslektaşım, bana, makalesini gönderdiği derginin editörüne itiraz edince, editör tarafından “akademik hayatının zor geçeceği” konusunda uyarıldığını aktardı.

Genç meslektaşlarımı, susmamaya, bu konuda yaşadıkları olumsuz deneyimleri, yazılı bir şekilde, en azından sosyal medya üzerinden, akademik kamuoyuyla paylaşmaya davet ediyorum.

Yukarıda örneklerini verdiğim sorunların sıradan dergilerde yaşandığı sanılmasın en önemli fakültelerimizin çıkardığı köklü akademik dergilerde de bu sorunlar yaşanmaktadır.

2. Makalelerin Tatmin Edici Olmayan Hakem Raporlarıyla Reddedilmesi

Türk akademik dergi yayıncılığında, makalelerin geç yayınlanması sorunu dışında, diğer bir temel sorun da makalelerin tatmin edici olmayan hakem raporlarıyla reddedilmesidir.

Hatta bazen makaleler hakeme dahi gönderilmeksizin doğrudan doğruya editör tarafından gayriciddi gerekçelerle reddedilir [5].

Onlarca sayfalık makaleler, çoğunlukla bir formdaki kutucuklara konulan “x” işaretlerinin bulunduğu “hakem raporları” ile reddedilir. Pek çok hakem raporunda, bu “x” işaretlerinden başka bir gerekçe yoktur. Bazen de âdet yerini bulsun diye bir kaç cümlelik sözde gerekçeler yazılır.

Görevini yapmaya çalışan bazı hakemler de, makalelerin akademik standartlara uygunluğunu denetlemek yerine, makaleyi kendisi yazsaydı, nasıl bir makale yazacak idiyse, hakem raporunu da ona göre yazar. Oysa hakemin görevi bu değildir. Bazı hakemler, yazdıkları raporda, yazardan görüşlerini kendi görüşleri doğrultusunda düzeltmesini ister. Oysa bir hakemin görüşü ile yazarın görüşü arasında içerik olarak hiyerarşi yoktur; ikisi de aynı değerdedir.

Bazı hakemler içerik olarak kendi fikirlerinden farklı fikirlerin savunulduğu makaleler hakkında ret raporu yazarlar. Oysa hakemin yapması gereken şey, makalenin bir ideolojiye veya öğretiye uygunluğunu denetlemek değil, akademik değerini denetlemektir. Solcu bir yazarın makalesi, sağcı bir hakeme gönderildiğinde makale reddedilir. Bunun tersi de doğrudur. Hukuk alanında bir pozitivist yazarın yazdığı makale, tabiî hukukçu bir hakeme gönderildiğinde makale reddedilir. Bunun tersi de doğrudur. Hatta eski kelimelerin kullanıldığı bir makale öz Türkçe taraftarı bir hakeme gönderildiğinde makale reddedilir. Bunun tersi de doğrudur.

Bazen makaleler, yanlış hakem seçimi yüzünden reddedilir. Bir anayasa hukuku makalesi, bir siyaset bilimi öğretim üyesi hakeme gönderildiğinde makale reddedilir. Bunun tersi de doğrudur. Bir idare hukuku makalesi, kamu yönetimi öğretim üyesi bir hakeme gönderildiğinde makale reddedilir [6]. Bunun tersi de doğrudur. Bir hukuk tarihi makalesi, medenî usûl hukuku öğretim üyesi bir hakeme gönderildiğinde makale reddedilir. Bunun tersi de doğrudur. Bu örnekler hayalî değildir; benim geçmişte başıma gelmiş örneklerdir. Makale için yanlış hakem seçilmesi, geri dönüşü olmayan bir hatadır ve bu hatadan tamamıyla dergi editörü veya yayın kurulu sorumludur.

İlave edelim ki, bazı dergilerin, hakem raporlarını yazarlara göndermedikleri söyleniyor. Bu tamamıyla yanlış bir uygulamadır. Gizli tutulması gereken, yazara bildirilmemesi gereken şey -ki o da kanımızca sürecin tamamlanmasına kadardır-, hakemlerin isimleridir. Raporun kendisinin gizli olmasının bir anlam ve gereği yoktur. Hakem raporlarını görmemiş olan bir yazar, neye dayanarak itiraz edecek ve makalesini nasıl savunacaktır? Hakem raporları makale için yapılmış ilk ciddi eleştirilerdir. Her yazarın makalesine yöneltilen eleştirileri bilmeye hakkı vardır. Bunda kamu yararı da vardır. Makalesi reddedilen bir yazar, hakem raporlarına ulaşamıyorsa, makalesini nasıl düzeltecek ve geliştirecektir?

3. Editörlerin İnisiyatif Almaktan Kaçınmaları

Türk akademik dergi yayıncılığında karşılaşılan sorunlardan biri de editörlerin veya yayın kurullarının inisiyatif almaktan kaçınmalarıdır. Hakem raporları olumsuz gelse bile editör veya yayın kurulu inisiyatif alıp makalenin yayınlanmasına karar verebilir. Nihayetinde derginin başarısından hakemler değil, editör ve yayın kurulu sorumludur. Hakem raporları, hukukî açıdan, bir “karar” değil, “görüş”tür. Bilindiği gibi “görüş”ün alınması gerekir; ama görüşün kendisi bağlayıcı değildir; yayın kurulu, hakemin görüşünü aldıktan sonra, görüş olumsuz olsa bile, makalenin yayınlanmsına karar verebilir.

Haliyle olumsuz hakem raporlarına rağmen kabul kararının, kayırmacılık gibi sebeplerle değil, saf akademik sebeplerle gerekçelendirilmesi gerekir.

4. Yağmacı Dergicilik

Yukarıdaki sorunlar belli ölçüde mazur görülebilecek sorunlardır. Ancak Türk akademik dergi yayıncılığında, yukarıdaki sorunların dışında, maalesef utanç verici sorunlar da vardır. Örneğin ülkemizde, bizzat YÖK’ün ve Üniversitelerarası Kurulun da, vakıa olarak kabul ettiği gibi, “yağmacı yayıncılık” denen tarzda yayın yapan dergiler vardır. YÖK Genel Kurulu, 7 Mart 2019 tarihli kararıyla [7] ve Üniversitelerarası Kurul da 9 Mart 2019 tarihli kararıyla yağmacı dergilerde yayımlanan bilimsel makalelerin, akademik yükseltmelerde dikkate alınmamasına karar vermiştir [8]. Şimdiye kadar bu tür dergilerle ciddi bir şekilde mücadele edilemediği bir gerçektir.

“Yağmacı dergiler”de makaleler, yazarların ödediği ücret karşılığında yayınlanır. Hâliyle yayınlanması için yazarının ücret ödediği bir makalenin herhangi bir bilimsel değeri olamaz. Bu tür dergilerde yayınlanan makalelerin akademik yükselme ve atamalarda kullanılıyor olması ise sorunun en acı yönünüdür. Bu şekilde yayınlanan bir makale, yayın etiğine baştan sona aykırıdır ve bu tür makalelerle akademik unvan sahibi olan kişilerin elde ettiği unvanlar birer haksız unvan, birer yağmalanmış unvandırlar.

Burada ilave etmek isterim ki, Türkiye’de “yağmacı yayıncılık”, maalesef sadece dergicilik alanında değil, kitap yayıncılığı alanında da vardır. Bugün Türkiye’de doçentlik çalışması olarak sunulan bazı kitapların, yazarları tarafından yayınevlerine ödedikleri para karşılığında veya yazarın kitabın maliyetine katkıda bulunması şartıyla yayınlandığını duyuyoruz. Bazen paranın doğrudan doğruya ödenmediği; onun yerine yazarın yayınevinin bastığı kendi kitaplarından önemli bir kısmını ücretini ödeyerek satın aldığı söyleniyor.

Aslında bu konuda sadece birtakım söylentiler değil, yazılı bilgiler de vardır. İnternetten görüldüğü kadarıyla, Türkiye’de, yazarlardan aldığı ücret karşılığında kitap yayınlayan bazı yayınevleri vardır. Bu yayınevleri, yazarlara ekonomik fiyatlarla “yayın paketleri” sunmaktadırlar. Google’da “yayın paketi”, “akademik yayın paketi” veya “akademik paket” kelimelerini yazıp sorgulama yaparsanız, bu nitelikte yayın yapan pek çok yayınevinin sitesine ulaşacaksınız. Bunlardan birisinin internet sitesine göre “bireysel akademik paket”inin fiyatı 2.500 TL’dir [9]. Yani 2500 TL’yi öderseniz, yayınevi sizin kitabınızı yayınlamaktadır. Bir diğer “yayınevi”, “akademik paket”inin fiyatını “yayınevi hizmetleri maliyeti” olarak takdim etmekte ve yazar tarafından ödenmesini istediği bu maliyetin “kredi kartına beş taksit 2500 TL” olduğunu belirtmektedir. Yayınevlerinin isimlerini burada vermiyorum. Ama internette araştırma yapan herkes bu yayınevlerinin isimlerine kolayca ulaşacaktır.

Normal sistemde yayınevleri, kitaplarını yayınlayabilsinler diye yazarlara telif ücreti öderler. Yukarıda anlatılan sistemde ise, yazarlar yayınevlerine ücret ödemektedirler!

Kitaplar bakımından yağmacı yayıncılığın sebeplerini de açıklamak gerekir. Ülkemizde bizzat akademik yükselme sisteminin kendisi yağmacı kitap yayıncılığının bir numaralı sebebidir. Şöyle: Akademik yükselmelerde akademisyenler yayınlanmış kitaba ihtiyaç duyarlar. Çünkü Üniversitelerarası Kurul, doçentlik başvurusu için kitabın yayınlanmış olmasını şart koşar. Keza akademik yükselmelerde kitabın puan getirebilmesi için yayınlanmış olması gerekir. Ancak özel yayınevleri birer ticarî kuruluştur ve haliyle zarar edecekleri bir kitabı yayınlamak istemezler. Bunda hakları da vardır. Bu tür kitapların üniversiteler, kamu kurumları, vakıf veya dernek gibi kar amacı gütmeyen kuruluşların yayınevleri tarafından basılması gerektiği söylenebilir. Ancak ülkemizde bunlar tarafından yayınlanan kitap sayısı oldukça sınırlıdır. Neticede akademisyenler, ücretini ödeyerek veya maliyetini paylaşarak kitap yayınlatmayı kabul ederler.

5. Sözde Hakemli Dergiler

Bazen de derginin kendisi “yağmacı yayıncılık” tarzında bir dergi olmasa bile, dergi, gerçekte “hakemli” değildir. Bunlara “sözde hakemli” dergiler ismini verebiliriz. Derginin diğer hakemli dergilerde olduğu gibi bir “yayın kurulu” ve “danışma kurulu” vardır. Ama bunlar göstermeliktir. Derginin iç kapağında “hakemli dergi” yazar. Ancak dergi hakemli değildir; dergide yayınlanan makaleler, gerçekte hakeme gönderilmez.

Bazen de bütün makalelerin önceden ayarlanmış birkaç hakeme gönderildiği, hakemlerin de birbirine benzer düzmece raporlar gönderdikleri yolunda iddialar vardır.

6. Fikir Dergilerinin Hakemli Dergi Olmaya İhtiyaçları Yoktur

Burada belirtmek isterim ki, her ülkede olduğu gibi Türkiye’de, sağ veya sol kesimde çıkan, ciddi “fikir dergileri” vardır. Bunlar ülkenin kültürel yaşamında önemli rol oynarlar. Ancak bunlar saf akademik dergi değillerdir; olmaya da ihtiyaçları yoktur. Ne var ki bunların da bir kısmı şu ya da bu sebeple, “hakemli dergi” olarak ortaya çıkarlar veya hakemli olduklarını iddia ederler.

Şüphesiz ki bu dergilerde makale yayın sürecinde ciddi bir editoryal seçicilik ve değerlendirme olabilir. Ama bunun böyle olması, bu dergilerin hakemli olduğunu göstermez.

Bu dergiler bazen belli bir konuda özel sayı çıkarırlar. Bu durumda, editör, özel sayının çıkarılacağı konuda uzman yazarları arayarak onlardan makale ister. Bunda da ayıp bir şey yoktur; bunda yarar da vardır. Hâliyle yazarlardan rica üzerine istenilen makale daha sonra hakeme gönderilmez veya gönderilse bile bu makalenin geçtiği hakem incelemesi sahih bir hakem incelemesi değildir.

Bu nedenle fikir dergilerinin, saf akademik dergi olma ve özellikle de hakemli dergi olma iddiasından vazgeçmelerinde yarar vardır. Bu dergilerin hakemsiz olmaları, bu dergilerin değerini düşürmez. Bu dergilerin gücü, hakemlerinin gücünden değil, editörlerinin gücünden kaynaklanır. Bu dergilerde aslında tek bir hakem vardır, o de derginin editörüdür.

7. Hakemli Dergi Patlaması

Vakıa şu ki, ülkemizde akademik yükselmelerde puan sistemi getireli beri, “hakemli dergi” sayısında patlama yaşanmıştır. Hiç akla gelmeyecek kişiler ve kurumlar “hakemli dergi” çıkarmaya başlamıştır.

Taşrada adı sanı duyulmamış, kadrosunda bir kaç Dr. öğretim üyesi, sadece bir iki doçent veya profesör bulunan fakülteler dahi hakemli dergi çıkarıyorlar. Sadece fakülteler değil, Türkiye’de taşrada meslek yüksekokulları tarafından çıkarılan “hakemli dergi”ler vardır. Türkiye’de taşrada sadece il merkezlerinde değil, ilçelerde dahi çıkan hakemli akademik dergiler bulunmaktadır.

DergiPark’ta 2018 yılında barındırılan dergi sayısı 2.105, 2019 yılında 1.861'dir [10]! Yani Türkiye’de binden fazla hakemli dergi çıkıyor! Türkiye’de bu kadar derginin hakkıyla çıkarılması mümkün müdür? Türkiye'nin bu kadar akademik birikimi var mıdır?

Türkiye’de neredeyse hakemsiz dergi kalmamıştır.

Dahası Türkiye’de çıkan dergilerin bir kısmı kendilerinin “uluslararası dergi” olduklarını iddia ederler ve dergi isimlerinde “uluslararası” terimi geçer. Türkiye’nin derin taşrasında çıkan “uluslararası dergiler” vardır!

Yine Türkiye’de adı İngilizce olmasına rağmen içinde İngilizce makale bulunmayan pek çok dergi vardır.

Bunlar herkesin bildiği ve dalga geçtiği sorunlardır. Ama Türkiye’de bu “uluslararası dergi” komedisine ve “İngilizce isimli dergi” saçmalığına bir türlü son verilemiyor.

8. Hakemli Dergi, Kaliteli Dergi Demek midir?

Derginin hakemli olması, derginin kaliteli bir dergi olmasını garanti etmez. Hakemli derginin kaliteli olması için, kaliteli hakemlerin ve kaliteli editörlerin olması ve bunların da görevlerini hakkıyla yapmaları gerekir. Bu yapılmadıktan sonra “hakemli dergi” bir kandırmacadan başka bir şey değildir.

Kaliteli ve seçici editörler ve yayın kurulları var ise, bir dergi hakemli olmasa bile kaliteli bir dergi olabilir. Türkiye’de geçmişte hakemsiz olmalarına rağmen üstün kalitede akademik dergiler çıkarılabilmiştir.

Zaten Türkiye’de hakemli dergiler, 1990’ların sonlarında çıkmaya, daha doğrusu hakemsiz eski dergiler hakemli dergiler hâline dönüşmeye başlamıştır. Kendi alanımda hatırladığım kadarıyla hakemli dergi hâline dönüşen ilk iki dergi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisidir. Yanlış hatırlamıyorsam, birincisi 1999 yılında, ikincisi ise 2001 yılında “hakemli dergi” statüsünde çıkmaya başlamıştır.

Hakemli dergi yayıncılığının Türkiye’de hukuk alanında en fazla yirmi yıllık bir geçmişi vardır. Oysa Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası 1935’ten, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1943’ten beri çıkmaktadır. Bu dergilerde, hakemsiz oldukları dönemlerde de, pek çok değerli makale yayınlanmıştır. AÜSBFD, AÜHFD, İÜHFM gibi köklü dergilerin hakemli olduktan sonra daha vasıflı dergiler hâline geldikleri, bu dergilerde yayınlanan makalelerin hakemsiz oldukları döneme göre daha kaliteli makaleler oldukları söylenebilir mi?

Hukuk alanında yazılan kitap ve makalelere bakınız, AÜSBFD, AÜHFD, İÜHFM gibi dergilerde 1960’lı, 1970’li, 1980'li yıllarında yayınlanmış pek çok makalenin bugün dahi atıf almaya devam ettiklerini göreceksiniz.

Türkiye’de akademik yükselmelerde puan sisteminin getirilmesi, hakemli dergilerin sayısını ve dolayısıyla da yayınlanan akademik makale sayısını artırmıştır. Ne var ki, artan şey sayıdan ibarettir. Kalitenin de arttığını kim söyleyebilir?

Vakıa şu ki, Türkiye’de hakemli dergiler, akademisyenlerin “bilim aşkı” nedeniyle çıkmıyor; akademisyenlerin ezici çoğunluğu, puan toplayıp doçent veya profesör olmak için makale yazıyorlar. Akademisyenlerin bir kısmı, hakemli dergilere, yağmalanacak bir altın madeniymiş gibi bakıyorlar. İddia ediyorum ki, Türkiye’de akademik yükselmelerde puan sistemi kaldırılsın, Türkiye’de yayınlanan akademik dergi sayısı da, yayınlanan toplam makale sayısı da derhal yarı yarıya düşer.

9. “Hakemli Armağan” Komedisi

“Armağan”, esasen emekli olan bir hocaya eski öğrencilerinin ve çalışma arkadaşlarının sunduğu bir nevi “emeklilik hediyesi”dir. Bu hediyenin içinde eski doktora öğrencilerinin, eski asistanlarının ve onunla aynı kurumda uzun yıllar birlikte çalışmış arkadaşlarının hocaya ithaf ettikleri makaleleri bulunur.

“Armağan” olarak çıkan bir kitap, mahiyeti gereği çok özel bir şeydir ve haliyle bu nitelikteki bir kitabın içinde bulunacak makalelerin “hakem” incelemesinden geçirilmesi, bu kitabın mahiyetiyle bağdaşmaz. Armağanın kendisine sunulduğu hocanın fakülteden sınıf arkadaşı olan, daha sonra aynı fakültede 40 yıl birlikte çalışmış arkadaşından gelen bir makale, hakem incelemesinde olumsuz rapor almış ise, armağanda yayınlanmayacak mıdır? Hangi armağanın editörü böyle bir şeye cesaret edebilir?

Armağanda yayınlanan bir makale, akademik değerinden dolayı değil, yazarının armağanın sunulduğu hoca ile olan yakın ilişkisinden dolayı, o armağanda yayınlanır. Armağanda bulunan makalenin değeri, bilime yaptığı katkıyla değil, armağanın sunulduğu hocayı onurlandırmaya yaptığı katkıyla belirlenir.

Geçmişte Türkiye’de bu kriterlere uygun pek çok güzel armağan çıkmıştır. İlave edelim ki, geçmişte “armağan”lar, her hoca için değil, ancak böyle bir “hediye”yi hak eden hocalar için çıkarılmıştır. Geçmişte kendisi için armağan çıkarılmamış pek çok hoca vardır.

Armağan, başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de geçmişte güzel bir akademik gelenekti. Maalesef tüm güzel şeylerin ifsat edildiği bu ülkede “armağan” geleneği de ifsat edilmiştir.

Artık neredeyse her hoca için armağan çıkarılıyor ve dahası neredeyse bütün armağanlar artık birer “hakemli armağan”!

Armağan çıkarılmadan önce, armağanın editörleri veya armağan çıkarma kurulu, sadece armağanın çıkarılacağı hocanın eski öğrencilerine, asistanlarına ve çalışma arkadaşlarına değil, hocayı hayatında görmemiş akademisyenler dahil yüzlerce akademisyene e-posta göndererek armağana makale sunmaya davet ederler [11]. Keza pek çok armağanın fakülte ilân panolarında duyuruları da yapılır; herkes armağana katkıda bulunmaya davet edilir. Pek çok durumda da armağana çağrı posterleri sosyal medya üzerinden de paylaşılır.

Neticede eğer armağan bir “hakemli armağan” ise, duyuruyu duyan ve puan kapmaya çalışan, ama armağanın sunulduğu hocayla muhtemelen hayatında karşılaşmamış ve çoğunlukla hocayla aynı alanda da çalışmayan akademisyenler, makale yazıp armağana gönderirler. Sonuçta ortaya oldukça hacimli, bazen çok ciltli “hakemli armağanlar” çıkar. Anayasa hukuku hocasının armağanında ceza hukuku makaleleri, ceza hukuku hocasının armağanında ticaret hukuku makaleleri bulunur. Korkarım ki, bu daha da gelişecek: Pek muhtemelen yakın gelecekte hukuk hocasının armağanında psikoloji makalelerini, psikoloji hocasının armağanında tarih makalelerini görebileceğiz. Oysa eskiden armağanlarda armağanın sunulduğu hoca hangi anabilim dalından ise sadece o anabilim dalıyla ilgili makaleler bulunurdu.

Hakemli armağanda makalesi yayınlanan akademisyen puanını alır ve bunu gelecekteki akademik yükselmesinde kullanır. Kazanmıştır. Kendisine armağan sunulan hoca da “ben ne kadar büyük bir hocaymışım; bana 1000 sayfalık 'Armağan' sunuldu; 50 öğretim üyesi benim için yazdı” diye düşünüp gururlanır. Kazanmıştır. Kaybeden ise Türk akademisidir. Kaybettiği şey ise saygınlığıdır.

Oysa gerçekte armağanda makale yayınlayıp puanı kapan öğretim üyesi, çoğunlukla akademide yeri olmaması gereken biridir; kendisine sunulan armağan ile gururlanan hoca ise, çoğunlukla böyle bir armağanı hak etmeyen bir hocadır. Aslında Murat Sevinç’in isabetle ve ironiyle ifade ettiği gibi, bazı hocaların “emekli oluşları bir armağandır akademiye” ve onlar için ayrıca bir armağan çıkarılmasına gerek yoktur [12].

Yukarıda da belirttiğim gibi, esasen güzel bir akademik gelenek olan armağan geleneği, bu ülkede ifsat edildi. Eskiden kendisine armağan çıkarılan hocanın çoğunlukla bundan haberi olmazdı; bu hocadan gizli tutulurdu ve hocaya bu armağan, her armağan gibi, bir “sürpriz” olarak sunulurdu. Şimdilerde çoğunlukla hoca kendisine armağan çıkarıldığını biliyor; zaten duymaması da artık içinde yaşadığımız iletişim çağında mümkün değil.

Dahası günümüzde bazı öğretim üyelerinin kendilerine sunulacak armağanı bizzat kendilerinin organize ettikleri ve yazarlardan bizzat kendilerinin makale istedikleri anlaşılıyor. Geçtiğimiz yıllarda, kendisi için çıkarılacak armağan için, bizzat ilgili öğretim üyesinin benden makale istediğine şahit oldum. Burada ismini açıklamak istemediğim bu öğretim üyesinden 26 Mayıs 20.. tarihinde aşağıdaki e-postayı aldım (e-postada sadece ilgili kısımlar verilmiştir):

“Çok değerli meslektaşım Kemal bey,

(…)

Bu Armağan’da sizin de bir veya birden çok makalenizin bulunmasını istiyorum. (…)

Şayet bir makale ile siz de katkıda bulunabilirseniz makalenizi lütfen benim mail adresime … göndermenizi rica ediyorum. Makalenizin bu Armağanda yer alması benim için özel bir önem taşıyacaktır.

Yazıların en son, … sonuna kadar gönderilmesi gerekiyor. Teşekkürlerimle ve değerli bilimsel çalışmalarınızın devamı dileği ile.

Ad ve Soyad” [13].

Hâliyle bu öğretim üyesinin talebini kibarca reddettim.

Zeki Hafızoğulları Armağanı için yazdığım anı yazısında da belirttiğim gibi benim için artık armağanlarda yazı yazmanın tadı tuzu kalmadı [14]. Zira vakıf üniversiteleri çıkalı beri artık Türkiye’de hukuk hocaları emekli olmuyorlar. 80 küsur yaşında pek çok saygıdeğer hocamız, vakıf üniversitelerinin hukuk fakültelerinde ders vermeye devam ediyorlar. Dolayısıyla bunlar, gerçekte emekli olmadıkları için bir “emeklilik hediyesi” almayı hak etmiyorlar. Malum, Amerikan Yüksek Mahkemesi hâkimleri için “hiç emekli olmazlar ve nadiren ölürler” denir [15]. Aynı şeyi biz Türkiye’de hukuk profesörleri için de tekrarlayabiliriz: “Türkiye’de hukuk profesörleri hiç emekli olmazlar ve nadiren ölürler”.

Armağan konusunda son olarak belirtmek isterim ki, geçmişte Ergun Özbudun, Tunçer Karamustafaoğlu, Yahya Zabunoğlu gibi kendilerinin asistanlığını yaptığım ve Erdal Onar, Zeki Hafızoğulları gibi benim yetişmemde çok büyük emekleri olan hocalarım için çıkarılan armağanlara, kendilerine karşı olan gönül borcumu ödemek için, zevkle ve büyük bir onurla katkıda bulundum. Bundan sonra da bu nitelikle hocalarım için çıkarılacak armağanlara, davet edilirsem, katkıda bulunmaya, imkânım oldukça çalışacağım. Ama lütfen artık beni hayatımda görmediğim hocalar için çıkarılan armağanlara katkıda bulunmaya çağırmayınız.

10. Kayırmacılık ve Diğer Benzer Sorunlar

Ülkemizde, her alanda olduğu gibi, akademik dergi yayıncılığı alanında da kayırmacılık oldukça yaygındır. Ahbap çavuş ilişkileri bu alanda da görülür. Dergi editörüne veya yayın kuruluna yakın olan kişilerin makaleleri dergilerde daha kolay ve daha hızlı bir şekilde yayınlanır.

Derginin editörü veya dergiyi çıkaran kurum veya kurumun yönetimi değiştiğinde, dergide makaleleri yayınlanan yazar profili de derhal değişir.

Bazı akademik dergilerin yayın politikasında akademik değil, siyasal ve ideolojik unsurlar rol oynar. Bu tür dergilerde hakemler, akademik değil, ideolojik kriterlerle seçilir. Dergide belirli bir gruba mensup kişilerin makaleleri çok kolay ve hızlı bir şekilde yayınlanır. O gruba mensup olmayan yazarların makaleleri ise ya yayınlanmaz ya da onlar için prosedür en ağır ve en ayrıntılı bir şekilde işletilir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, akademik dergilerin pek çoğunda, en ciddileri dahil, “kurumsal kayırmacılık” veya “kurumsal dayanışma” ismini verebileceğimiz yaygın bir uygulama vardır. Bir fakültenin çıkardığı hakemli dergide o fakültenin öğretim üyelerine adeta torpil geçilir; onların makaleleri öncelikle ve pek ince eleyip sık dokumadan yayınlanır. Diğer makalelerin geliş ve kabul tarihleri arasında ortalama 4-5 aylık bir süre var iken fakültenin mensubu bir öğretim üyesinin makalesinin geliş ve kabul tarihi arasında sadece bir ay veya birkaç hafta ve bazen sadece birkaç günlük süre bulunabilir.

a) Bir Örnek

Yukarıda da belirttiğim gibi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisine 12 Şubat 2018 tarihinde gönderdiğim makalemin üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen hâlâ yayınlanmadı ve 17 Ağustos 2019 tarihine kadar da yayınlanacağı konusunda bana bilgi verilmedi. Genç bir meslektaşımın da makalesinin aynı dergide bir buçuk yıldır beklediğini biliyorum. Oysa AÜHFD’nin son sayısında (Cilt 68, Sayı 1, Nisan 2019), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mensubu Dr. öğretim üyesi bir meslektaşımızın, bir değil, iki ayrı makalesi yayınlanmıştır. İlginçtir ki makalelerin birinin geliş tarihi 03.03.2019, kabul tarihi 04.04.2019; diğerinin ise geliş tarihi 23.03.2019, kabul tarihi 04.04.2019’dur [16]. Yani birinci makale 32 günde, ikinci makale ise sadece 12 günde hakem incelemesinden geçmiş ve yayınlanmıştır. Ne kadar ilginç: Benim makalem bir buçuk yıldır beklerken adı geçen Fakültenin mensubu bir doktor öğretim üyesi meslektaşımızın makalesi 12 günde yayınlanmıştır! İlave etmek isterim ki, bu doktor öğretim üyesi meslektaşımızın makalelerinin hakemlerinin de yine Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri arasından seçilmiş olması çok büyük bir ihtimaldir.

Herhalde bu değerli Dr. öğretim üyesi meslektaşımız, doçentliğe başvurmak üzeredir ve puan için hakemli dergide yayınlanmış makalelere acilen ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaç da Fakültesi tarafından öncelikle karşılanmıştır! İşte ideal “kurumsal dayanışma”!

Burada not etmek isterim ki, bu örnek olaydaki makalelerin yazarının ismi ve keza derginin ismi çok da önemli değildir. Bu örneği en yeni örnek olduğu için ve söz konusu sayıda kendi makalemin yayınlanmasını beklediğim için aldım. Bu uygulama Türkiye’de oldukça yaygındır; bu uygulamaya, aynı derginin eski sayılarından da, başka dergilerden de daha pek çok örnek verilebilir.

b) Diğer Bir Örnek

Tartışmaya açık bir örnek daha vermek isterim: TODAİE’nin kapatılmasından sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi tarafından çıkarılan Amme İdaresi Dergisinin benim de bir makalemin yayınlandığı 52’nci cildinin 1’inci sayısında (Mart 2019) yayınlanan Kemal Şamlıoğlu’nun “Tanzimat Dönemi Düşüncesinde Oryantalizmin Siyasî ve Kültürel Reddi” başlıklı makalesinde yıldızlı dipnotta yazarın “Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Genel Sekreteri” olduğu belirtilmiştir [17]. İlave edelim ki, sayın Kemal Şamlıoğlu, sadece Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Genel Sekreteri değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyesidir.

Adı geçen Üniversitenin web sayfasında yayınlanan “Özgeçmiş”ine [18] göre sayın Kemal Şamlıoğlu’nun herhangi bir akademik kariyeri yoktur. Şamlıoğlu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği programı mezunudur (1999). 2011 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Anabilim Dalında yaptığı “On İkinci Sınıf Öğrencilerinin Yazılı Anlatım Bozuklukları Üzerine Bir Çalışma (Ardeşen İlçesi Örneği)” başlıklı bir yüksek lisans tezini savunmuştur [19]. Özgeçmişinden sayın Kemal Şamlıoğlu’nun, yukarıda belirtilen önemli idarî görevleri dışında, aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde doktora öğrencisi olduğu anlaşılmaktadır.

Şüphesiz ki doktora öğrencileri de akademik bir dergide makale yayınlayabilirler. Ancak örnek olayda, bu “doktora öğrencisi”nin makalesini “Genel Sekreteri” olduğu Üniversitenin çıkardığı bir dergiye değil, başka bir akademik dergiye göndermesi etik açıdan daha doğru olurdu. Hiç olmaz ise, sayın Şamlıoğlu’nun makalesini Genel Sekreterliğini yaptığı Üniversitenin çıkardığı dergiye “Üniversite Genel Sekreteri” imzasıyla değil, “doktora öğrencisi” imzasıyla göndermesi uygun olurdu.

DergiPark’ta [20] ve Türkiye Makaleler Bibliyografyasında [21] yaptığım araştırmada, sayın Kemal Şamlıoğlu’nun Amme İdaresi Dergisinin 52’nci cildinin 1’inci sayısında (Mart 2019) yayınlanan makalesi ve bu makaleyle aynı zamanda Makedonya’da bulunan Uluslararası Balkan Üniversitesi tarafından çıkarılan Turkish Studies isimli derginin 2019 yılında yayınlanan 14’üncü cildinin birinci sayısında Türkçe olarak Necip Fazıl hakkında yazdığı 12 sayfalık makalesi [22] dışında bir başka akademik dergide yayınlanmış bir makalesine ulaşamadım.

Bilindiği gibi Amme İdaresi Dergisi, Türkiye’nin Social Sciences Citation Index tarafından taranan [23] bir iki dergisinden biri ve en eskisidir. Anlaşıldığı kadarıyla sayın Şamlıoğlu, ilk iki makalesinden birini Türkiye’nin en iyi dergisinde yayınlatmayı başarmış istisnaî bir yazardır. Ben, Kemal Şamlıoğlu’nun akademik geçmişine ve söz konusu makalenin zayıf akademik kalitesine baktığımda, bu makalenin Amme İdaresi Dergisinde yayınlanmış olmasını olağan bir şey olarak görmüyorum.

Bu nedenle söz konusu makalenin Amme İdaresi Dergisinde yayınlanmasında, makalenin yazarının Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Genel Sekreteri ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu üyesi olmasının bir etkisi olup olmadığını sorma hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.

Ben bu konuda Amme İdaresi Dergisine bir “cevap hakkı” tanımak amacıyla adı geçen Derginin Editörü sayın Doç. Dr. Tuncay Önder’e 16 Ağustos 2019 tarihinde yukarıdaki paragrafların ilk şeklini içeren bir e-posta gönderdim ve arzu ediyorsa, yazdıklarıma karşı cevap verebileceğini belirttim. Kendisi bana 17 Ağustos 2019 tarihinde gönderdiği e-postasında bu konuda şu cevabı verdi:

“Amme İdaresi Dergisi'nin Mart 2019 sayısında (52/1) yer alan Kemal Şamlıoğlu'na ait makale de ‘kör yayın kurulu’ ve ‘kör hakem’ süreçlerinden geçerek yayımlanmıştır. Yayın Kurulumuz, yazarların idarî görevleri ile ilgili değildir; bunun bilgisine de sahip değildir. Makalenin Yazarı Kemal Şamlıoğlu, Atatürk Üniversitesi'nde Yeni Türk Edebiyatı alanında Doktora yapmaktadır ve tez aşamasındadır. Amme İdaresi Dergisi'nde geçmişte de Doktora öğrencilerine ait makaleler yayımlanmıştır. Hattâ son sayımızdaki yazarlardan biri de Doktora öğrencisidir” [24].

Sayın Tuncay Önder’e yaptığı açıklama ve verdiği bilgi için teşekkür ediyorum.

11. AÜSBFD, AİD ve AÜHFD’nin Değeri

Burada yukarıdaki örneklerde isimleri geçen ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisinin, Amme İdaresi Dergisinin ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin ülkemizin en saygın ve en köklü dergileri olduğunun altını çizmek isterim. Her üç Dergi de ülkemizin önemli akademik değerleridir. Bu dergilerin başarılarını sürdürmelerini bütün samimiyetimle arzu ederim.

Yine burada özellikle belirtmek isterim ki, her üç derginin kendileriyle iletişim kurduğum halihazırdaki editör ve editör yardımcısı meslektaşlarım (Prof. Dr. Çınar Özen, Doç. Dr. Tuncay Önder ve Dr. Ersoy Kontacı) görevlerini büyük bir fedakarlıkla yapan ciddi akademisyenlerdir. Adı geçenlere dergilerine yönelttiğim eleştirilerle ilgili cevap hakkı tanımak amacıyla birer e-posta gönderdim. Editör ve editör yardımcısı meslektaşlarım, kendilerine gönderdiğim e-postaları büyük bir nezaketle cevapladılar. Dergilerine yönelttiğim eleştiriler karşısında, fevri bir tepki vermek yerine, durumu anlayışla karşıladılar ve eleştirilerime kendileri açısından cevap verdiler. İsmi geçen editör ve editör yardımcısı meslektaşlarıma teşekkür ediyorum.

* * *

Burada ayrıca belirtmek isterim ki, bu makalede eleştirdiğim bazı sorunlar, doğrudan doğruya editörlerden veya yayın kurullarından kaynaklanan sorunlar değildir. Bu sorunlar çoğunlukla, kötü organizasyondan, yetersiz imkanlardan, sorumsuz ve denetimsiz işleyen bir sistemden kaynaklanmaktadır. Aslında bu kötü sonuçtan sadece editörler, yayın kurulları ve dergiyi çıkaran kurumlar değil, hepimiz sorumluyuz. Türkiye’de pek çok akademisyen, yıllarca yatar, doçentliğe veya profesörlüğe başvuracağı yıl birden makale yazmaya başlar ve telaşla yazılmış ve çoğunlukla da düşük akademik kaletide olan makalelerini bir iki ay içinde yayınlayacak hakemli dergi aramaya başlar ve editörler akıl almayacak bir baskı altında kalırlar. Böyle durumlarda acaba tek suçlu “hayır” diyemeyen editörler veya yayın kurulları mıdır?

* * *

Yine belirtmek isterim ki, bu makaleye bakılarak, Türkiye’de problemli olan dergilerin başında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisinin, Amme İdaresi Dergisinin veya Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin geldiği sanılmamalıdır. Bunlar ülkemizin göreceli olarak en problemsiz dergileridir. Yukarıda açıklandığı gibi Türkiye’de ezici çoğunluğu taşrada çıkan yüzlerce hakemli dergi vardır. Ben bu dergilerle muhatap olmadığım için bunlardaki sorunları bilmiyorum ve dolayısıyla bunların sorunlarına örnek verebilecek durumda değilim. O nedenle ben, sadece muhatap olduğum dergilerdeki durumu yazdım. Ancak benim muhatap olmadığım taşrada çıkan dergilerde çok daha ağır problemlerin olması muhtemeldir.

III. YAZARLAR NEDEN SUSAR?

Türkiye’de akademik dergi yayıncılığının içinde bulunduğu sorunların oluşmasında yazarların doğrudan bir suçu olmasa bile, bu sorunların yerleşmesinde ve devamında yazarların da bir sorumluluğu vardır. Çünkü bu sorunları görmelerine ve yaşamalarına rağmen yazarlar, susarlar; en azından sorunları yazılı olarak akademik kamuoyuyla paylaşmazlar. Sorunları herkes bilir. Ama yazılı olarak aradığınızda bir bilgiye ulaşamazsınız veya çok cılız bir bilgi elde edersiniz. Sorunları dile getiren bir iki küçük yazıda da somut örnek verilmez; isim verilerek, bir dergi veya bir kurum veya bir editör suçlanmaz. Neticede sorunlar gün ışığına çıkamaz ve tartışılmazlar.

Özellikle yazarlar, hakem raporlarında makalelerinin kalitesine ilişkin yapılan değerlendirmeler karşısında susarlar. Hakem raporlarına karşı açıklamada bulunmazlar. Yaşadıkları tecrübeleri kamuoyuyla paylaşmazlar. Peki yazarlar neden susar?

Her yazar, makalesinin değerli olduğunu düşünür. Zaten bu nedenle yayınlansın diye bir dergiye gönderir. Yazarın makalesinin gönderdiği dergi tarafından reddedilmesi yazarı hayal kırıklığına uğratır. Biraz da gururu rencide olur. Hakemlerin değersiz dediği yerde “benim makalem değerli” diyerek kamuoyunun önüne çıkmaya cesaret edemez, utanır. Neticede makalesi reddedilen yazar çoğunlukla susar. Kol kırılır, yen içinde kalır. Yazarlar sustukça, kırılan kollar yen içinde kaldıkça, makaleler daha çok keyfi sebeplerle veya daha fazla gayriciddi raporlarla reddedilmeye başlar ve neticede kötü bir akademik dergi yayıncılığı geleneği yerleşir.

Ülkemizin akademik dergi yayıncılığında geldiği durum budur.

Yukarıda da belirttiğim gibi 30 küsur yıldır makale yazıyorum ve önemli bir kısmı hakemli dergilerde olmak üzere yayınlanmış 70’ten fazla makalem var. Yayınlanan makalelerimin yanında, akademik hayatım boyunca pek çok makalem de reddedildi. Yayınlanan makalelerimden bir kısmının da hakemler tarafından düzeltilmesi istendi. Şimdiye kadar, makale yayınlatma sürecinde, hakemlerle, editörlerle, dekanlarla sayısız problem yaşadım. Şimdiye kadar biri [25] dışında, yaşadığım bu problemler konusunda sessiz kaldım; tepkimi akademik kamuoyuyla paylaşmadım.

Pek çok meslektaşımın, özellikle pek çok genç meslektaşımın makalelerinin keyfi hakem raporlarıyla reddedildiğini biliyorum. Bunlardan birkaçının raporunu okudum. Makaleler değil, raporlar gayri ciddiydi. Ama genç meslektaşlarımız susuyor, benim de geçmişte sustuğum gibi.

Makalesi reddedilen her yazar, makalesine güveniyorsa susmamalı; tepkisini, kendi makalesini ve hakem raporlarını yayınlayarak akademik kamuoyu önünde dile getirmelidir. En büyük hakem okuyuculardır. Bir makalenin değerli olup olmadığına, hakemler veya dergi editörleri değil, nihaî tahlilde okuyucular karar verir.

Türkiye’de dergi editörlerinin ve hakemlerin de denetlenmeye ihtiyaçları vardır. Bu denetim reddedilen makalelerin ve bunları reddeden hakem raporlarının yayınlanması suretiyle olur.

* * *

Bir yazar, “bu makalemi şu dergiye gönderdim, ama reddedildi” deyip durumu kamuoyuyla paylaşmış ise, artık hakem isimlerinin gizli tutulmasının bir gereği kalmamıştır. Zira hakem isimlerinin gizli tutulmasının amacı makale değerlendirme sürecinin objektifliğini ve tarafsızlığını sağlamaktır. Bu süreç tamamlandığına ve makalenin yazarı da kendi ismini açıkladığına göre, hakem raporları ve hakem isimleri de açıklanmalıdır. Hakem raporları, idare hukuku açısından bir “gizli belge” değildir, hakem isimleri de bir idarî “sır” değildir. Hakem raporlarının, hakem isimleriyle birlikte yayınlanması, makale yayın sürecine objektiflik sağlar; hangi makalelerin kimlerin hangi raporlarıyla kabul edildiği veya reddedildiğini öğrenmiş oluruz. Yazdıkları raporların birkaç ay sonra kendi isimleriyle birlikte yayınlanacağını bilen hakemler de buna göre görevlerini hakkıyla ifa ederler veya ifa etmeyecekseler, bu görevi kabul etmezler [26].

SONUÇ [27]

Dergilerde makaleleri reddedilen bütün yazarları, hakem raporlarıyla birlikte makalelerini internette yayınlamaya davet ediyorum. Dergileri de itiraz söz konusu olduğunda, hakem raporlarını, hakemlerin isimleriyle birlikte açıklamaya çağırıyorum. Bu şekilde hakem raporları denetlenecek ve akademik dergi yayıncılığı daha objektif ve daha kaliteli hâle gelebilecektir.

Yine bütün meslektaşlarımı, özellikle genç meslektaşlarımı, susmamaya ve makale yayın sürecinde akademik dergilerle yaşadıkları sorunları kamuoyuyla paylaşmaya çağırıyorum.

Keza bütün okuyucuları da akademik dergilerde yayınlanan makalelerde gördükleri anormallikleri açıklamaya ve gerek dergileri, gerekse makaleleri eleştirmeye davet ediyorum.

Türk akademik dergi yayıncılığının ciddi bir şekilde şeffaflığa ve denetime ihtiyacı vardır. Bu şeffaflık ve denetim, susarak değil, ancak bu şekilde gerçekleşebilir.

İşte bu nedenle, bu konuda bir başlangıç olsun diye, ben de, benim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (AÜSBFD) tarafından reddedilen “Osmanlı/Türk İl Özel İdaresi Sistemi Üzerinde Fransız Etkisi: 26 Mart 1913 Tarihli Kanun-ı Muvakkat, 10 Ağustos 1871 Tarihli Fransız Kanunundan mı İktibas Edilmiştir?” başlıklı makalemin tam metinini ve hakem raporlarını, hakem raporlarına karşı yazdığım ve AÜSBFD’ye gönderdiğim açıklama yazımı ve AÜSBFD editörü sayın Prof. Dr. Çınar Özen ile yaptığım yazışmaları bir iki gün içinde www.idare.gen.tr’de tam metin olarak yayınlamayı planlıyorum (Post scriptum: söz konusu makale, 23 Ağustos 2019 tarihinde www.idare.gen.tr/ausbfd-ret.htm adresinde yayınlandı).

22 Ağustos 2019


DİPNOTLAR
(Geri dönmek için dipnot numarasının üzerine tıklayınız).
[1] Kemal Gözler, “Halkoylamasının Değeri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XL, 1988, Sayı 1-4, s.97-113 (anayasa.gen.tr/halkoylamasi.htm).
[2] Makale listeme izleyen linkten ulaşılabilir: anayasa.gen.tr/gozler-makaleler.htm.
[3] Kemal Gözler, Mahallî İdareler Hukuku, Bursa, Ekin, 2018, 520 s.
[4] Adı geçen kitapta bu konularda ayrı birer makale yazdığımı ve konularda bu makalelere bakılması gerektiğini not ettim. Bkz. Gözler, Mahallî İdareler Hukuku, op. cit., s.273, 279, 329 ve 420.
[5] Örneğin benim Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisine gönderdiğim ve altı ay bekletildikten sonra, hakeme gönderilmeksizin reddedilen “Kamu Tüzel Kişiliği Kavramı Neye Yarar? K. Begüm İsbir’in Kamu Tüzel Kişiliği İsimli Doktora Tezinin Düşündürdükleri” başlıklı makalem dolayısıyla yayınladığım “açık mektup” için bkz.: Kemal Gözler, “Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına Açık Mektup”, idare.gen.tr/auhf-acik-mektup.html (4 Haziran 2018).
[6] Yukarıda 4 nolu makalemin AÜSBFD tarafından reddedilmesine dayanak teşkil eden raporları yazan hakemlerin raporlarında kullandıkları terminolojiye bakarak, idare hukuku öğretim üyesi değil, kamu yönetimi öğretim üyesi olduklarını tahmin ediyorum. AÜSBFD Editörlüğü, bu hakemlerin isimlerini bana bildirmediği için bu konuda kesin bir şey söyleyemiyorum. Eğer böyleyse AÜSBFD editörü veya yayın kurulu, ilk yanlışı daha hakem seçiminde yapmıştır.
[7] uak.gov.tr/duyuru/...140319.pdf (Erişim Tarihi: 21 Ağustos 2019).
[8] yok.gov.tr/...dergi-yayinlarina-onlem.aspx (Erişim Tarihi: 21 Ağustos 2019).
[9] İsmini vermek istemediğim bu yayınevinin internet sitesine göre, “bireysel akademik paket”te “ücrete dahil olan hizmetler” şunlardır: “1. Eserin bütün baskı (matbaa) maliyeti (300 sayfayı aşan eserler yeniden ücretlendirilebilir), 2. Eserin ISBN ve bandrolünün alınması, 3. Dizgi, mizanpaj ve kapak tasarımı, 4. E-mail tanıtım bültenleri, 5. Internet ortamındaki satış sitelerinde eserinizin satışa çıkarılması, 6. Dağıtımcılara gönderilecek olan örnek kitapların maliyetleri, 7. Eserin basım, yayım ve dağıtımı ile ilgili olarak tahakkuk edecek olan vergiler yayınevimiz tarafından karşılanır”.
[10] https://dergipark.org.tr/page/about (Erişim Tarihi: 20 Ağustos 2019).
[11] Bu genel curcuna içinde, armağanın sunulacağı kişiyle arasında herkesçe bilenen muaraza ve niza olan yazarlar dahi armağana katkıda bulunmaya davet edilmiş olabilir. Geçmişte kendisiyle aramda niza bulunan bir kişi için çıkarılan Armağan’a katkıda bulunmaya davet edildim!
[12] Murat Sevinç, “Zerafet”, Prof. Dr. Erdal Onar’a Armağan, Ankara, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 2013, c.I, s.15: Sevinç’in cümleleri şöyle: “… Kimi insanların emekli oluşları bir armağandır akademiye ve onlar için bir armağan çıkarılmasını dahi yadırgarsınız. … Bir de öyle kişiler var ki akademide, varlıkları armağandır. Onların emekli oluşu, emekli olabiliyor olmanın değeri ve mutluluğu bir yana, büyük bir eksiklik… İşte Erdal Hoca, benzer bir ‘eksilme’ duygusu yaşattı, emekli olup Ankara Hukuk’tan ayrıldığında”.
[13] … <… @...edu.tr> adresinde Kemal Gözler adresine “26.05.20... Cum 08:43” tarihinde gelen e-posta. (İsim, e-mail adresi, ilgili kişinin kişilik haklarını korumak amacıyla gizlenmiştir. Tarihteki yılın son iki basamağı da armağanın hangi armağan olduğu tahmin edilememesi için tarafım silinmiştir).
[14] Kemal Gözler, “Zeki Hafızoğulları’yla İlgili Anılar ve Hafızoğulları’nın Türkiye’de Hukukun Genel Teorisi Çalışmalarına Katkısı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (Prof. Zeki Hafızoğulları Armağanı), Cilt 65, Sayı 4, 2016, s.XIV-XX.
[15] Bu aforizm Jefferson’a atfedilir. Bkz.: Elisabeth Zoller, “Présentation de la Cour suprême des Etats-Unis”, Cahiers du Conseil Constitutionnel, No 5 (Dossier: États-Unıs), Novembre 1998 (conseil-constitutionnel.fr/...-etats-unis) (Erişim Tarihi: 18.8.2019).
[16] Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin son sayısında (Cilt 68, Sayı 1, Nisan 2019) makale geliş ve kabul tarihlerini https://dergipark.org.tr/auhfd’den kontrol edebilirsiniz. Her makalenin ilk sayfasının altında makalenin geliş ve kabul tarihleri yazılıdır.
[17] Kemal Şamlıoğlu, “Tanzimat Dönemi Düşüncesinde Oryantalizmin Siyasî ve Kültürel Reddi”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 52, Sayı 1, Mart 2019, s.67-84 (yayin.hacibayram.edu.tr/Yazarlar/1583).
[18] Kemal Şamlığoğlu'nun AHBV Üniversitesinin resmi web sitesinde (web.ahbv.edu.tr/...-samlioglu-212514) yayınlanan “Özgeçmiş” bilgisini aşağıya aynen alıyorum: “1978 yılının Ocak ayında Rize’nin Ardeşen ilçesinde dünyaya gelen Kemal Şamlıoğlu; lise tahsilini 1995 yılında Trabzon-Of İmam Hatip Lisesi’ nde, Lisansını 1999 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Programında tamamladı. Aynı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi alanında tezli yüksek lisansını yaptı. Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Yeni Türk Edebiyatı dalında Doktora eğitimine devam etmekte olan Kemal Şamlıoğlu, iyi derecede İngilizce ve Arapça bilmektedir. Kemal Şamlıoğlu, 1999 yılından 2002 yılına kadar çeşitli okullarda öğretmen olarak çalıştı. 2002 yılından 2014 yılına kadar özel bir öğretim kurumunda yönetici olarak görev yaptı. 2014 -2016 yılları arasında Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünde Öğrenci İşleri ve Sosyal Etkinlikler Daire Başkanı; 2016-2018 yılları arasında Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü olarak görev yaptı. 19.9.2018 tarihinde Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Genel Sekreteri olarak göreve başladı. 8.10.2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kuruluna Üye olarak atandı. Ayrıca Şamlıoğlu 06.05.2017 tarihinde yapılan Milli Eğitim Vakfı 37. Olağan Kongresinde Milli Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Vakfın 38. Olağan Genel Kurulunda da Genel Kurul Üyesi oldu. Evli ve iki kız çocuğu babası olan Kemal Şamlıoğlu’nun birçok dergi ve gazetede eğitim üzerine yazıları ve röportajları bulunmaktadır”.
[19] YÖK Ulusal Tez Merkezi, 300401 Nolu Yüksek Lisans Tezi (tez.yok.gov.tr/) (Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2019).
[20] DergiPark/Arama (dergipark.org.tr/...) (Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2019).
[21] Türkiye Makaleler Bibliyografyası (mkutup.gov.tr/.. ; makaleler.mkutup.gov.tr/...). (Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2019).
[22] Kemal Şamlıoğlu, “Türk Modernleşmesinin Misyon ve Pratiğine Karşı Necip Fazıl’ın Poetik İtirazı”, Turkish Studies, Cilt 14, Sayı 1, 2019, s.1-12 (turkishstudies.net/...) (Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2019).
[23] mjl.clarivate.com/... (Erişim Tarihi: 19 Ağustos 2019).
[24] Tuncay Önder’den <…@gmail.com> Kemal Gözler’e <...@hotmail.com> gönderilen 17.08.2019 Cmt 13:57 tarihli e-posta.
[25] Kemal Gözler, "Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına Açık Mektup", idare.gen.tr/auhf-acik-mektup.html (4 Haziran 2018).
[26] Bu vesileyle belirtelim ki, sadece makaleler için alınan hakem raporları değil, doçentlik jüri üyeleri tarafından yazılan eser inceleme raporları da yayınlanmalıdır. Toplamı binlerce sayfaya ulaşan kitap ve makaleleri inceleyen doçentlik jüri üyesi raporları çoğunlukla birkaç sayfadan ibarettir. Geçmişte tek sayfalık jüri üyesi raporlarını dahi gördük. Yine geçmişte iki ayrı jüri üyesinin, güya birbirinden habersiz bir şekilde, kelimesi kelimesine, noktası virgülüne aynı raporları sunduklarını da duyduk. Jüri raporları yayınlanırsa haliyle bunlar olmaz.
[27] Burada yukarıdaki “genel sonuç”tan başka, benim açımdan bir de “kişisel sonuç” vardır. Bu sonucu da dipnotta vermek isterim:
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi gibi ülkemizin gözbebeği olan iki dergiyle ilgili olarak son iki yıldır yaşadığım talihsiz tecrübelerden sonra belirtmek isterim ki, bundan sonra, ne adı geçen dergilere, ne de başka akademik dergilere makale göndermeyeceğim. Türkiye’de bildiğim ve güvendiğim akademik dergilere karşı da artık güvenimi yitirdim. İnanmadığım bir işe de artık katkıda bulunmak istemiyorum.
Ayrıca belirtmek isterim ki, hakemli dergilere makale göndermek, bana emek ve zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramıyor. Benim hakemli dergilerde makale yayınlamaya ve puan toplamaya ihtiyacım yok. Profesörlük unvanını alalı on iki yıl oluyor. Hâlihazırda da emekliyim. Bir üniversitede çalışmıyorum ve gelecekte de çalışmayı düşünmüyorum. Hakemli bir dergide makale yayınlamaya, ne akademik yükselme bakımından, ne başka bir bakımdan ihtiyacım var. Emekliliğimde kalkıp makaleler yazmış ve bunu hakemli dergilere göndermiş isem, bu benim bilim sevgimdendir.
Ne var ki, yaşadığımız tecrübeler, “bilim sevgisi” gibi sözlerin bu ülkede artık komik kaçtığını gösteriyor.
Zaten dikkatli okuyucularım fark etmiştir; bir yıldan beri makalelerimi bir dergiye göndermiyor ve doğrudan doğruya anayasa.gen.tr veya idare.gen.tr’de yayınlıyorum. Bundan sonra da böyle yapacağım.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi tarafından reddedilen “Kamu Tüzel Kişiliği Kavramı Neye Yarar? K. Begüm İsbir’in Kamu Tüzel Kişiliği İsimli Doktora Tezinin Düşündürdükleri” başlıklı makalemin AÜHFD tarafından reddedilmesiyle ilgili olarak idare.gen.tr/auhf-acik-mektup.html adresinde 4 Haziran 2018 tarihinde yayınladığım “Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına Açık Mektup” (ki söz konusu makale bu mektubun ekinde bulunmaktadır) bir yıl içinde (yani 4 Haziran 2019 tarihine kadar) analytics.google.com verilerine göre 7774 kişi tarafından okundu. Bilmem AÜHFD’de yayınlansaydı kaç kişi tarafından okunacaktı? Beklenenin tersine, makalemin AÜHFD’de tarafından reddedilmesi makaleme karşı bir ilgi uyandırdı! Acaba AÜHFD’de yayınlanmış ve şimdiye kadar, bir yılda 7000 kişi tarafından okunmuş bir makale var mıdır?
Eski ve kurumsal dergilerin artık şunu çok iyi bilmeleri gerekir: Devran değişti. Makalesini yayınlamayarak bir yazarı artık susturmanız mümkün değil. Sizin yayınlamadığınız bir makale internette bir web sitesinde yayınlanabilir ve sizin derginizde yayınlanmasına göre daha fazla sayıda okuyucu tarafından okunabilir ve atıf alabilir.


ÖZET.- Bu makalede Türkiye’de akademik dergi yayıncılığının içinde bulunduğu, hakem inceleme sürecindeki yavaşlık, makalelerin tatmin edici olmayan hakem raporlarıyla reddedilmesi, bazı dergilerde görülen kayırmacılık, yağmacı dergicilik, sözde hakemli dergi, hakemli dergi patlaması ve hakemli armağan komedisi gibi sorunlar gözlemlenmekte ve eleştirilmektedir. Makalede Türkiye’de akademik dergi yayıncılığının akademik kamuoyu tarafından denetlenmeye ihtiyacı olduğu görüşü savunulmaktadır. Bu amaçla da, yazarlar, makale yayın sürecinde akademik dergilerle yaşadıkları sorunları akademik kamuoyuyla paylaşmaya ve özelliklede reddedilen makalelerini hakem raporlarıyla birlikte internette yayınlamaya çağrılmaktadır.




(c) Kemal Gözler, 2019.


UYARI: Makalemin tam metin olarak başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde yayınlanmasına rızam yoktur. Makalemden ancak miktar olarak yarısını aşmamak ve www.anayasa.gen.tr/dergi-yayinciligi.htm adresine link verilmek şartıyla alıntı yapılabilir.

Bu makaleye aşağıdaki şekilde atıf yapılması önerilir: Kemal Gözler, "Akademik Dergi Yayıncılığı Üzerine Gözlemler ve Eleştiriler", www.anayasa.gen.tr/dergi-yayinciligi.htm (Yayın Tarihi: 22 Ağustos 2019).

İzleyen makale bu makalenin devamıdır: Kemal Gözler, "AÜSBFD Tarafından Reddedilen Bir Makalem Dolayısıyla", www.idare.gen.tr/ausbfd-ret.htm  (Yayın Tarihi: 23 Ağustos 2019).
Bu makale ilginizi çektiyse izleyen makalemiz de ilginizi çekebilir: Kemal Gözler, "Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına Açık Mektup", idare.gen.tr/auhf-acik-mektup.html (4 Haziran 2018).



Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/dergi-yayinciligi.htm
İlk Yayın Tarihi: 22 Ağustos 2019, Saat 14:00
Değişiklikler, Düzeltmeler ve Güncellemeler: 24 Ağustos 2019, Saat 14:55