[Ana Sayfa]


“HUKUK” KELİMESİ KAÇ YAŞINDA?
Etimoloji Bize Ne Söyler?


Kemal Gözler*

“Hukuk” kavramı, çok genel olarak, insan davranışlarını düzenleyen ve devlet tarafından müeyyidelendirilen bağlayıcı kurallar bütünü olarak tanımlanır. Bu makalede “hukuk” bir kavram olarak değil, bir kelime olarak ele alınacaktır.

I. HUKUK KELİMESİ NE ZAMAN ORTAYA ÇIKTI?

Türkiye’de hukuka saygıda problem varsa da, hukuk kelimesinin saygınlığında bir problem yoktur. Hukukçular, “hukukçu” olmakla övünürler. Türkiye’de yıllardır anne-babalar çocuklarını, sosyal bilimler eğitimi alacaklarsa, hukuk fakültelerine göndermek istiyorlar. Hukuk fakültelerinin giriş puanları, sosyal bilimler alanındaki fakülteler arasında her zaman en yüksek oluyor. “Hukuk” kelimesinin toplum içinde büyük bir itibara sahip olduğundan şüphe yok. Türkiye’de bugün “hukuk” kelimesini duymamış bir kişi herhalde yoktur.

Peki ama Türkiye’de böylesine itibarlı ve böylesine meşhur olan “hukuk” kelimesi kaç yaşında?

“Herhalde en azından bin yaşındadır” diyorsunuzdur.

Hayır bilemediniz. “Hukuk” kelimesi sadece 170 yaşında!

Hemen belirtelim: “Hukuk” kelimesi öz Türkçe değil. Keza öz Türkçede “hukuk” kelimesinin karşılığı olan bir kelime de yok. “Hukuk” kelimesinin öz Türkçe karşılığı olan “tüze” kelimesi Cumhuriyet döneminde öz Türkçeciler tarafından uydurulmuştur. Bu kelimenin tarihsel bir temeli yoktur.

1. “Hak” Kelimesinin Çoğulu Olarak “Hukuk” Kelimesi

Türkçede şu an kullandığımız “hukuk (حقوق)” kelimesi esasen Arapça “hak (حق)” kelimesinin çoğuludur ve “haklar” anlamına gelmektedir (1).

Örneğin 1924 Anayasamızın 68 ilâ 88’inci maddeleri arasında bulunan Beşinci Faslının başlığı “Türklerin Hukuk-u Ammesi”, yani “Türklerin Kamu Hakları”dır. “Hukuk-u beşer”, “insan hakları” demektir. Hak kelimesinin çoğulu anlamında “hukuk” kelimesi eski zamanlardan beri Türkçede kullanılmaktadır.

Nişanyan Sözlüğüne göre “hak” kelimesinin çoğulu anlamında “hukuk” kelimesinin Türkçede en eski kullanımı 1451 tarihli Ferec Ba'd eş-Şidde’de tespit edilmiştir (2).

Türkçede “hak” kelimesinin çoğulu anlamında “hukuk” kelimesi 1451’den beri vardır; ama bu anlamda “hukuk” kelimesi ile günümüzde kullandığımız “hukuk” kelimesi aynı anlama gelmemektedir. Günümüzde “hukuk” kelimesini “bağlayıcı kurallar bütünü” anlamında, yani İngilizce “law”, Fransızca “droit” anlamında kullanıyoruz. Örneğin “hukuk fakültesi” dediğimizde, hakların değil, hukuk biliminin öğretildiği yer anlaşılıyor. “Medenî hukuk” dediğimizde, medenî haklar değil, insanların doğumunu, kişiliğini, ehliyetlerini, evlenmesini, eşi ve çocuklarıyla ilişkilerini, eşya sahibi olmasını ve öldükten sonra malvarlığının mirasçılara geçişini düzenleyen kuralların bütünü anlaşılıyor.

Bugün kullandığımız anlamda, yani bağlayıcı kurallar bütünü anlamında “hukuk” kelimesi Türkçede yenidir. Hukuk kelimesi Türkiye’de 1850’lere kadar bilinmeyen, kullanılmayan bir kelimeydi.

2. Arapçada Bağlayıcı Kurallar Bütünü Anlamında “Hukuk” Kelimesi Var mı?

Arapçada “külliyetü'l-hukuk (hukuk fakültesi)” örneğinde olduğu gibi, “hukuk (حقوق)” kelimesinin “bağlayıcı kurallar bütünü”, yani İngilizce “law”, Fransızca “droit” kelimeleri anlamında kullanımı varsa da, “hukuk” kelimesinin bu anlamda kullanılması bizdeki kadar yaygın değildir.

Arapçada “hukuk” kelimesinin yerine çoğunlukla “kanun” veya “teşri” kelimeleri kullanılır. “Nizamü't-teşri (hukuk sistemi)”, “tarihu't-teşri (hukuk tarihi)”, “tedâbirü'l-kanuniyye (hukukî tedbirler)”, “esbâbü'l-kanuniyye (hukukî sebepler)”, “fikrü'l-kanunî (hukuk fikriyatı)” gibi (3).

Hans Wehr’in A Dictionary of Modern Written Arabic isimli sözlüğünde bağımsız bir “hukuk (حقوق)” maddesi yoktur. Bu kelime, “hak (حق)” maddesinin altında verilir ve sadece “hak (حق)” kelimesinin çoğulu olduğu belirtilir (4). Cambridge English-Arabic Dictionary’de “law” kelimesi Arapça karşılığı olarak “ قانون (kanun)” veya “القانون (el-kanun)” kelimeleriyle verilmektedir (5).

“Hukuk” kelimesinin “hak” kelimesinin çoğulu olarak değil, “bağlayıcı kurallar bütünü” anlamında kullanılması muhtemelen Araplara bizden geçmiştir. Dolayısıyla Arapçada bağlayıcı kuralları bütünü anlamında “hukuk” kelimesinin kullanımı bizden de yeni olmalıdır. Bu hususun hâliyle konunun uzmanları tarafından araştırılması gerekir.

3. Türkçede 1847’den Önce Bağlayıcı Kurallar Bütünü Anlamında Hukuk Kelimesi Yoktu

Türkçede 1847’den önce “şeriat”, “fıkıh”, “kanun”, “ferman”, “örf”, “emir”, “buyruk” ve benzeri kelimeler vardı; ancak bugünkü anlamda, yani bağlayıcı kurallar bütünü anlamında “hukuk” kelimesi yoktu.

a) Örneğin Thomas-Xavier Bianchi’nin 1831 yılında Paris’te yayınlanan Vocabulaire français-turc isimli sözlüğünde “droit” kelimesinin karşılığı olarak “hukuk” değil, “insaf”, “adalet”, “hak”, “ilm-i fıkıh” terimleri verilmiştir (6). Kitabın kapağı ve “droit” maddesinin görüntüsü aşağıya konulmuştur:

b) Jean Daniel Kieffer ve Thomas-Xavier Bianchi tarafından Paris’te 1835 yılında yayınlanan Türk ve Fransa Lisanlarının Lûgatı: Dictionnaire turc-français isimli sözlükte “حقوق (houqouq)” maddesinin karşılığında “droit” kelimesi değil, “droits (haklar)” kelimesi verilmiş ve “pluriel de حق haqq” (hakkın çoğulu) açıklaması yapılmıştır (7). Kitabın kapağı ve “houqouq” maddesinin görüntüsü aşağıya konulmuştur:

1830’larda Türkçede “droit” karşılığı hukuk kelimesi kullanılıyor olsaydı, bu kullanımın Bianchi’nin Vocabulaire français-turc ve keza Kieffer ve Bianchi’nin Dictionnaire turc-français isimli sözlüklerinde tespit edilmiş olması gerekirdi.

Hukuk kelimesinin yeniliğiyle ilgili olarak belirtelim ki, modern anlamıyla, yani bağlayıcı kurallar bütünü anlamıyla “hukuk” kelimesi genel Türkçe sözlüklere ancak 1940’larda girebilmiştir. Sevan Nişanyan, “hukuk” kelimesinin “1945 öncesi tüm sözlüklerde sadece hak sözcüğünün çoğulu olarak gösteril(diğini)” not etmektedir (8). Yine Nişanyan’ın bildirdiğine göre “hukuk” kelimesi bugünkü anlamıyla ilk defa TDK, Türkçe Sözlük’ün 1945 yılında yapılan ilk baskısına girebilmiş ve bu baskıda “hukuk” kelimesi “1. Kanun ve adetlerin bütünü. 2. Kanunlar bilimi” olarak tanımlanmıştır (9).

Gerçekten de Osmanlı’nın son döneminde en bilinen sözlüklerinden biri olan Şemseddin Sami’nin 1901 yılında İstanbul’da basılmış olan Kamus-u Türkî’sinde “hukuk (حقوق)” maddesi bulunmaz; sadece “hak” kelimesinin ceminin (çoğulunun) “hukuk” olduğu belirtilir (10). Maddenin görüntüsü aşağıdadır:

c) Keza Şemseddin Sami’nin İstanbul’da 1898 yılında basılmış olan Kamus-u Fransevi’sinde Fransızca “droit” kelimesinin Türkçe karşılığı olarak, “hukuk” kelimesi değil, “hak”, “istihkak”, “kanun”, “nizam” ve “fıkıh” kelimeleri verilir (11). Maddenin görüntüsü aşağıdadır:

Şemseddin Sami’nin “droit” karşılığında “hukuk” kelimesini değil, “fıkıh” kelimesini vermesi, 1898 yılında dahi, bağlayıcı kurallar bütünü anlamında “hukuk” kelimesinin tam olarak yerleşmediğini göstermektedir.

d) Diran Kelekian’ın 1911’de İstanbul’da basılmış olan Kamus-u Fransevi: Musavver Türkçeden Fransızcaya Lügat isimli sözlüğünde “حقوق (houqouq)” maddesinin karşılığı olarak Fransızca “droits (haklar)” kelimesi verilmiştir; yanına da “pl. de حق” yazılarak hak kelimesinin çoğulu olduğu notu düşülmüştür (12). Maddenin görüntüsü aşağıdadır:

Kelekian’ın “حقوق (houqouq)” kelimesinin Fransızca karşılığında olarak “droit” kelimesini değil, “droits” kelimesini vermesi, 1911 yılında dahi Osmanlı genel kültüründe bağlayıcı kurallar bütünü anlamda hukuk kelimesinin hâlâ tam olarak yerleşmediğinin bir delilidir.

4. Bağlayıcı Kurallar Bütünü Anlamında “Hukuk” Kelimesi Ne Zaman Ortaya Çıktı? (13)

“Hukuk” kelimesinin “hak” kelimesinin çoğulu olarak değil, bağlayıcı kuralların bütünü anlamında, yani Fransızca “droit” anlamında, önce “hukuk-u milel (milletler hukuku)” ve “hukuk-u düvel (devletler hukuku)” tamlamaları şeklinde ortaya çıktığı anlaşılıyor. Her iki tamlamada da “hukuk” kelimesi, hak kelimesinin çoğulu değil, belirli bir alandaki kuralların bütünü anlamında kullanılmıştır.

Cemil Bilsel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuasında 1940 yılında yayınladığı “Devletler Hukuku mu, Devletler Arası Hak mı?” başlıklı değerli makalesinde, “hukuk-u milel” teriminin ilk defa Napolyon’un Mısır’ı istilâsı üzerine 1798’de Fransa’ya verilen “ilân-ı harb beyannamesi”nde kullanıldığını yazmaktadır. Bu beyannamede “Fransa’nın bu hususa müdahalesi hukuk-u milele mugayir bir keyfiyet olduğu” belirtilmektedir (14).

Yine Cemil Bilsel’in tespitine göre “hukuk-u düvel” terimi, ilk defa, Navarin hadisesi dolayısıyla Avusturya Elçiliğine verilen 1827 tarihli “takrir”de kullanılmıştır (15).

Harp ilanı beyannamesi veya bir elçiliğe verilen takrir gibi resmî belgeleri bir yana bırakalım ve şu soruyu soralım: Bir hukuk kitabında, “hukuk” kelimesi ilk defa ne zaman kullanılmıştır?

a) Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın Kitab-ı Hukuk-u Milel’i (1847).- Cemil Bilsel’in yukarıda zikrettiğimiz makalesinden öğrendiğimize göre “hukuk” kelimesi, bir kitapta ilk defa 1847 yılında kullanılmıştır. Bu kelimeyi ilk defa kullanan kişi de Avusturya’nın İstanbul Sefaretinde baş tercüman olarak görev yapmış, kitabında adı eski harflerle “اوطوقار اشلختا (İşlehta Otokar)” şeklinde yazılan Baron Ottokar von Schlechta-Wssehrd’tır.

Baron Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın Viyana’da 1847 yılında Türkçe olarak bastırdığı Kitab-ı Hukuk-u Milel (كتاب حقوق ملل) isimli eserinde (16) “hukuk (حقوق)” kelimesi, hak kelimesinin çoğulu olarak değil, bugünkü anlamda, yani Fransızca “droit” kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır (17). Kitab-ı Hukuk-u Milel’in Avusturya Millî Kütüphanesinde bulunan nüshasından taranmış dijital kopyasına Google Books’tan ulaşılabilmektedir. Kitabın iç kapağı ve künye bilgisini gösteren son sayfası aşağıya konulmuştur:

Baron Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın bu kitabı, daha sonra İstanbul’da Rumî 1295 (Miladî 1879/1880) yılında “Hukuk-u Milel (حقوق ملل)” başlığı altında tekrar basıldı (18). İkinci baskının tam metnine online olarak ABD Kongre Kütüphanesinden (www.loc.gov)  ulaşılabilmektedir. İkinci baskının iç kapağının görüntüsü ve yazı çevrimi aşağıya konulmuştur:

b) Vattel’in Kitabının Türkçe Tercümesi: Hukuk-ı Milel (Yazma 1839 [?], Basma 1862-1865).- Cemil Bilsel, yukarı zikrettiğimiz makalesinde, “Koca Hüsrev Paşanın Vatel’den tercüme ettirdiği kitaba Hukuku nas ismi verilmiştir” diye yazar (18a). Ancak daha başka bir bilgi vermez. Koca Hüsrev Paşanın ölüm tarihi 1855’tir. Dolayısıyla Vattel’in tercümesi 1855’ten önce yapılmış olmalıdır. Mustafa Serdar Palabıyık, “The Emergence of the Idea of ‘International Law’ in the Ottoman Empire before the Treaty of Paris (1856)” başlıklı makalesinde bu çevirinin başlığını “Hukuk-u Milel”, tarihini de 1255 [1839] olarak vermektedir (18b). Anlaşıldığı kadarıyla Koca Hüsrev Paşanın yaptırdığı Vattel’den çeviri bir el yazmasıdır ve basılmadan kalmıştır (18c). Daha sonra, Arzu Meral’in “A Survey of Translation Activity in the Ottoman Empire” başlıklı makalesinden öğrendiğimize göre, Vattel’in kitabının Türkçe tercümesi Hukûk-ı Milel başlığı altında Tasvîr-i Efkâr gazetesinde 4 Safer 1279-17 Muharrem 1282 (1 Ağustos 1862-12 Haziran 1865) tarihleri arasındaki seri hâlinde yayınlanmıştır (18d). Vattel’in kitabının Türkçe tercümesinde de “hukuk” kelimesi, “hak” kelimesinin çoğulu anlamında değil, modern anlamıyla, yani bağlayıcı kurallar bütünü anlamında kullanılmıştır.

c) Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın Manuel terminologique français-ottoman (1870).- Baron Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın 1870’te Viyana’da basılan “Manuel terminologique français-ottoman (Mecmua-i Istılahat-ı Resmîye)” isimli eserinde (19) pek çok yerde modern anlamda “hukuk” kelimesi kullanılmıştır. Örneğin “question de droit” terimi “hukuk meselesi”, “en droit” terimi “hukukça” şeklinde Türkçeye çevrilmiştir (20). Kitabın kapağı ve “hukuk” maddesinden bir görüntü aşağıya konulmuştur. Kitabın tam metnine online olarak Google Books’tan ulaşılabilmektedir.

 

Burada belirtelim ki Ali Adem Yörük’ün “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)” başlıklı makalesinde (21), 1887’den itibaren basılmış çeşitli hukuk lügatleri hakkında çok değerli bilgiler vardır. Sayın Yörük’ün tanıttığı sözlüklerden biri olan Nazaret Hilmi’nin lstılahat-ı Adliye: Termes Judiciaires (Dersaadet, Karabet ve Kasbar Matbaası, l304/1887, 333 s.) isimli sözlüğünü burada özellikle zikretmek gerekir. Biz bu sözlüğe ulaşamadığımız için bunda hukuk kelimesinin kullanılmasına örnek veremedik. Ancak bu sözlükte pek muhtemelen hukuk kelimesi sadece Arapça “hak” kelimesinin çoğulu olarak değil, modern anlamda, yani bağlayıcı kurallar bütünü anlamında kullanıldığını tahmin ediyoruz.

d) Kani Paşazade Rifat’ın Hukuk-u Umumiye Çevirisi (1868, 1873).- Kani Paşazade Rifat, Paul Pradier-Fodérë’nin Principes généraux de droit isimli eserini Hukuk-u Umumiye başlığıyla Türkçeye çevirmiştir (22). Bu kitabın birinci cildi önce 1868 yılında Paris’te, daha sonra da birinci ve ikinci cildiyle birlikte 1873 yılında İstanbul’da basılmıştır. Bu kitabın Türkçe çevirisinde “hukuk” kelimesi bugünkü anlamıyla kullanılmıştır. Ali Adem Yörük, bu kitabın, Türkçedeki ilk modern hukuk kitaplarından biri olduğunu yazmaktadır (23).

e) Ali Suavi’nin “Duruva: İlm-i Usûlü’l-Hukûk” Başlıklı Makalesi (1871).- Paris'te çıkan Ulûm Gazetesi’nin 1287 [1871] tarihli 18'inci sayısında yayınlanan “Duruva: İlm-i Usûlü’l-Hukûk” başlıklı makalesinde Türkçe “hukuk” kelimesi Fransızca “droit” kelimesi anlamında, yani modern anlamda kullanılmıştır (23a). Gazetenin başlığı, makalenin başlığı ve makalenin ilk paragrafı aşağıya konulmuştur:

İlginçtir ki, söz konusu makalede “hukuk” kelimesinin Fransızca karşılığı olan “droit” kelimesi telaffuzu esas alınarak Türkçe olarak “duruva (دروا)” şeklinde yazılmıştır. 1800'lerin ikinci yarısında Fransızca “droit” kelimesi için “hukuk” şeklinde Türkçe karşılık geliştirilemeseydi, muhtemelen Fransızca “droit” kelimesi Türkçeye “duruva” şeklinde girebilecekti. Bugün “hukuk” yerine “duruva” diyor olabilirdik (23b).

f) Mekteb-i Hukuk (1874) (24).- Bugünkü anlamda “hukuk” kelimesi, resmî bir kurumu ifade etmek için ilk defa, 1874 yılında Darülfünûn-u Sultanî bünyesinde kurulan Mekteb-i Hukuk-u Sultanî’nin (25) isminde kullanıldı. 1880’de Sultanahmet’te Adliye Nezaretinin bahçesinde yeni bir Mekteb-i Hukuk açılmıştır (26). Bunun üzerine Mekteb-i Hukuk-u Sultanî, bu yeni Mekteb-i Hukuk’a “zamm u ilave” edilmiştir (27).

Keza Mekteb-i Hukuk-u Sultanî’de ve Mekteb-i Hukuk’ta isminde modern anlamda “hukuk” kelimesinin geçtiği pek çok ders vardı (28). Mekteb-i Hukuk-u Sultanî’de “hukuk-u umûmiyyeye mukaddime”, “Roma hukuku”, “hukuk-u ticaret”, “hukuk-u bahriyye”, “hukuk-u umûmiyye-i haricî ve dahilî” gibi dersler okutuluyordu (29). Mekteb-i Hukuk’ta ise “medhal-i ilm-i hukuk”, “hukuk-u tabi‘iyye”, “hikmet-i hukuk”, “hukuk-u düvel”, “hukuk-u siyasiyye-i Osmaniyye-i dahiliyye yani hukuk-u esasiyye ve hukuk-u idare-i mülkiyye” gibi dersler vardı (30). Bu derslerin isimlerinde ve hâliyle içeriklerinde de hukuk kelimesi modern anlamıyla kullanılmaktadır.

g) 1880’den İtibaren Çeşitli Ders Kitapları.- 1880’lerden itibaren Mekteb-i Hukuk veya Mekteb-i Mülkiyede okutulan, isminde “hukuk” kelimesinin geçtiği pek çok ders vardır. Keza bu dersler için çeşitli ders kitapları yazılmıştır ve bu kitapların başlıklarında “hukuk” kelimesi geçmektedir. Örnek olarak Münif Paşa’nın 1881’de basılan Medhal-i İlmi Hukuk (31), Hasan Fehmi Paşa’nın 1884’te basılan Telhis-i Hukuk-u Düvel (32), İbrahim Hakkı Paşa’nın 1892’de basılan Hukuk-u İdare (33), Babanzade İsmail Hakkı’nın 1909’da basılan Hukuk-u Esasiye (34) isimli kitapları sayılabilir.

h) Mevzuatta “Hukuk” Kelimesi.- 1800’lerin sonlarından itibaren “hukuk” kelimesi, “hak” kelimesinin çoğulu değil, bağlayıcı kurallar sistemi anlamında, mevzuatta, yani çeşitli kanun, kararname ve nizamnamelerde de kullanılmaya başlandı. Örneğin 1917 tarihli “Hukuk-u Aile Kararnamesi”nin (35) adında geçen “hukuk” kelimesi, “haklar” anlamında değil, bugünkü kullandığımız anlamda kullanılmıştır. “Hukuk-u aile”, “aile hukuku” demektir.

* * *

Görüldüğü gibi bugünkü anlamıyla, yani “bağlayıcı kurallar bütünü” anlamında, diğer bir ifadeyle Fransızca “droit”, İngilizce “law” anlamında “hukuk” kelimesinin ortaya çıkışı yenidir. İlk defa 1847 yılında Viyana’da basılmış ve bir Avusturyalı (Ottokar von Schlechta-Wssehrd) tarafından Türkçe olarak yazılmış bir kitapta (Kitab-ı Hukuk-u Milel) kullanılmıştır. Bugünkü anlamıyla “hukuk” kelimesinin Osmanlı İmparatorluğunda 1870’lerden itibaren kullanımı yaygınlaşmıştır. Okul isminde, ders isimlerinde ve ders kitabı isimlerinde ve nihayet 1900’lerin başından itibaren mevzuatta da kullanılmaya başlanmıştır.

Yani “hukuk” kelimesinin bugünkü anlamda ortaya çıkması ve kullanılması yenidir ve 170 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Bu kısa geçmişine rağmen, hukuk kelimesi, Türkiye’de çok hızlı ve güçlü bir şekilde benimsenmiş ve yaygınlaşmıştır.

Türkiye’de bağlayıcı kurallar bütünü anlamında “hukuk” kelimesinin 1850’lerde ortaya çıkması, daha doğrusu eski bir kelime olan “hukuk” kelimesinin yeni anlamda kullanılması bir rastlantı değildir. Bu yıllarda Türkler, Avrupa hukuku ve fikirleriyle karşılaşmış ve kendi hukuk sistemlerini sorgulamaya ve iyileştirmeye çalışmıştır. “Hukuk” kelimesi, durup dururken değil, böyle bir süreçte ortaya çıkmıştır.

5. “Hukuk” Kelimesinin “Fıkıh” Kelimesi Karşısında Zaferi

Hukuk kelimesi öyle bir başarı elde etmiştir ki, bin küsur yıllık geçmişe sahip “fıkıh” kelimesini silip süpürmüştür. Bugün Türkiye’de fıkıh yerine bir itiraz ve sorgulamaya muhatap olmaksızın “İslâm hukuku” tabiri kullanılmaktadır (36). Keza bugün ilâhiyat fakültelerinde fıkıh anabilim dallarının ezici çoğunluğu “İslâm hukuku anabilim dalı” ismini taşıyor (37). Yine Türkiye’de fıkıhçıların neredeyse tamamına yakını kendileri için “fıkıhçı” değil, “İslâm hukukçusu” sıfatını kullanmaktadırlar. Yine Türkiye’de bugün yayınlanan fıkıh kitaplarının ezici çoğunluğu “fıkıh” değil, “İslâm hukuku” başlığını taşıyor.

Oysa “İslâm hukuku” terimi tarihte görülmemiş bir terimdir. Bu terim 1900’lerin başlarında Türkiye’de icat edilmiş bir terimdir. Bu terim Fransızların 1800’lerin ortalarından itibaren kullandıkları “droit musulman” teriminin karşılığı olarak Türkiye’de 1900’lerin başlarından itibaren kullanılmıştır.

Bu konuya bir kaç gün sonra anayasa.gen.tr’de yayınlamayı plânladığım “‘İslâm Hukuku’ Terimi Kaç Yaşında? ‘Fıkıh’ Terimi Yerine Ne Zamandan Beri ‘İslâm Hukuku’ Terimi Kullanılıyor?” başlıklı makalemde değineceğim.

* * *

Bugün Türkiye’de modern hukukçular olarak bizler, ilk defa Baron Ottokar von Schlechta-Wssehrd’ın 1847’de Viyana’da kullandığı “hukuk” kelimesini kullanıyoruz.

Bugün Türkiye’de fıkıhçıların neredeyse tamamı, bin yıllık fıkıh terimini terk edip Türkiye’de ilk defa 1900’larin başlarında kullanılmış olan “İslâm hukuku” terimini kendi disiplinleri için kullanıyorlar.

5. “Hukuk”un İtibarı ve Köksüzlüğü

Hukuk fakülteleri hâlâ Türkiye’de sosyal bilimler alanında en çok tercih edilen fakültelerdir. Hâl⠓hukukçu” sıfatı toplumda bir saygı uyandırmakta; anneler ve babaların çocuklarının “hukukçu” olmasını istemektedirler. Bunlar sevindiricidir.

Türkiye’de artık hukukun köksüzlüğü unutulmuştur. Ne var ki bu köksüzlük bizi unutmamaktadır.

1870’lerden bu yana on binlerce ve belki yüz binlerce genç hukuk okudu ve okumaya devam ediyor. 1870’lerden bu yana binlerce hukuk kitabı yazıldı ve yazılmaya da devam ediliyor. Herhalde Türkiye’de “hukuk” kelimesini duymamış tek bir kişi yoktur. Ne var ki, bu yaygınlığına rağmen, Türkçede içinde “hukuk” kelimesinin geçtiği tek bir bir atasözü yok. Bu da normaldir. Zira 170 yıllık bir terim için bir atasözü üretilmiş olsaydı bu şaşırtıcı olurdu.

“Şeriatın kestiği parmak acımaz” örneğinde olduğu gibi şeriata, “ferman padişahın dağlar bizimdir” örneğinde olduğu gibi fermana, “emir demiri keser” örneğinde olduğu gibi emre, “kadı ekmeğini karınca bile yemez” örneğinde olduğu gibi kadıya ilişkin atasözleri olsa da, Türk halk kültüründe, içinde, bağlayıcı kurallar bütünü anlamında “hukuk” kelimesinin geçtiği tek bir atasözü veya deyim yoktur (38). En azından ben Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğünde (39) ve TDK Atasözleri ve Deyimler Sözlüğünde (40) içinde bağlıyıcı kurallar bütünü anlamında “hukuk” kelimesinin geçtiği bir atasözü veya bir deyim bulamadım. Benim gözümden kaçmış böyle bir atasözü veya deyim varsa, bana bunu bildireceklere şükran borcum büyük olacaktır.

II. ETİMOLOJİ BİZE NE SÖYLER?

Kelimelerin etimolojisi ile bu kelimelerin ifade ettikleri kavram, kurum veya olguların kaderleri arasında bir ilişki olduğu iddiası bilimsel olarak ispatlanabilecek bir iddia değildir. Ne var ki, belirli bir toplumda belirli bir kavram, kurum veya olgunun varlığı ve mahiyetini anlayabilmek için söz konusu kavram, kurum ve olguyu ifade eden kelimenin bulunup bulunmadığına, bulunuyorsa ne zamandan beri bulunduğuna ve bu kelimenin köküne, bu kelimenin nasıl ortaya çıktığına, yani tek kelimeyle etimolojisine bakmakta yarar olabilir.

Neticede bir dilde belirli bir nesneye veya olguya isim verilmiş olması için öncelikle o dilin konuşulduğu yerde o nesnenin veya olgunun bulunması gerekir. “Tsunami”nin görülmediği bir ülkenin dilinde bu olayı ifade eden bir kelimenin olmaması normaldir. Keza Afrika’da çölde yaşayan bir topluluğun dilinde “kar” kelimesinin bulunmaması, buna karşılık kutuplarda yaşayan bir topluluğun dilinde karın on çeşidi için on ayrı kelimenin olması normaldir.

Türkçede de başka dillerde olmayan kelimelerin olması ve başka dillerde olan bazı kelimelerin bulunmaması normaldir; ama bunun kendisine göre belirli bir anlamı vardır.

“Öz Türkçe” ile “Türkçe”.- Burada “öz Türkçe” ile “Türkçe” arasındaki farka da değinmek gerekir. “Öz Türkçe” başka dillerden alınmamış, sadece Türkçe kelimelerden oluşur. Cumhuriyet döneminde uydurulmuş öz Türkçe kelimeler bir yana bırakılırsa, öz Türkçe kelimelerin yüzlerce yıllık geçmişleri vardır. Pek çok öz Türkçe kelime bin yıldan daha eski bir geçmişe sahiptir; pek çoğu Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları döneme gider. Bir kavram, kurum ve olgu için kullanılan öz Türkçe bir kelimenin olması, o kavram, kurum veya olgunun Türklerde yüzlerce yıllık ve belki bin yıllık bir geçmişinin olduğunu gösterir.

“Türkçe” ise kökeni ne olursa olsun, bugün konuştuğumuz bütün kelimelerden oluşmuş dildir. Bunun içine Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca, Fransızca ve diğer dillerden alınmış ve bazen aynen, bazen telaffuz değişikliğine uğratılarak kullanılan bütün kelimler de girer. Bir yabancı kelimenin belirli bir tarihte Türkçeye girip benimsenmesi, o kelimeyle ifade edilen kavram, kurum veya olguyla Türklerin o tarihte tanıştığını gösterir. O kelime hangi tarihte Türkçede kullanılmaya başlanmış ise, o kelimenin işaret ettiği nesne, kurum, kavram veya olgunun o tarihte Türkler tarafından öğrenilmeye ve benimsenmeye başlanmış olduğu söylenebilir. Örneğin “anonim [şirket]” kelimesinin Türkçeye 1860’ta girdiği anlaşılmaktadır (41). Bu Türkiye’nin 1860’ta “anonim şirket” kavramıyla ile tanıştığının bir göstergesidir.

Keza bazen mevcut bir kelime, zamanla ortaya çıkan yeni bir kavramı ifade etmek için anlamı değiştirilerek kullanılır. Bunun en güzel örneği “hukuk” kelimesidir. Yüzlerce yıldır mevcut olan ve “haklar” anlamına gelen “hukuk” kelimesi, Osmanlıların Batı hukukuyla tanışmasından sonra “bağlayıcı kurallar bütünü” anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Bazen de karşılaşılan yeni nesne, kavram, kurum veya olgu için yeni bir kelime uydurulur veya üretilir. Örneğin Türkiye’de 1870’lerde “constitution” kelimesiyle karşılaşılınca bunun için “kanun-u esasî” veya “teşkilât-ı esasîye kanunu” terimleri, Cumhuriyet döneminde de “anayasa” terimi uydurulmuştur.

Öz Türkçede olan veya olmayan kelimelere bakarak bazı spekülatif gözlemlerde bulunabilir ve sorular sarabiliriz. Mesela öz Türkçede “kayırmacılık” kelimesi olmasına rağmen, “liyakat” veya “merit” kelimesinin karşılığı olan bir kelime neden yoktur?

Öz Türkçede askerliğe ilişkin onlarca ve belki yüzlerce kelime var iken, adliyeye ilişkin kaç kelime var? Mesela öz Türkçede “adalet” kelimesi var mı? Takım, bölük, tümen, ordu gibi askerî birlikler için öz Türkçe kelimeler mevcut iken neden “mahkeme” kelimesinin öz Türkçesi yok? Er, onbaşı, çavuş, yüzbaşı, binbaşı gibi pek çok askerî rütbe ve unvanın öz Türkçesi var iken neden hâkim, avukat, vekil veya müdafi kelimelerinin öz Türkçesi yok? (Gerçi Türkçede “yargıç”, “savunman” gibi kelimeler vardır; ama bunlar tarihsel temelden yoksun kelimelerdir). “Öz Türkçede neden hâkim kelimesi yok” sorusunu sorunca aklıma hep vakti zamanında bir hocamızın söylediği “hakim ithal etmeliyiz” ve diğer bir hocamızın söylediği “Türklerden iyi asker olur; ama hâkim olmaz” sözleri geliyor.

* * *

Örnekler.- Geçmişte iki makalemde kelimelerin etimolojisi ile bu kelimelerle ifade edilen kurumların kaderleri arasındaki ilişkiyi sorgulamıştım.

“Devlet” Kelimesi Üzerine.- 2017 yılının Mart ayında belirli bir toplumda “devlet” kurumunu ifade etmek için kullanılan kelimenin etimolojisi ile bu toplumda görülen devlet olgusunun mahiyeti arasında bir ilişki olabileceği düşündüm ve bu düşünceden hareketle “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine Bir Deneme” başlıklı bir makale yayınladım (42). Bu kısa makalede önce “devlet (ﺩﻭﻠﻪ)” kelimesi ile bu kelimenin bazı Batı dillerindeki karşılığı olan “state” ve benzeri kelimeler arasında bir karşılaştırma yapmış, devlet kelimesinin tedavülü ifade eden “d د”, “vو”, “l ل” asli harflerinden geldiğini, buna karşılık “state” kelimesinin ise sabitliği ifade eden “st” kökünden türediğini gözlemlemiştik. Daha sonra iki kelime arasındaki etimolojik farktan yola çıkarak “devlet” kelimesinin kullanıldığı Türk ve Arap toplumlarında devletin elden ele geçen bir top misali tedavül ettiğini, “state” ve benzeri kelimelerin kullanıldığı Batı toplumlarında ise devlette bir istikrar ve sabitliğin olduğunu gözlemledim ve bundan yola çıkarak Türkiye’de devlet olgusu üzerine bazı spekülatif yorumlar yaptım. Bu yorumlar konusunda bu makaleme bakılabilir (43).

“Dırjava (Държава)” ve “Gosudarstvo (Госуда́рство)” Kelimeleri Üzerine.- Bu makaleden iki hafta sonra yayınladığım ikinci bir makalede de bazı Slav dillerinde “devlet” kurumunu ifade etmek için kullanılan “dırjava (Държава)” ve “gosudarstvo (Госуда́рство)” kelimeleri hakkında bazı gözlemlerde bulundum (44). Güney Slavları tarafından kullanılan “държава (dırjava)” kelimesinin “tutmak”, “elde etmek”, “sahip olmak” anlamlarına gelen “държа (dırja)” fiilinden geldiğini; Rusçada “devlet” anlamında kullanılan “госуда́рство (gosudarstvo)” kelimesinin ise ilk anlamıyla “ağalık”, “beylik” demek olduğunu gözledim ve bu milletlerde “devlet” anlayışının hukuk devleti anlayışına elverişli olmadığı, bu milletlerde “devlet”in hükümdarın veya yeni zamanlarda devlet başkanının malı olarak görüldüğü yorumunda bulundum.

SONUÇ YERİNE

Her gün Türkiye’de hukukun bağlayıcılık düzeyinin zayıflığından yakınıyoruz. Özellikle yöneticilerin kendilerini hukuk kurallarıyla bağlı hissetmemeleri olgusunu gözlemliyoruz. Hukukçu olarak bunun sebeplerini sorguluyoruz. Ancak bunun sebeplerini hukuk içinde kalarak bulamıyoruz. Türkiye’de yöneticilerin hukukla bağlı olmamaları olgusunu normatif bakış açısıyla açıklayamıyoruz.

Son yıllarda bu soruları soran ve bunlara hukukun içinde kalarak cevap bulamayan bir hukukçu olarak, bu sorulara başka açılardan cevaplar aranması gerektiğini düşünmeye başladım. Hâliyle hukuk olgusuna “başka açılar”dan da bakılması gerektiğini söylemem, somut bir hukukî sorunun çözümünde saf hukukî yaklaşımdan uzaklaşılması gerektiğini söylemem anlamına gelmiyor. Keza hukuk olgusuna başka açılardan bakarak yapılan gözlemlerin veya ulaşılan sonuçların doğru olduklarını da iddia edecek değilim. Bunlar hâliyle tartışmaya açıktır. Bu makalede sorduğum soruların bir kısmı spekülatif sorulardır ve tartışmaya açıktır. Ancak Türkiye’de hukuk olgusunun özünü anlamak için bu tür sorulara ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Yukarıda belirttiğim gibi, Türkiye’de hukukun yöneticiler üzerinde bağlayıcı olmadığını gözlemleyip bundan yakınıyoruz. Belki de asıl sorun, Türkiye’de hukukun bağlayıcılığındaki zayıflık sorunu değil, düpedüz “hukuk” kavramının varlığındaki zayıflıktır. Nitekim bu makalede açıklandığı gibi, Türkiye’de bu kavramın kendisiyle ifade edildiği “hukuk” kelimesi oldukça genç, şunun şurasında 170 yaşında bir kelimedir. Kelimenin yeniliği, kavramın yeniliğini gösterir. Türkiye Batılı anlamda “hukuk” kavramıyla 170 yıl kadar önce karşılaşmıştır. Türkçede içinde “hukuk” kelimesinin geçtiği bir atasözünün veya deyimin olmaması olgusunun düşündürttüğü gibi, Türkiye’de henüz “hukuk” kavramı tam olarak sindirilmemiş olabilir.

Bununla birlikte umutsuzluğa kapılmamak gerekir. 170 yıllık bir zaman dilimi, bir millet hayatında uzun bir zaman değildir; ama yeni bir başlangıç için yeterli bir zamandır. Bulunduğu bölgede Batılı hukuk kavramıyla ilk karşılaşan ve bu yeni kavramı anlayıp buna bir kelime üreten (daha doğrusu mevcut “hukuk” kelimesini yeni bir anlamda kullanan) ilk millet Türkler olmuştur. Yine Türkler kendilerine yabancı olan Batı hukukunu benimsemiş, mevcut hukuk sistemlerine göre daha ileri bir hukuk sistemi kurmaya çalışmışlardır. Bu açıdan komşuları Araplardan, Farslardan ve bazı bakımlardan da Ruslardan çok daha ileridirler.

Önce kelimeler, sonra bu kelimelerle ifade edilen kavramlar yerleşir. Türkiye’de bugün hukuk kelimesi, mükemmel bir şekilde yerleşmiştir. Hukuk kavramı da elbet bir gün yerleşecektir. Ancak bu yerleşme hiçbir zaman kendiliğinden olmuyor; hukuku her gün, kesintisiz olarak, başta yöneticiler olmak üzere, onu ihlâl eden herkese karşı yılmadan savunmak gerekiyor. Hukuk böyle yerleşecek!

1 Ağustos 2019

Bu makalenin devamı için: Kemal Gözler, “‘İslâm Hukuku’ Terimi Kaç Yaşında? ‘Fıkıh’ Terimi Yerine Ne Zamandan Beri ‘İslâm Hukuku’ Terimi Kullanılıyor?”, anayasa.gen.tr/islam-...yasinda.htm (3 Ağustos 2019)


DİPNOTLAR
* http://www.anayasa.gen.tr/gozler.htm.
(1) Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, Aydın Kitabevi, 1984, s.453; Kubbealtı Lügati, “Hukuk” Maddesi (lugatim.com) (Erişim Tarihi: 28 Temmuz 2019).
(2) 1451 tarihli Ferec Ba'd eş-Şidde’de hukuk kelimesinin geçtiği cümle şöyledir: “Atamuŋ üzerüŋüzde haḳları vardır, ol ḥuḳūḳı yerine getirüŋ” (Nişanyan Sözlüğü, “Hukuk” Maddesi, (nisanyansozluk.com/) (Erişim Tarihi: 28 Temmuz 2019).
(3) Örnekler için Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’ye teşekkür ederim.
(4) Hans Wehr, A Dictionary of Modern Written Arabic, İthaca, New York, Wiesbaden, Spoken Language Service, 3. Baskı, 1976, s.192.
(5) Örnek olarak bkz.: Cambridge English-Arabic Dictionary, “Law” Maddesi (dictionary.cambridge.org) (Erişim Tarihi: 28.7.2019).
(6) Thomas-Xavier Bianchi, Vocabulaire Français-Turc (à l'usage des interprètes, des commerçans, des navigateurs, et autres voyageurs dans le Levant…), Paris, Everat, Imprimeur de la société de géographie, 1831, s.160 (books.google.com.tr/) (E.T.: 28.7.2019). Bianchi’nin Vocabulaire’inde “droit” kelimesinin karşılığı olarak “hukuk” kelimesinin verilmemesi konusundaki bilgiyi ilk kez Hüseyin Hatemi’nin Medenî Hukuka Giriş (İstanbul, Filiz, 2. Baskı, 1999, s.28) isimli kitabında görmüştüm.
(7) Jean Daniel Kieffer ve Thomas-Xavier Bianchi, Türk ve Fransa Lisanlarının Lûgatı: Dictionnaire Turc-Français (A l'usage des agents diplomatiques et consulaires, des commerçants, des navigateurs et autres voyageurs dans le Levant), Paris, Imprimerie royale, 1835, c.I, s.431 (books.google.de).
(8) Nişanyan Sözlüğü, “Hukuk” Maddesi, (nisanyansozluk.com/)  (E.T.: 28.7.2019).
(9) Nişanyan Sözlüğü, “Hukuk” Maddesi, (nisanyansozluk.com/) (E.T.: 28.7.2019).
(10) Şemseddin Sami, Kamus-u Türkî, Dersaadet, İkdam Matbaası, 1317 (1901), s.552.
(11) Şemseddin Sami, Kamus-u Fransevı̂: Fransızcadan Türkçeye Lûgat = Dictionnaire français-turc, İstanbul, Mihran Matbaası, 1315 (1898) c.I, s.652.
(12) Diran Kelekian, Kamus-u Fransevi: Türkçeden Fransızcaya Lügat (Dictionnaire turc-français), İstanbul, Mihran, 1911, s.512 (Bu kitabın taranmış tam metnine online olarak TBMM Kütüphanesinin Açık Erişim Siteminden ulaşılabilmektedir: http://hdl.handle.net/11543/1605).
(13) Bu konuda literatür çok sınırlıdır. Varsa da biz ulaşamadık. Görebildiğimiz kadarıyla hukuk kelimesinin ne zaman ortaya çıktığı hususuna doğrudan sadece iki kaynakta değiniliyor. Birincisi Hüseyin Hatemi’nin Medenî Hukuka Giriş (İstanbul, Filiz, 2. Baskı, 1999) kitabıdır. Bu kitabın 28’inci sayfasında konu yarım sayfa içinde incelenir. İkincisi Mürteza Bedir’in “Fıkıh to Law: Secularization through Curriculum” başlıklı makalesidir. Bu makalenin çeşitli sayfalarında Türkiye’de modern anlamda “hukuk” kelimesinin ne zaman ortaya ve “fıkıh” kavramının nasıl “hukuk” kavramına dönüştüğü sorunu incelenmektedir. Bkz.: Mürteza Bedir, “Fıkıh to Law: Secularization through Curriculum”, Islamic law and Society, Cilt 11, No. 3, 2004, s.378-401.
Cemil Bilsel, “Devletler Hukuku mu, Devletler Arası Hak mı?” (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 6, Sayı 4, 1940, s.631-644) başlıklı makalesinde de hukuk kelimesinin ortay çıkışı hakkında değerli bilgiler vardır; ancak yazar, “hukuk” kelimesinin ne zaman ortaya çıktığı sorunun değil, Türkiye’de “uluslararası hukuk” için kullanılan terimlerin (hukuk-u milel, hukuk-u düvel, hukuk-u beneddüvel, devletler hukuku) neler olduğunu ve bu terimlerin ilk defa ne zaman ortaya çıktıklarını inceler.
Ali Adem Yörük’ün “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)” (Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 2, 2006 (Güz), s.103-104. Başlıklı makalesi de konumuz açısından çok önemli bir kaynaktır. Ancak makalede “hukuk” kelimesinin ilk defa ne zaman ortaya çıktığı konusu doğrudan doğruya incelenmez.
(14) Cemil Bilsel, “Devletler Hukuku mu, Devletler Arası Hak mı?”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 6, Sayı 4, 1940, s.638-639. Bilsel, Tarih-i Cevdet, Cilt 7, s.421-422’ye atıfta bulunuyor.
(15) Bilsel, op. cit., s.639. Bilsel, takrir ile ilgili olarak Lûtfi Tarihi, s.2’ye atıfta bulunuyor.
(16) Ottokar von Schlechta-Wssehrd, Kitab-ı Hukuk-u Milel (كتاب حقوق ملل), Viyana, Darü'l-Tebaatü'l İmparatoriye, 1847, 97 s. (books.google.com.tr).
(17) Hukuk kelimesinin ilk defa bu kitapta kullanıldığı konusunda bkz.: Hatemi, op. cit., s.28; Bilsel, op. cit., s.639.
(18) Ottokar von Schlechta-Wssehrd, Hukuk-u Milel (حقوق ملل), İstanbul, Elcevaib Matbaası, 1295 (1879/1880) (loc.gov/item/2018672752/).
(18a) Bilsel, op.cit., s.639.
(18b) Mustafa Serdar Palabıyık, “The Emergence of the Idea of ‘International Law’ in the Ottoman Empire before the Treaty of Paris (1856)”, Middle Eastern Studies, Cilt 50, Sayı 2, 2014, s.235.
(18c) Mustafa Serdar Palabıyık, Koca Hüsrev Paşanın Vattel’den yaptırdığı çevirinin künye bilgisi olarak şunu vermektedir: E. de Vattel, Hukuk-u Milel, trans. A. Muhammed (?) (National Library of Turkey, 06 Mil Yz A1275, 1255 [1839]). Millî Kütüphane kataloglarından “Mf1994 A 3662” numarayla bir şöyle bir mikrofilm kaydına ulaşılmaktadır: Vattel, Emerich de, Hukuk-ı düvel tercemesi (1. cild Hakk un-nâs) (Hukuk-ı nasi veyahud milel ve ümemin ve müluk ve hükümdaranın etvar ve ef'aline umur'u ahvaline tevfik olunan kanun-ı tabi'i) [mikroform] – 1963, 1 mikrofilm makarası; 35 mm. Aslın yazma olduğu ve Hüsrev Paşa Kütüphanesinde bulunduğu belirtilmiştir. Aslın tarihinin ne olduğu katalogda belirtilmemektedir.
(18d) Bu konuda bkz.: Arzu Meral, “A Survey of Translation Activity in the Ottoman Empire”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, Sayı XLII,2013, s.143
(19) O. de Schlechta-Wssehrd, Manuel terminologique Français-Ottoman (Mecmua-i Istılahat-ı Resmiye), Viyana, Imprimerie Impériale, 1870, 200 s. Kitabın tam metnine online olarak Google Books’tan ulaşılabilmektedir (books.google.com.tr). Kitap hakkında şu makalede bilgi vardır: Ali Adem Yörük, “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 2, 2006 (Güz), s.103-104.
(20) O. de Schlechta-Wssehrd, Manuel terminologique Français-Ottoman, op. cit., s.118-119.
(21) Ali Adem Yörük, “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 2, 2006 (Güz), s.106.
(22) Paul Pradier-Fodérë, Hukuk-u Umumiye, Çev.: Kani Paşazade Rifat, İstanbul, 1290 (1873/74). Kitap hakkında şu makalede bilgi vardır: Ali Adem Yörük, “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 2, 2006 (Güz), s.106.
(23) Yörük, “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)”, op. cit., s.106.
(23a) Ali Suavi, “Duruva: İlm-i Usûlü’l-Hukûk”, Ulûm Gazetesi, (Paris, Trouville), Sayı 18, 1287 [1871], s.1065-1081 (Makalenin orijinal haline İSAM Veri Tabanından ulaşılabilmektedir: isamveri.org/.../1287_18_SUAVIA.pdf).
(23b) Zannımca 1800’lerin ikinci yarısında Osmanlı'da “hukuk” kelimesinin modern anlamda kullanımı yerleşmeseydi, muhtemelen Fransızca “droit” kelimesi Türkçeye “duruva” şeklinde aktarılacak ve biz de bugün “hukuk” kelimesi yerine “duruva” kelimesini kullanıyor olabilecektik. Nitekim, Ali Suavi’den başka “duruva” kelimesini kullananlar da vardır:
Örneğin Ahmet Mithat’ın Müdafaaya Mukabele ve Mukabeleye Müdafaa (İstanbul, Tercüman-ı Hakikat Matbaası, 1299/1883) isimli kitabında “duruva (دروا)” kelimeleri geçmektedir (books.google.com.tr/...).
Fethi Gedikli’nin, “İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ne Zaman Kuruldu?” başlıklı makalesinde (op.cit., s.97) yaptığı bir alıntıdan Mahmud Cevad’ın Maârif-i Umumiye Nezareti Tarihçe-i Teskilat ve İcraatı (İstanbul, Matbaa-i Amire, 1338) kitabının 205’inci sayfasında “lisansiye an duruva” terimini geçtiği anlaşılmaktadır. Bu terim, Fransızca “licencié en droit” teriminin söylenişi olmalıdır. (“Lisansiye an druva” Gedikli’nin makalesinde [op. cit., s.97] “lisansiye anderva” şeklinde yazılmıştır. Doğrusu “lisansiye an duruva” olmalıdır.
Meclis-i Ayan’da Azaryan Efendi’nin 2 Mart 1327 (1911) tarihinde yaptığı konuşmada “druva enternasyonal” terimi kullanılmıştır (Meclisi Ayan Zabıt Ceridesi, Devre 1, Cilt 2, İçtima Senesi  3, Kırkbirinci İnikad, 2 Mart 1327 (1911), s.77). “Druva enternasyonal” terimi Fransızca “droit international” teriminin söylenişidir.
(24) “Hukuk” kelimesinin “Mekteb-i Hukuk”un isminde kullanılması konusundaki gözlemler için bkz.: Hatemi, op. cit., s.28; Bedir, op. cit., s.383.
(25) Fethi Gedikli, “İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ne Zaman Kuruldu?”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 69, Sayı 1-2, 2011, s.91; Ali Adem Yörük, Mekteb-i Hukuk’un Kuruluşu ve Faaliyetleri (1878-1900), Basılmamış yüksek lisans tezi, İstanbul, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2008, s.158 (Teze YÖK Tez Merkezinden ulaşılabilmektedir (tez.yok.gov.tr/).
(26) Gedikli, op. cit., s.94.
(27) Gedikli, op. cit., s.102.
(28) Ali Adem Yörük, “Mekteb-i Hukuk’un Kuruluşu ve Faaliyetleri (1878-1900)” başlıklı yüksek lisans tezinde Mekteb-i Hukuk-u Sultanî de ve Mekteb-i Hukukta çeşitli yıllarda okutulan derslerin listelerini vermektedir (Yörük, Mekteb-i Hukuk’un Kuruluşu ve Faaliyetleri: 1878-1900, op. cit., s.67-82).
(29) Bkz. Yörük, Mekteb-i Hukuk’un Kuruluşu ve Faaliyetleri: 1878-1900, op. cit., s.69.
(30) Yörük, Mekteb-i Hukuk’un Kuruluşu ve Faaliyetleri: 1878-1900, op. cit., s.70-82’deki tablolara bakınız.
(31) Bilsel, op. cit., s.640.
(32) Bilsel, op. cit., s.640.
(33) Bu kitap hakkında bir inceleme yazısı için bkz.: Tekin Akıllıoğlu, “Hukuk-u İdare Üzerine”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 16, Sayı 2, 1983, s.56-69.
(34) Babanzade İsmail Hakkı, Hukuk-u Esasiye, İstanbul, 1909. Bu kitabın 1913’te yapılan ikinci baskısı yeni harflere çevrilip 2014’te yayınlanmıştır. Bkz.: Babanzade İsmail Hakkı, Hukuk-u Esasiye (Haz. Fernaz Balcıoğlu ve Ayça Büşra Balcıoğlu), Ankara, Erguvanî Yayınevi, 2014, 464 s.
(35) Mürteza Bedir, “hukuk” kelimesinin 1800’lerin sonlarında ve 1900’lerin başlarında ne kadar yaygınlaştığını göstermek için “Hukuk-u Aile Kararnamesi”ni örnek olarak verir. Bkz. Bedir, op. cit., s.388.
(36) Talip Türcan, İslâm hukuku teriminin “günümüzde artık neredeyse çekincesiz olarak kullanıl(dığını)” yazar (Talip Türcan, “Fıkıhdan İslâm Hukukuna: Fıkhın İslâm Hukukuna Evrilme Süreci Üzerine Bazı Düşünceler”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, Sayı 6, 2005, s.16.
(37) Mart 2019 itibarıyla ilahiyat fakültelerimizde bulunan 15 adet “fıkıh anabilim dalı”na karşılık toplam 81 adet “İslâm hukuku” anabilim dalı bulunmaktadır. Bkz.: Kemal Gözler, Fıkıh-Hukuk ilişkisi Üzerine, Bursa, Ekin, 2019, s.77-80.
(38) “Onunla hukukumuz eskidir” deyiminde geçen “hukuk” kelimesi “bağlayıcı kurallar bütünü” değil, “ahbaplık, dostluk” anlamına gelir. Bu konuda TDK Türkçe Sözlük'te “Hukuk” maddesinin 5 nolu anlamına bakılabilir (http://sozluk.gov.tr/).
(39) Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, İstanbul, İnkılap, 2013, 2 Cilt.
(40) TDK Atasözleri ve Deyimler Sözlüğünde (http://sozluk.gov.tr/) yaptığım sorgunun ekran görüntüsünü aşağıya koyuyorum:
(41) Nişanyan Sözlük, “Anonim” Maddesi, nisanyansozluk.com (E.T.:30.7.2019).
(42) Kemal Gözler, “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine Bir Deneme”, Türkiye Günlüğü, Sayı 129, Kış 2017, s.5-9 (anayasa.gen.tr/) (Yayın Tarihi: 31 Mart 2017).
(43) Gözler, “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine Bir Deneme”, op. cit., s.5-9.
(44) Kemal Gözler, “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine İkinci Deneme: ‘Mülk’, ‘Dırjava’ ve ‘Gosudarstvo’ Kelimeleri Hakkında Bazı Düşünceler”, Türkiye Günlüğü, Sayı 130, Bahar 2017, s.41-45 (anayasa.gen.tr/) (Yayın Tarihi: 13 Nisan 2017).


BİBLİYOGRAFYA
ALİ SUAVİ, “Duruva: İlm-i Usûlü’l-Hukûk”, Ulûm Gazetesi, (Paris, Trouville), Sayı 18, 1287 [1871], s.1065-1081 (MakaleYE İSAM Veri Tabanından ulaşılabilmektedir: isamveri.org/.../1287_18_SUAVIA.pdf).
AKSOY (Ömer Asım), Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, İstanbul, İnkılap, 2013, 2 Cilt.
BABANZADE İsmail Hakkı, Hukuk-u Esasiye, İstanbul, 1909. Bu kitabın 1913’te yapılan ikinci baskısı yeni harflere çevrilip 2014’te yayınlanmıştır. Bkz.: Babanzade İsmail Hakkı, Hukuk-u Esasiye (Haz. Fernaz Balcıoğlu ve Ayça Büşra Balcıoğlu), Ankara, Erguvanî Yayınevi, 2014, 464 s.
BEDİR (Mürteza), “Fıkıh to Law: Secularization through Curriculum”, Islamic Law and Society, Cilt 11, No. 3, 2004, s.378-401.
BIANCHI (Thomas-Xavier), Vocabulaire Français-Turc (à l'usage des interprètes, des commerçans, des navigateurs, et autres voyageurs dans le Levant…), Paris, Everat, Imprimeur de la société de géographie, 1831, s.160 (books.google.com.tr/) (E.T.: 28.7.2019).
BİLSEL (Cemil), “Devletler Hukuku mu, Devletler Arası Hak mı?”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 6, Sayı 4, 1940, s.631-644.
Cambridge English-Arabic Dictionary, dictionary.cambridge.org/ (Erişim Tarihi: 28.7.2019).
DEVELLİOĞLU (Ferit), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, Aydın Kitabevi, 1984, s.453;
GEDİKLİ (Fethi), “İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ne Zaman Kuruldu?”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 69, Sayı 1-2, 2011, s.91-104.
GÖZLER (Kemal), “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine Bir Deneme”, Türkiye Günlüğü, Sayı 129, Kış 2017, s.5-9 (anayasa.gen.tr/) (Yayın Tarihi: 31 Mart 2017).
GÖZLER (Kemal), “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine İkinci Deneme: 'Mülk', 'Dırjava' ve 'Gosudarstvo' Kelimeleri Hakkında Bazı Düşünceler”, Türkiye Günlüğü, Sayı 130, Bahar 2017, s.41-45 (anayasa.gen.tr/) (Yayın Tarihi: 13 Nisan 2017).
GÖZLER (Kemal), Fıkıh-Hukuk ilişkisi Üzerine, Bursa, Ekin, 2019 (.anayasa.gen.tr/).
HATEMİ (Hüseyin), Medenî Hukuka Giriş, İstanbul, Filiz, 2. Baskı, 1999
books.google.com.tr.
loc.gov.
KELEKİAN (Diran), Kamus-u Fransevi: Türkçeden Fransızcaya Lügat (Dictionnaire turc-français), İstanbul, Mihran, 1911, s.512 (Bu kitabın taranmış tam metnine online olarak TBMM Kütüphanesinin Açık Erişim Siteminden ulaşılabilmektedir: http://hdl.handle.net/11543/1605).
KIEFFER (Jean Daniel) ve BİANCHİ (Thomas-Xavier), Türk ve Fransa Lisanlarının Lûgatı: Dictionnaire Turc-Français (A l'usage des agents diplomatiques et consulaires, des commerçants, des navigateurs et autres voyageurs dans le Levant), Paris, Imprimerie royale, 1835, c.I, s.431 (books.google.de/).
KUBBEALTI Lügati, http://lugatim.com (Erişim Tarihi: 28 Temmuz 2019).
MERAL (Arzu), “A Survey of Translation Activity in the Ottoman Empire”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, Sayı XLII,2013, s.103-144
NİŞANYAN (Sevan), Nişanyan Sözlüğü, (nisanyansozluk.com/) (Erişim Tarihi: 28 Temmuz 2019).
PALABIYIK (Mustafa Serdar), “The Emergence of the Idea of ‘International Law’ in the Ottoman Empire before the Treaty of Paris (1856)”, Middle Eastern Studies, Cilt 50, Sayı 2, 2014, s.233-251.
SCHLECHTA-WSSEHRD (Ottokar de), Manuel terminologique Français-Ottoman (Mecmua-i Istılahatı Resmiye), Viyana, Imprimerie Impériale, 1870, 200 s.
SCHLECHTA-WSSEHRD (Baron Ottokar von), Kitab-ı Hukuk-u Milel (كتاب حقوق ملل), Viyana, Darü'l-Tebaatü'l İmparatoriye, 1847, 97 s. (books.google.com.tr/).
SCHLECHTA-WSSEHRD (Baron Ottokar von), Hukuk-u Milel (حقوق ملل), istanbul, Elcevaib Matbaası, 1295 (1879/1880) (loc.gov/item/2018672752/).
ŞEMSEDDİN SAMİ, Kamus-u Fransevı̂: Fransızcadan Türkçeye Lûgat = Dictionnaire français-turc, İstanbul, Mihran Matbaası, 1315 (1898), Cilt I
ŞEMSEDDİN SAMİ, Kamus-u Türkî, Dersaadet, İkdam Matbaası, 1317 (1901)
TDK Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü (http://sozluk.gov.tr).
TÜRCAN (Talip), “Fıkıhdan İslâm Hukukuna: Fıkhın İslâm Hukukuna Evrilme Süreci Üzerine Bazı Düşünceler”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, Sayı 6, 2005, s.11-22.
WEHR (Hans), A Dictionary of Modern Written Arabic, İthaca, New York, Wiesbaden, Spoken Language Service, 3. Baskı, 1976, s.192.
YÖRÜK (Ali Adem), “İlk Hukuk Lügatlerimiz (1870-1928)”, Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları, Sayı 2, 2006, Güz, s.99-128.
YÖRÜK (Ali Adem), Mekteb-i Hukuk’un Kuruluşu ve Faaliyetleri (1878-1900), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2008, s.158 (Teze YÖK Tez Merkezinden ulaşılabilmektedir: tez.yok.gov.tr/).



(c) Kemal Gözler, 2019.

UYARI: Makalemin tam metin olarak başka internet sitelerinde, gazete veya dergilerde yayınlanmasına rızam yoktur. Makalemden ancak miktar olarak yarısını aşmamak ve www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm adresine link verilmek şartıyla alıntı yapılabilir.

Bu makaleye aşağıdaki şekilde atıf yapılması önerilir: Kemal Gözler, “'Hukuk' Kelimesi Kaç yaşında? Etimoloji Bize Ne Söyler?” www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm (Yayın Tarihi: 31 Temmuz 2019).

Bu makale ilginizi çektiyse izleyen makale de ilginizi çekebilir: Kemal Gözler, Kemal Gözler, “‘Devlet’ Kelimesi Üzerine Bir Deneme”, Türkiye Günlüğü, Sayı 129, Kış 2017, s.5-9 (www.anayasa.gen.tr/devlet-kelimesi.html (Yayın Tarihi: 31 Mart 2017).
Bu makale ilginizi çektiyse izleyen kitabım da ilginizi çekebilir: Kemal Gözler, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin, 23. Baskı, 2019.


Copyright ve Sorumluluk
İktibas (Alıntı) Koşulları
Atıf (Kaynak Gösterme) Usulleri

Editör: Kemal Gözler
E-Mail:
twitter.com/k_gozler
Ana Sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu Sayfa: www.anayasa.gen.tr/hukuk-kac-yasinda.htm
İlk Yayın tarihi: 1 Ağustos 2019, Saat 15:20
Değişiklikler/Düzeltmeler/Geliştirmeler: 1 Ağustos 2019, Saat 23:05; 2 Ağustos 2019, Saat 11:30; 15:50